Foruma giriş için E-Mail Adresinizi kullanmanız gerekmektedir.
Merhaba!
Sitemize giriş yapabilmeniz için E-Mail adresinizi kullanın.
Artık kullanıcı adı ile giriş yapamazsınız.
İyi Eğlenceler!
ÖNEMLİ

Etiketlenen üyelerin listesi

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Uyak (Kafiye) ve Ölçü: Uyak (Kafiye) Türleri


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.
Toplam 5 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 5 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Şu an EDEBIYAT kategorisindeki Uyak (Kafiye) ve Ölçü: Uyak (Kafiye) Türleri isimli konuyu okuyorsunuz.
  1. #1
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Uyak (Kafiye) ve Ölçü: Uyak (Kafiye) Türleri

    Uyak (Kafiye) Türleri


    Uyak (Kafiye), mısra sonlarındaki yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı kelimelerin, eklerin benzerliğine denir.


    1- Yarım Kafiye:
    - Tek ses benzeşmesine dayanan kafiyeye yarım kafiye denir.
    - Genellikle Halk Edebiyatında kullanılır.
    Benim çektiğimi kim çeker
    Gözlerinden kanlı yaş döker
    Bulanık bulanık akar
    Dağların seliyim şimdi
    (“-er“: Redif | “-k“: Yarım Kafiye)
    2- Tam Kafiye:
    - İki ses benzeşmesine dayanan kafiyeye tam kafiye denilir.
    Orhan zamanından kalma bir duvar
    Onunla bir yaşta ihtiyar çınar
    (“-ar“: Tam Kafiye)
    Zamanla nasıl değişiyor insan
    Hangi resmime baksam ben değilim
    Nerde o günler, o şevk, o heyecan
    Bu güler yüzlü adam ben değilim
    Yalandır kaygısız olduğum, yalan
    (“-an“: Tam Kafiye | “-ben değilim“: Redif | “-am“: Tam Kafiye)
    Not: Dilimize yabancı dillerden geçmiş “â, î, û” gibi uzun sesler iki ses değerine sahiptirler. Dizeler arasında sadece bu seslerden oluşan bir benzeşme varsa bu tam kafiyedir. Türkçenin Tarihi, Orhun Abideleri, Anlatım Bozuklukları, Cümlenin Öğeleri, Yazım ve Noktalama, Türkoloji Makaleleri, Edebiyat Nedir?, Alfabelerimiz, Atasözleri, Bulmacalar, Edebi Sanatlar, Sınav Soruları, Kpss, Oks, Öss, Bunları Biliyor musunuz?, Özlü Sözler, Güzel Sözler, Türkçe, Edebiyat, Masallar, Destanlar, Astroloji, Roman Özetleri
    3- Zengin Kafiye:
    - İkiden fazla sesin benzeşmesiyle oluşan kafiyeye denir.
    - Daha çok Divan şiirinde kullanılır.Çok sürse ayrılık, aradan geçse çok sene
    Biz sende olamazsak bile sen bizdesin gene(“-ene“: Zengin Kafiye)Bin bahçeli beldemizi yâd ellere bıraktık
    Gölgesinde barınacak tek ağacım yok artık(“-tık“: Zengin Kafiye)
    4- Tunç Kafiye
    - Kafiyedeki kelimelerden birinin, diğerini içinde aynen bulunması yani tekrar edilmesiyle oluşan kafiyeler tunç kafiye denir.
    Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım
    Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım
    (“-aşarım“: Tunç Kafiye)
    Bursa’da bir eski cami avlusu
    Mermer şadırvanda şakırdayan su
    (“-su“: Tunç Kafiye)
    Bir eşek var idi zâif u nizâr
    Yük elinden katı şikeste vü zâr
    (“-zâr“: Tunç Kafiye)
    5- Cinaslı Kafiye
    - Yazılışları ve okunuşları aynı anlamı farklı olan kelimelerle yapılan kafiyeye cinaslı kafiye denir.
    - Cinaslı kelimeler daha çok manilerde kafiye olarak kullanılır.
    Niçin kondun a bülbül
    Kapımdaki asmaya
    Ben yârimden vazgeçmem
    Götürseler asmaya
    (“-asmaya“: Cinaslı Kafiye)
    Kararmış kara gözler
    Dermanım kara gözler
    Gemim deryada kaldı
    Yelkenim kara gözler
    (“-kara gözler“: Cinaslı Kafiye
    Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç
    Bu son fasıldır ey ömrüm, nasıl geçersen geç
    (“-geç“: Cinaslı Kafiye)
    Redif:
    - Şiirde kafiyeden sonra gelen yapı ve anlam bakımından benzerlik taşıyan eklere, kelimelere veya kelime gruplarına redif denir.
    - Halk şiirimizde redife kafiyeden daha çok önem verilmiştir.
    - Redif kelimesinin sözlük anlamı “arkadan gelen”dir.
    Aşk bir şem-i ilahîdir benim pervânesi -si: Redif
    Şevk bir zincirdir gönlüm ânın divânesi -vâne: Zengin kafiye

    Efendimsin cihânda itibârım varsa sendendir – ım varsa sendendir: Redif
    Meyân-ı âşıkânda iştihârım varsa sendendir -âr(aar olduğundan): Zengin Kafiye Şeyh Galib

    Bizim elde bahar olur, yaz olur – olur : Redif
    Göller dolu ördek olur, kaz olur – az: Tam Kafiye
    Sevgi arasında yüz bin naz olur
    Suçumu bağışla, ben sana kurban
    …İkinci Kaynak…

    KAFİYE (UYAK): Mısra sonlarındaki yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı kelimelerin, eklerin benzerliğine kafiye denir.

    Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü,
    Nücuma sor ki, bu kirpikler uyku görmüş mü?
    1) YARIM KAFİYE: Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir.
    Örnek-1
    Ben çektiğim kimler çeker
    Gözlerim kanlı yaş döker
    Bulanık bulanık akar
    Dağlarım seliyim şimdi

    Örnek-2
    İstedim kendimi bu göle atam
    Elimi uzatıp yavruyu tutam
    Örnek-3
    Üstümüzden gelen boran kış gibi
    Şahin pençesinde yavru kuş gibi
    Seher sabahında rüya düş gibi
    Çağıta bağırta aldı dert beni
    2) TAM KAFİYE: İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.
    Örnek-1
    Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum,
    Kimdir o, nasıldır diye rüzgarlara sordum,
    Hulyamı tutan bir büyü var onda diyordum
    Örnek-2
    Sen miydin o afet ki dedim, bezm-i ezelde
    Bir kanlı gül ağzında ve mey kasesi elde,
    Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,
    Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı.
    Örnek-3
    On atlıya karar verdim yaşını
    Yenice sevdaya salmış başını
    El yanında yakar gider kaşını
    Tenhalarda gülüşünü sevdiğim.
    3) ZENGİN KAFİYE: Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.
    Örnek-1
    Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk,
    Soğuk bir mart sabahı.. Buz tutuyor her soluk
    Örnek-2
    Baygın bir ihtizaz ile bi-huş akar dere,
    Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere…
    Örnek-3
    Miskin Yunus biçareyim
    Baştan ayağa yareyim
    Dost ilinden avareyim
    Gel gör beni aşk neyledi
    4) CİNASLI KAFİYE: Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir.
    Örnek-1
    Niçin kondun a bülbül
    Kapımdaki asmaya
    Ben yarimden vazgeçmem
    Götürseler asmaya
    Örnek-2
    Bilmem ki yaz mı gelmiş
    Niçin açmış gül erken
    Aklımı kayıp ettim
    Nazlı yarim gülerken
    Örnek-3
    Kendin çöz kendin tara Bağ bana
    Değmesin el başına Bahçe sana bağ bana
    Ben yarime kavuştum Değme zincir kar etmez
    Darısı el başına Zülfün teli bağ bana
    REDİF: Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime ve kelime gruplarının tekrar edilmesine “redif” denir.
    Örnek-1
    Bizim elde bahar olur, yaz olur.
    Göller dolu ördek olur, kaz olur.
    Sevgi arasında yüz bin naz olur.
    Suçumu bağışla, ben sana kurban.
    Örnek-2
    Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar,
    Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar
    Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu.
    Gökler bulutlanıyor, rüzgar serinliyordu.

    İlk olarak dizelerin son seslerine bakılarak bir dörtlüğün kafiye düzeni çıkarılır. Kafiye düzenlerinin, mısraların son seslerindeki düzene göre çeşitleri vardır.
    1- Düz Kafiye: Birinci mısra ile ikinci mısraın; üçüncü mısra ile dördüncü mısraın birbiriyle kafiyeli olmasıdır aaaa, aabb, aaab. Mesnevi tarzı kafiye de denilir.
    a- İftardan önce gittim Atik-Vâlde semtine,
    a- Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine
    b- Sessizdiler. Fakat Ramazan maneviyyeti
    b- Bir tatlı intizara çevirmiş sükûneti
    a- Gökyüzünde tüten olsam
    a- Yeryüzünde biten olsam
    b- Al benekli keten olsam
    b- Yar boynuna sarsa beni
    2- Çapraz Kafiye: Bir dörtlükte; birinci mısra ile üçüncü mısraın, ikinci mısra ile de dördüncü mısraın kafiyeli olmasıdır. abab şeklinde gösterilir.Türkçenin Tarihi, Orhun Abideleri, Anlatım Bozuklukları, Cümlenin Öğeleri, Yazım ve Noktalama, Türkoloji Makaleleri, Edebiyat Nedir?, Alfabelerimiz, Atasözleri, Bulmacalar, Edebi Sanatlar, Sınav Soruları, Kpss, Oks, Öss, Bunları Biliyor musunuz?, Özlü Sözler, Güzel Sözler, Türkçe, Edebiyat, Masallar, Destanlar, Astroloji, Roman Özetleria- Hayran olarak bakarsınız da
    b- Hûlyanızı fetheder bu hâli
    a- Beş yüz sene sonra karşınızda
    b- İstanbul Fethi’nin hayâlia- Bir hayalet gibi dünya güzeli
    b- Girdiğinden beri rüyâlarına,
    a- Hepsi meshûr, o muamma güzeli
    b- Gittiler görmeye Kaf dağlarına
    3- Sarma (l) Kafiye: Bir dörtlükte; birinci mısra ile dördüncü mısraın ve ikinci mısra ile de üçüncü mısraın kafiyeli olmasıdır. abba şeklinde gösterilir.
    a- İhtiyar elini bağrına soktu,
    b- Dedi ki, “İstanbul Muhasarası
    b- Başlarken aldığım gaza yarası
    a- İçinden çektiğim bu oktu!”
    b- Bir sonbahar akşamı… sahillerdeyim a Gamlı bir heykel gibi kayalarla ben
    b- Dağınık saçlarımdan pervasız esen
    a- Rüzgârların elinde bir kırık neyim

    1. Şiirde mısralar arası hece sayısı eşitliğine dayanır.
    2. Türkçe kelimelerde hemen hemen bütün heceler eş değerde söylenir. Hecelerde kalınlık, incelik, uzunluk, kısalık farkı gözetilmez. Bu bakımdan hece ölçüsü Türk dilinin yapısına da en uygun ölçüdür.
    3. Milli ölçümüzdür.
    4. Hece ölçüsüne parmak hesabı da denilir.
    5. Hece ölçüsü, Türk edebiyatının başlangıcından bu yana kullanılmıştır. İslamiyetten sonra Divan edebiyatında aruz ölçüsü kullanılırken, Halk edebiyatında hece ölçüsü kullanılmaya devam etmiştir. .
    6. Hece ölçüsünün "hece sayısı" ve "duraklar" olmak üzere iki temel özelliği vardır.
    a. Hece Sayısı
    Hece ölçüsüyle yazılmış bir şiirin bütün mısralarında eşit sayıda bulunur. Hece sayısı aynı zamanda o şiirin kalıbı demektir.
    Bu va tan top ra ğın ka ra bağ rın da ->11 hece
    Sı ra dağ lar gi bi du ran la rın dır ->11 hece
    Bir ta rih bo yun ca o nun uğ run da ->11 hece
    Ken di ni ta ri he ve ren le rin dir ->11 hece
    Bu dörtlükteki bütün dizeler 11 heceden oluşmaktadır. Dolayısıyla bu şiir Hece ölçüsünün 11'li kalıbıyla yazılmıştır.
    Bu da ğı a şam de dim
    A şam do la şam de dim
    Bir ha yır sız yâr i çin
    Her ke se pa şam de dim

    Bu dörtlük 7'li hece kalıbıyla yazılmıştır.

    Baş ka sa nat bil me yiz, kar şı mız da du rur ken
    Söy len me miş bir ma sal gi bi A na do lu'muz

    Bu şiir Hece Ölçüsünün 14'lü kalıbıyla yazılmıştır.
    b. Durak

    Hece ölçüsüyle yazılan şiirlerde, ahengi artırmak amacıyla mısralar belli yerlerinden ayrılır. Bu ayrım yerlerine durak (durgunlanma) denir.

    1. Durak, ahenk sağlayan bir çeşit ses kesimidir.

    2. Sözün gidişi zorlanmadan şiir okuyucusuna bir nefes payı bırakılmıştır.

    3. Duraklarda kelimelerden ortalarından bölünemez. İyi bir durakta kelime mutlaka bitmiştir.

    Not: Bir şiirde, bütün dizelerin durakları aynı olabileceği gibi, belli dizelerde farklı duraklar da kullanılabilir. Bir şiirin her dizesinde farklı duraklar kullanılmışsa, o şiir duraksız kabul edilir.

    4. Hece ölçüsünde ikili, üçlü, dörtlü, beşli, altılı duraklar kullanılmıştır.

    Kalıplar:
    1. Hece ölçüsüyle yazılmış bir şiirde, bir mısradaki hece sayısı o şiirin kalıbıdır.

    2. Hece ölçüsünde "ikili" den "yirmili" ye kadar kalıp vardır.

    3. Türk şiirinde en çok kullanılan kalıplar yedili, sekizli, onbirli, ondörtlü kalıplardır.

    Yedili kalıp:

    Giderim-/yolum yaya 3+4=7'li hece ölçüsü
    Cemâlin-/benzer aya
    Eridim-/hayal oldum
    Günleri-/saya saya
    Sekizli kalıp:
    Gel dilberim-/kan eyleme 4+4=8'li hece ölçüsü
    Seni kandan-/ sakınırım
    Doğan aydan / esen yelden
    Seni gülden / sakınırım (Âşık Ömer)
    Hece ölçüsünün on birli kalıbı:

    İptida Bağdad'a / sefer olanda 6+5=11'li hece ölçüsü
    Atladı hendeği / geçti Genç Osman
    Vuruldu sancaktar / kaptı sancağı
    İletti, bedene / dikti Genç Osman ( Kayıkçı Kul Mustafa )
    Hece ölçüsünün on dörtlü kalıbı:
    Başka sanat bilmeyiz / karşımızda dururken 7+7=14'lü hece ölçüsü.
    Söylenmemiş bir masal / gibi Anadolu'muz
    Arkadaş, biz bu yolda/ türküler tuttururken
    Sana uğurlar olsun / ayrılıyor yolumuz ( Faruk Nafiz Çamlıbel)
    Duraksız şiir: (Hece ölçüsünün on birli kalıbı):
    Bir düşünsen, yarıyı geçti ömrüm 11
    Gençlik böyledir işte, gelir gider; 11
    Ve kırılır sonra kolun kanadın; 11
    Koşarsın pencereden pencereye 11 (Cahit Sıtkı Tarancı)

    Yukarıdaki dörtlüğü oluşturan bütün dizelerdeki hece sayısı 11'dir. Fakat bütün dizelerde duraklar aynı yerde değildir. Kelimeler ortadan bölünemeyeceğine göre bu dörtlüğü duraksız kâbul etmek zorundayız. Bu durumda yukarıdaki şiir hece ölçüsünün 11'li kalıbıyla ve duraksız olarak yazılmıştır diyebiliriz.

    Aruz, Arapça bir kelimedir ve "Çadırın ortasına dikilen direk" anlamına gelir. Bir edebiyat terimi olarak "hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü" demektir.

    1. Aruz ölçüsü ilk olarak Arap edebiyatında kullanılmıştır. Daha sonra İran Edebiyatı'na geçen bu ölçü, 11. yüzyıldan itibaren Türk şairlerince de uygulanmaya başlanmıştır.
    2. Rahat kullanılabilmesi için bol miktarda uzun heceye ihtiyacı olan bu ölçü, aslında Türkçe'nin kelime yapısına uygun değildir. Bu yüzden Aruzu ilk defa kullanan Karahanlılar Türkçe'nin kelimelerini bozarak kısa heceleri uzun okuma yoluna gitmişlerdir. Zamanla bu da yeterli olmamış; şairler, Arapça ve Farsça kelimeleri sık sık kullanmaya başlamışlardır. Bu durum, Türk dilinin kelime hazinesinin giderek yabancı kelimelerle dolmasına yol açmış, böylece şairlerin güzel kullanışlarından mahrum kalan Türkçe, anlam ve kavram bakımından yoksullaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Diğer yandan Türkçe, aldığı bu yabancı kelime ve kavramları Türkçeleştirdiği zaman güçlü bir dil olmuştur. Aruzla birlikte, halk arasında yaşamaya devam eden milli şiir ölçümüz hece, bu yoksullaşmayı bir ölçüde durdurmuş ve Türkçe kendi geleneği içinde varlığını sürdürmüştür.
    3.1908'den sonra şairler arasında başlayan aruz hece tartışması, hecenin zaferi ile sonuçlanmış; ancak Divan Edebiyatı nazım ölçüsü olan aruzun da artık bir Türk şiir ölçüsü olduğu kabul edilmiştir.
    4. Aruz ölçüsü daha çok Divan Edebiyatında kullanılır.
    5. Aruzla yazılan ilk Türk eseri Yusuf Has Hacib'in yazdığı Kutadgu Bilig'dir.
    6. Aruz XI. asırdan beri heceyle beraber kullandığımız ölçüdür. Bu ölçü zamanla Türkçe'ye en iyi şekilde uygulanmış. Mehmet Âkif Ersoy, Yahya Kemâl Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairlerimizin elinde ustalıkla kullanılmıştır.
    Not: Aruz ölçüsünün temeli, hecelerin uzun ve kısa olmaları özelliğine dayanır. Ölçünün doğru bulunması için önce mısradaki hecelerin değerinin tespit edilmesi gerekir. Aruz vezninde heceler iki şekilde değerlendirilir.
    Açık / kısa heceler ( . ) ( v ) | Kapalı / uzun heceler ( - )
    1.Açık / kısa heceler :
    1. Ünlülerle biten hecelerdir.
    2. Bu heceler aruz incelemesinde ( . ) ve ( v ) işaretleriyle gösterilir.
    3. Açık - kısa hecelerin ses değerleri "yarım" kabul edilir.
    2. Kapalı / uzun heceler: Tam ses değeri taşıyan hecelerdir.
    1. Ünsüzlerle ve dilimize Arapça ve Farsça'dan geçmiş uzun ünlüler (â, î, û )'le biten hecelerdir.
    2. Bu heceler aruz incelemesinde (-) işaretiyle gösterilir.
    3. Kapalı- uzun hecelerin ses değeri "tam"dır.
    Not 1: Arapça ve gelme Farsça'dan gelme uzun ünlülerle kurulan ( âb, ûl.) gibi iki sesli hecelerle; ( rûy, rûy, cûy.) gibi üç sesliler yerine göre, aruzda bir buçuk hece değerinde tutulur ve (- . ) işaretiyle gösterilir. Yine bu dillerden gelen iki ünsüz bitişik düzende olan (aşk, ahd.) gibi heceler de, yerine göre bir buçuk hece değerinde kabul edilir.
    Not 2: dize sonundaki bütün heceler uzun - kapalı ( - ) hece kabul edilir. Yani dize sonundaki ses ister uzun ister kısa olsun, mutlaka uzundur.
    1- Aruz ölçüsünde heceler açık (kısa), kapalı (uzun) ve medli (uzatılmış) hece olmak üzere üçe ayrılır.
    2- Başlıca tef'ileler şunlardır:
    Fa' (-)
    Fe ul (. -)
    Fa' lün (- -)
    Fe i lün (. . -)
    Fâ i lün (- . -)
    Fe û lün (. - -)
    Mef û lü (- - .)
    Fe i lâ tün (. . - -)
    Fâ i lâ tün (- . - -)
    Fâ i lâ tü (- . - .)
    Me fâ i lün (. - . -)
    Me fâ î lün (. - - -)
    Me fâ î lü (. - - .)
    Müf te i lün (- . . -)
    Müs tef i lün (- - . -)
    Mü te fâ i lün (. . - . -).
    Burada tef'ilelerle parantez içindeki hecelerinin değerlerinin aynı olduğuna dikkat ediniz.
    Bu temel parçaların birleşmesinden 8 ana kalıp ortaya çıkmıştır:
    1.fa'ûlün (fe'ûlün) (._ _)
    2.fâ'ilün, fâ'ilât (_._)
    3.mefâ'ilün (._._)
    4.fâ'ilâtün (_._ _)
    5.müstef'ilün (_ _._)
    6.mef'ûlâtü (_ _ _ .)
    7.müfâ'aletün (._.._)
    8.mütefâ'ilün (.._._)
    Her beyitte en az dördü bulunan bu parçalara tef'il, tef'ile ya da cüz adı verilir.
    3- Aruz vezninde tef'ileler heceleri bölebilir. Hece ölçüsündeki gibi okuyuşta tef'ilelerde durgu yapılmaz.
    4- Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Zihaf ise imalenin tersine uzun heceyi kısa yapmayı sağlar. Hece ölçüsünde böyle bir mesele yoktur. Türk edebiyatında imale çok sayıda bulunmakla beraber zihaf kusuru hoş karşılanmadığı için çok az yapılmıştır.
    5- Farsça tamlama eki olan "-i" ile "ve" anlamındaki "ü, vü" bağlacı vezin gereği uzun da kısa da olabilir.
    6- Medli heceler hafif bir "i, ı" sesi varmış gibi okunur. Bahâr kelimesi bahâr[ı], eşkden kelimesi ise eşk[i]den şeklinde söylenmelidir.
    7- Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün kalıbıyla yazılan şiirlerde ilk tef'ile bazı mısralarda Fâilâtün, son tef'ile ise Fa'lün olabilir. Bu sadece bu kalıba özgü bir durumdur. Bu kalıpla yazılan şiirlerde başta imale yapmaya gerek yoktur. Farklı tef'ile parantez içinde hemen altında gösterilir.
    8- Türkçe kelimelerle aruz veznindeki başarı Muallim Naci ile başlamış olup Türk aruzu Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Âkif Ersoy tarafından gerçekleştirilmiştir. Hatta Mehmet Âkif o kadar başarılı olmuştur ki bir çok kişi İstiklâl Marşı'nın hece ölçüsüyle yazıldığını zanneder. Oysa bu marş aruzun "Fe i lâ tün / Fe i lâ tün /Fe i lâ tün /Fe i lün" kalıbıyla yazılmıştır.
    9- Aruzla yazılan bir şiirin hece sayısı bazan eşit olabilir. Mısralardaki açık kapalı dizilişinin aynı olması o şiirin aruzla yazıldığın gösterir.
    Cânı cânânı bütün vârımı alsın da Hüdâ (15 hece)
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ (15 hece)
    10- Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar. Ulama genellikle yapılır; fakat her zaman yapılmak mecburiyetinde değildir.
    11- Servet-i Fünun edebiyatçıları bir şiirde değişik aruz kalıpları kullanmak suretiyle serbest vezne zemin hazırlamışlardır. Cenap Şahabetin'in "Elhân-ı Şita" adlı şiiri bu şekilde yazılmıştır. Bu şiirdeki bazı mısralar Feilâtün / Mefâilün / Feilün, bazı mısralar ise Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün kalıbıyla yazılmıştır.
    12- Bir şiirin vezni en az iki mısradan hareket ederek bulunabilir. Tek mısraa bakarak vezin bulunmaz.
    13- Bir şiirin vezni bulunurken şu işlemler yapılır:
    a) Veznini bulacağımız mısraların hecelerindeki uzun seslilere dikkat ederek yazmalıyız.
    b) Önce mısralardaki hecelerin açık mı kapalı mı oldukları tesbit edilir.
    c) Medli hece olup olmayacağı özellikle kontrol edilmelidir. Bu ihmal edilirse bir mısradaki hece değeri eksik çıkar. Mısralardaki heceler sayılarak medli hece olup olmadığı konusunda bir ipucu yakalayabiliriz.

    d) Hecelerin açık kapalı değerleri karşılıklı kontrol edilir. Önce imkân varsa ulama, yoksa imale yapılır. Zihaf çok az bulunduğu için en sonra o ihtimal düşünülür.

    e) Hecelerin karşılaştırılması yapıldıktan sonra açık kapalı değerleri çizgi ve nokta şeklinde ayrı bir yere geçilir. Mısra sayısına göre tef'ile sayısı tahmin edilmeye başlanır. İlk tef'ile en az heceden oluşur. Genelde az heceli Fa', Fe i lün, Fâ i lün gibi tef'ileler sonda bulunur.

    f) Yazılan aruz kalıbı ile işaretler arasında uyum olmasına dikkat etmelidir.
    ARUZ KALIPLARIYLA İLGİLİ UYGULAMALAR

    1. Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün

    Saçma ey gö/z eşk[i]den gön / lümdeki od / lare su
    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _
    Kim bu denlü / tutuşan od / lare kılmaz / çâre su
    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ Fuzûlî

    2. Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün

    Dinle neyden / kim hikâyet / etmede

    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _

    Ayrılıklar / dan şikâyet / etmede

    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ Nahifî

    3. Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün

    (Fâilâtün) (Fa'lün)

    Hani ol gül / gülerek gel / diği demler / şimdi

    . . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / _ _

    Ağlarım hâ / tıra geldik / çe gülüştük / lerimiz

    _ . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / . . _ Mâhir

    4. Feilâtün / Feilâtün / Feilün

    (Fâilâtün) (Fa'lün)

    Ne Süleymân / ne Selîm'in / kuluyuz

    . . _ _ / . . _ _ / . . _

    Hazret-i Rab / b-i rahîmin / kuluyuz

    _ . _ _ / . . _ _ / . . _ Esrar Dede

    5. Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün

    Anı hoş tut / garîbindir / efendi iş / te biz gittik

    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _

    Gönül derler / ser-i kûyun / da bir dîvâ / nemiz kaldı

    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ (Hayâlî)

    6. Mefâîlün / Mefâîlün / Feûlün

    Geçer firkat / zamânı böy / le kalmaz

    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _

    Sağ olsun sev / diğim Mevlâ / kerimdir

    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ Nâilî

    7. Mefâilün / Feilâtün / Mefâilün / Feilün

    Cihânda â / şık-ı mehcû / r[ı) sanma râ / hat olur

    . _ . _ / . . _ _ / . _ _ _ / _ . _

    Neler çeker / bu gönül söy / lesem şikâ / yet olur

    . _ . _ / . . _ _ / . _ . _ / _ . _ Şeyhülislâm Yahya

    8. Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün

    Ağlatma / yacaktın yo / la baktırma / yacaktın

    _ _ . / . _ _ . / . _ _ . / . _ _

    Ol va'de / -i tekrâr[ı] / -be-tekrârı / unutma

    _ _ . / . _ _ . / . _ _ . / . _ _ Esrar Dede

    9. Mef'ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün

    Gül hasre / tinle yolla / ra tutsun ku / lağını

    _ _ . / _ . _ . / . _ _ . / _ . _

    Nergis gi / bi kıyâme / te dek çeksi / n intizar

    _ _ . /. _ _ . / . _ _ . / _ . _ Bâkî

    -----------------------------------------------------------------------

    Aruz, Arap Edebiyatı'nda manzum sözlerdeki ahenk ölçülerini öğreten ilmin adıdır. Hecelerin uzunluk ve kısalıklarına göre düzenlenmiş bir vezindir. Bu vezin Arap'lardan İran'lılara, onlardan da bize geçmiştir.

    İranlılar İslâmiyet'i kabul edince, Arap kültürünün de büyük tesiri altında kaldılar. Şiirde, Arap'ların kullandığı nazım ölçüsü olan aruz'u kullanmaya başladılar. Ancak Arap'ların kullandıkları aruz ölçüsünü olduğu gibi kabul etmediler. Kendilerine göre bir ayıklamaya tabi tutarak kulaklarına hoş, tabiatlarına uygun gelenleri seçtiler ve kullandılar. Aruz vezni, 5-11 inci yüzyıllarda Hakaniye Türkçesi'ne, 7-13 üncü yüzyıllarda Anadolu Türkçesi'ne, 8-14 üncü yüzyıllarda Çağatay ve Azeri Türkçesi'ne girmiş ve zamanımıza kadar bir çok şiirler yazılmıştır.

    11-17 inci yüzyıllar arası ve sonrası bu vezinde edebiyatımızın (Anadolu Türkçesi dönemi) bazı aruz şairleri ile bazı halk şairleri birbirlerinden karşılıklı olarak etkilendiler. Bir kısım divan şairleri hece vezniyle, bir kısım saz şairleri de aruz vezniyle şiirler söylediler. Milli Edebiyat döneminde ve zamanımızda ise şairler aruz veznini bırakarak hece veznine ve serbest tarza yöneldiler.

    Aruzda heceler uzun ve kısa olarak ikiye ayrılır. Uzun heceler çizgi (-), kısa heceler nokta (.) ile gösterilir. Uzun ve kısa heceler çeşitli biçimlerde yan yana gelerek kalıpları oluşturur. Bu kalıplar yan yana geliş biçimlerine göre, failatün, failün, mefailün ve benzeri değişik adlarla anılır. Aruz ölçüsüyle şiir yazmak için sözcükleri bu kalıplara uydurmak gerekir. Aruzda sözcükleri ses özelliklerini bozmadan kullanmak her zaman olanaklı değildir. Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun, kimi zaman da kısa okumak gerekir. Sık rastlanan bu iki duruma imale (uzun okuma) ve zihaf (kısa okuma) denir. Zihaf, aruzda kusur sayılır.

    Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki duraklar yoktur. Dizelerdeki hece sayıları eşit olmayabilir. Dize sonlarındaki heceler kısa da olsa uzun kabul edilir. Aruzda bir sözcük sessiz biter, ondan sonra gelen sözcük sesli harfle başlarsa, bu sesli harf birinci sözcüğün sonundaki sessiz harfi kendisine çeker. Böylece birinci sözcüğün sonundaki sesiz harfle biten uzun hece kısa hece durumuna gelir. Bu duruma da vasl (ulama) denir.
    Açıklama 3:Yazar: Yrd. Doç. Dr. Canan İleri
    Aruz Ölçüsü

    Aruz ölçüsünde ahenk, şiirin dizelerindeki hece sayısına, yapısına ve durağına bağlı denklikle sağlanır. Bu demektir ki aruz ölçüsünde dizedeki hece sayısının ve duraklarının denkliğinin yanı sıra hecelerin açık ya da kapalı oluşları da göz önünde tutulur. Bu durum Arap dilinin özelliğinden kaynaklanır. Araplar fa'ale sözcüğünün türevleri olan fa'lün, fâ'ilün, fa'ilâtün, fe'ilün, fe'ilâtün, fe'ûl, fe'ûlün, mefâ'ilün, müstef'ilâtün sözcükleriyle (tef'ileleriyle) bahr denilen aruz kalıpları oluşturmuşlardır. Arap aruzunda on dokuz bahr vardır. Her bahr için ayrıca kalıplar türetilir. Arap aruzu çok zengindir. Farslar aruzu Araplardan almış, Farsçanın özelliklerine uydurmuşlardır. Türkler de Farslardan aldıkları Acem aruzunu işleyerek, Türk aruzunu oluşturmuşlardır. Türk aruzunda bu kalıplardan altı tanesi çok kullanılır. Şeyh Galip kalıp sayısını dokuza çıkarmıştır.
    Aruza göre kaç türlü hece vardır?

    Aruzu anlamak için Arapçanın hece yapısını bilmek gerekir. Arapçada temel olan ünsüzlerdir. Arap Alfabesinde ünlü olarak yalnız elif vardır; â harfine karşılıktır. vav hem v hem de û yerine kullanılır; ye ise hem ye hem de î yerine kullanılır. Ancak kelimedeki ünlü kısa ise harfle de gösterilmez, ünsüzün üstüne ya da altına hareke konulur. Arapçada temel olarak iki türlü hece vardır: açık hece, kapalı hece. Açık hece ünlüyle biter, kapalı hece ünsüzle biter. Bunlar da ünlülerinin uzun ya da kısa oluşuna göre ayrılır; böylece Arapçanın hece türü dörde çıkar.

    Türkçede iki türlü açık hece vardır; bir ünlüden oluşan açık heceler (a, e, ı, ü...), bir ünsüz + bir ünlüden oluşan açık heceler (sa, ne li, to...). Aruzda Türkçenin açık heceleri kısa açık hece sayılır, değeri yarım sestir. Bunlara benzer heceler Arapça ve Farsçada da vardır.

    Türkçede uzun ünlü yoktur; Arapça ve Farsçada vardır. Ya bir uzun ünlüden kurulmuş ya da bir ünsüzle bir uzun ünlüden kurulmuş hecelerdir. Her ikisinin de değeri tam sestir. Aruz uygulamasında ( _ ) ile gösterilir: â, î, û; mâ, rî, bû...

    Türkçede dört türlü kapalı hece vardır; bir ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (el, iş, or, ut...), bir ünsüz + bir ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (say, der, lir, doy...), bir ünlü + iki ünsüzden oluşan kapalı heceler (alt, ilk, ört, üst...), bir ünsüz + bir ünlü + iki ünsüzden oluşan kapalı heceler (Türk, dört, kırk, dinç, vanç...). Aruzda Türkçenin bu kapalı heceleri hep bir tam ses değerindedir.

    Arapça ve Farsçada uzun ünlülü kapalı heceler vardır; bir uzun ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (âb, âf, ûd...), bir ünsüz + uzun bir ünlüden oluşan kapalı heceler (kâ, dî, bû, bî...), bir ünsüz + uzun bir ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (mâr, yâr, bûy, şîr...), bir ünsüz + bir uzun ünlü + iki ünsüzden oluşan kapalı hecelerdir (dôst, pôst). Aruz uygulamasında bu heceler kimi zaman bir, kimi zaman bir buçuk ses değerindedir, bir buçuk ses değerinde olanlar ( . _ ), ( _ . ) ile gösterilir: mâr, sîm, hûn...
    Aruzda Kalıplar

    Bu açıklamalara göre aruzda kalıp parçaları (tef'ileler) şöyle gösterilir:

    fa'lün: ( _ _ ) : ma'lum (mâlum), saygın...
    fâ'ilün: ( _ . _ ): kâtibân, mâvi kuş...
    fa'ilâtü: ( _ . _ . ) : dizlerinde, gözlerinde...
    fa'ilâtün: ( _ . _ _ ) : nâzenînin, gelmiyorsun...
    fe'ilün: ( . . _ ): gazelin, yakamoz...
    fe'ilâtün: ( . . _ _ ) : şerefinden, sokağından...
    fe'ûl: ( . _ ), ( . ) : elîm, çetin...
    fe'ûlün: ( . _ _ ): Muhammet, çocukluk...
    mef'ûlü: ( _ _ . ) : paymâne, gönlümde...
    mef'ûlün: ( _ _ _ ) : nâşâdın, Mehmetçik...
    mefâ'ilü: (. _ _ .): şehinşâhı, bahârında...
    mefâ'ilün: (. _ . _ ): mürüvvetin, iniş yokuş...

    Bu kalıp parçaları birleştirilerek aruz kalıpları (bahr) oluşturulur. Bu kalıplar da düz kalıplar, yarı karışık kalıplar ve karışık kalıplar olmak üzere üç türlüdür.
    1. Düz Kalıplar

    Pek çok kalıp vardır: Feilâtün feilâtün feilâtün feilün, fâilâtün fâilâtün fâilün, fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün, feûlün feûlün feûlün feûl, mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün, mefâîlün mefâîlün mefâîlün feûlün, müstefilün müstefilün müstefilün müstefilün gibi.

    Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayri (Fuzûlî)
    . . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / _ _
    Feilâtün / feilâtün / feilâtün / fa'lün

    Eşin var, âşiyânın var, bahârın var ki beklerdin (Mehmet Akif Ersoy)
    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _
    Mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün

    Şu bakır zirvelerin ardından (Ahmet Haşim)
    . . _ _ / . . _ _ / _ _
    Feilâtün / feilâtün / fa'lün
    2. Yarı Karışık Kalıplar

    Mefâilün feûlün mefâilün feûlün, mef'ûlü mefâîlün mef'ûlü mefâîlün, mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün vb. kalıplar bulunmaktadır.

    Yine zevrak-i derûnum kırılıp kenâre düştü (Şeyh Galip)
    . . _ _ / . _ _ / . . _ _ / . _ _
    Mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün
    3. Karışık Kalıplar

    Feilâtün mefâîlün feilün, mef'ûlü mefâilün feûlün, mef'ûlü mefâilü feûlün, mefâilün feilâtün mefâilün feilün, mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün...

    Derdin nedir gönül sana bir hâlet olmasın (Nedim)
    _ _ . / _ . _ . / ._ _ . / _ . _
    Mef'ûlü / fâ'ilâtü / mefâ'îlü / fâ'ilün

    Bugün açız yine evlâtlarım, diyordu peder, (Tevfik Fikret)
    ._ . _ / . . _ _ / ._ . _ / .. _
    Mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün

    Akşam, yine akşam, yine akşam (Ahmet Haşim)
    _ _ ./ . _ _ . / . _ _
    mef'ûlü mefâîlü fe'ûlün
    Aruz ölçüsünün kuralları nelerdir?

    Aruzun Kuralları

    Aruz ölçüsünün kuralları hece ölçüsünden ayrıdır. Bunlar şunlardır:
    . Aruz ölçüsü ile yazılmış bir dizeyi vezin kalıplarına göre ayırmaya takti denir. Bu ayırmada sözcük değil, hece göz önünde bulundurulur. Kalıp, sözcüğü bir hecesinden bölebilir. Aşağıdaki örnekte çeşmime sözcüğü ölçü gereği çeş mime olmuştur:

    Bağa sensiz / varamam çeş /mime âteş / görünür (Neşatî)
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

    . Mısraların son heceleri açık da olsa uzun hece sayılır:

    Mehtâbı sürükledik sularda (Yahya Kemal)
    Mef'ûlü mefâilün fe'ûlün

    . Farsça tamlamalarda bulunan tamlama i' si, ölçüde uzun okunması gerekiyorsa uzun, kısa okunması gerekiyorsa kısa okunur:

    Hayât-ı tâze ömr-i câvidansın (Nedim)
    mefâîlün mefâîlün fe'ûlün

    Şimdi ay bir serv-i sîmindir suda (Faruk Nafiz Çamlıbel)
    Fâilâtün fâilâtün fâilün

    . İki yarım ses, bir tam sese eşit sayılır, bu nedenle kimi zaman feilün (. . _ ) kalıbı fa'lün ( _ _ ) olur.

    Gece, Leylâ'yı ayın on dördü,
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fa'lün
    .....
    Dedi "Tenhâda bu ses nolsa gerek," (Yahya Kemal)
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

    Fe'ilâtün ( . . _ _ ) kalıbıyla başlayan şiirlerin kimi dizelerinde baştaki fe'ilâtün kalıbı fâ'ilâtün ( _ . _ _ ) olur.

    Geçen akşam eve geldim. Dediler: Seyfi Baba
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

    Hastalanmış yatıyormuş. Nesi varmış acaba? (Mehmet Akif Ersoy)
    Fâ'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

    Met (uzatma, kabartma): Uzun hecenin bir yerine bir buçuk ses değerinde uzatılmasıdır. Met daha çok Arapça, Farsça sözcüklerde yapılır. Fakat var, yok; az, çok gibi kimi Türkçe sözcüklerde de yapıldığı görülür. Bir de sonu çift ünsüzle biten Arapça, Farsça, Türkçe sözcüklerde met yapılabilir. Divan şiirinde met kusur değil, sanat sayılır. Aşağıdaki örnekte yar hecesi bir buçuk ses değerindedir.

    Yâr hem-sohbet olmazsa Fuzûlî ne acep (Fuzulî)
    Fâ'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün

    Sekti melih (ahenk kırıklığı, güzel durma): Şairler mef'ûlü mefâ'ilün fe'ûlün kalıbını kullanırken, en çok da mesnevilerde, şiiri tekdüzelikten kurtarmak için, arada bir, ilk kalıbın sonundaki -lü ile ikinci kalıbın başındaki me- açık hecelerini birleştirirler. Böylece mef'ûlü mefâ'ilün fe'ûlün kalıbı mef'ûlün fâ'ilün fe'ûlün olur.

    Bir yoldu parıldayan gümüşten,
    Mef'ûlü mefâilün fe'ûlün

    Gittik bahs açmadık dönüşten. (Yahya Kemal)
    Mef'ûlün fâ'ilün fe'ûlün

    Aruzun Sorunları

    Aruz ölçüsü sözcükteki kapalı ve açık hecelerinin belli bir düzen içinde alt alta gelmesiyle oluşan bir ahenk içerir. Bu nedenle Türkçe sözcükleri aruz kalıplarına uydurmak güçtür. Türkçeyi aruzla bağdaştırabilmek için, birkaç küçük hile yapılır; bunlara aruzun sorunları denir.

    1. İmale (Çekme)
    Aruz ölçüsünde hiçbir zaman üç açık hece yan yana bulunmaz. Bu, Arap dilinin özelliğinden kaynaklanan bir kuraldır. Türkçede bol bol açık hece vardır. Bu nedenle Türkçe sözcükleri aruz kalıplarına uydurmak için kimi zaman açık bir hece uzatılarak kapatılabilir. Buna imale denir. Divan ve Tanzimat şiirinde imale kusur sayılmamıştır. Fakat Serveti Fünun ve sonrasında kusur olarak görülmüştür.

    Ki gören dir zihî kara tarla (Şeyhî)
    Fe'ilâtün mefâ'ilün fa'lün

    2. Vasl (Ulama)
    Dizedeki bir sözcüğün sonu ünsüzle bitiyor, kendinden sonraki sözcük ünlü ile başlıyorsa, vezin gereği ilk kelimenin sonundaki ünsüz, ikinci hecenin başına taşınarak aslında kapalı olan hece açılır. Aşağıdaki örnekte güm ötsün sözcükleri arasında ulama vardır.

    Felekler güm güm ötsün başına hum-hâneler dönsün (Bâki)
    Mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün

    3. Zihaf (Kısma)
    İmalenin tersidir. Ölçü gereği Arapça ve Farsçadaki uzun hecenin kısaltılmasıdır. Aşağıdaki örnekte lû hecesi bir ses değerinde iken kısa okunmaktadır.

    Hâb-gâh eyler gazâle pehlû-yı şîr-i neri
    Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâilün

    4. Kasr (Kısaltma ve İnceltme)
    Ölçü gereği uzun bir heceyi kısaltmak ve ünlüsünü inceltmektir: şâh > şeh, mâh > meh, gâh > geh gibi. Kasr, yine ölçü gereği İstanbul > Sıtanbul, Aristo > Risto sözcüklerinde yapılır. Bunlar kusur sayılmaz; fakat dünyâ'nın dünye olması kusurdur.

    Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim
    Büttür demezsin îmân edersin (Şeyh Galip)
    Müstefilâtün müstefilâtün

    Bu şehr-i Sıtanbul ki bî-misl ü bahâdır
    Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır (Nedim)
    Mefûlü mefâîü mefâîü feûlün

    Aşağıdaki dizelerin aruz ölçüsüne göre kalıplarını bulmaya çalışınız.

    Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
    Kafeslerde, camlarda pürihtizâz (Tevfik Fikret)

    Mevsim sonu öyle bir zaman ki
    Gâib bir mûsikiydi sanki (Yahya Kemal)

    Ölçü ve uyak düzeni olmayan şiirlerin ölçüsüdür. Bu ölçüyle oluşturulan şiirlerde uyum, hece sayısı ve uyakla değil, sözcüklerdeki ses ilişkileriyle sağlanır.19. yüzyılın sonlarında doğmuş ve hızla gelişmiştir. Şiir dizelerindeki hece sayılarında eşitlik yoktur.
    Vezin anlayışını ortadan kaldıran bir düşüncenin ürünüdür. Şairin hiçbir ölçüye bağlı kalmadan dilediği gibi yazmasıdır. Türk edebiyatında ilk defa bunu kullanan Garipçiler’dir. Özellikle 1950lerden sonra kullanılmıştır.
    Aruz ya da hece, herhangi bir ölçüye bağlı kalın*madan yazılan şiirler, serbest ölçülü demektir. Serbest ölçü, gerçekte ölçünün olmadığını, ölçü*süzlüğü ifade eder. Çağdaş edebiyatta özgür nazımla birlikte ortaya çıkan serbest ölçü, Türk edebiyatında Garipçilerle yaygınlık kazanmıştır.
    ANLATAMIYORUM
    Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Göz yaşlarıma, ellerinizle?
    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    Bu derde düşmeden önce.
    Bir yer var, biliyorum;
    Her şeyi söylemek mümkün;
    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    Anlatamıyorum
    Orhan Veli Kanık



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  2. #2
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Uyak (Kafiye) Örgüsü

    İlk olarak dizelerin son seslerine bakılarak bir dörtlüğün kafiye düzeni çıkarılır. Kafiye düzenlerinin, mısraların son seslerindeki düzene göre çeşitleri vardır.
    1- Düz Kafiye: Birinci mısra ile ikinci mısraın; üçüncü mısra ile dördüncü mısraın birbiriyle kafiyeli olmasıdır aaaa, aabb, aaab. Mesnevi tarzı kafiye de denilir.
    a- İftardan önce gittim Atik-Vâlde semtine,
    a- Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine
    b- Sessizdiler. Fakat Ramazan maneviyyeti
    b- Bir tatlı intizara çevirmiş sükûneti
    a- Gökyüzünde tüten olsam
    a- Yeryüzünde biten olsam
    b- Al benekli keten olsam
    b- Yar boynuna sarsa beni
    2- Çapraz Kafiye: Bir dörtlükte; birinci mısra ile üçüncü mısraın, ikinci mısra ile de dördüncü mısraın kafiyeli olmasıdır. abab şeklinde gösterilir.Türkçenin Tarihi, Orhun Abideleri, Anlatım Bozuklukları, Cümlenin Öğeleri, Yazım ve Noktalama, Türkoloji Makaleleri, Edebiyat Nedir?, Alfabelerimiz, Atasözleri, Bulmacalar, Edebi Sanatlar, Sınav Soruları, Kpss, Oks, Öss, Bunları Biliyor musunuz?, Özlü Sözler, Güzel Sözler, Türkçe, Edebiyat, Masallar, Destanlar, Astroloji, Roman Özetleria- Hayran olarak bakarsınız da
    b- Hûlyanızı fetheder bu hâli
    a- Beş yüz sene sonra karşınızda
    b- İstanbul Fethi’nin hayâlia- Bir hayalet gibi dünya güzeli
    b- Girdiğinden beri rüyâlarına,
    a- Hepsi meshûr, o muamma güzeli
    b- Gittiler görmeye Kaf dağlarına
    3- Sarma (l) Kafiye: Bir dörtlükte; birinci mısra ile dördüncü mısraın ve ikinci mısra ile de üçüncü mısraın kafiyeli olmasıdır. abba şeklinde gösterilir.
    a- İhtiyar elini bağrına soktu,
    b- Dedi ki, “İstanbul Muhasarası
    b- Başlarken aldığım gaza yarası
    a- İçinden çektiğim bu oktu!”
    b- Bir sonbahar akşamı… sahillerdeyim a Gamlı bir heykel gibi kayalarla ben
    b- Dağınık saçlarımdan pervasız esen
    a- Rüzgârların elinde bir kırık neyim



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  3. #3
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Hece Ölçüsü

    1. Şiirde mısralar arası hece sayısı eşitliğine dayanır.

    2. Türkçe kelimelerde hemen hemen bütün heceler eş değerde söylenir. Hecelerde kalınlık, incelik, uzunluk, kısalık farkı gözetilmez. Bu bakımdan hece ölçüsü Türk dilinin yapısına da en uygun ölçüdür.
    3. Milli ölçümüzdür.
    4. Hece ölçüsüne parmak hesabı da denilir.
    5. Hece ölçüsü, Türk edebiyatının başlangıcından bu yana kullanılmıştır. İslamiyetten sonra Divan edebiyatında aruz ölçüsü kullanılırken, Halk edebiyatında hece ölçüsü kullanılmaya devam etmiştir. .
    6. Hece ölçüsünün "hece sayısı" ve "duraklar" olmak üzere iki temel özelliği vardır.
    a. Hece Sayısı
    Hece ölçüsüyle yazılmış bir şiirin bütün mısralarında eşit sayıda bulunur. Hece sayısı aynı zamanda o şiirin kalıbı demektir.
    Bu va tan top ra ğın ka ra bağ rın da ->11 hece
    Sı ra dağ lar gi bi du ran la rın dır ->11 hece
    Bir ta rih bo yun ca o nun uğ run da ->11 hece
    Ken di ni ta ri he ve ren le rin dir ->11 hece
    Bu dörtlükteki bütün dizeler 11 heceden oluşmaktadır. Dolayısıyla bu şiir Hece ölçüsünün 11'li kalıbıyla yazılmıştır.
    Bu da ğı a şam de dim
    A şam do la şam de dim
    Bir ha yır sız yâr i çin
    Her ke se pa şam de dim

    Bu dörtlük 7'li hece kalıbıyla yazılmıştır.

    Baş ka sa nat bil me yiz, kar şı mız da du rur ken
    Söy len me miş bir ma sal gi bi A na do lu'muz

    Bu şiir Hece Ölçüsünün 14'lü kalıbıyla yazılmıştır.
    b. Durak

    Hece ölçüsüyle yazılan şiirlerde, ahengi artırmak amacıyla mısralar belli yerlerinden ayrılır. Bu ayrım yerlerine durak (durgunlanma) denir.

    1. Durak, ahenk sağlayan bir çeşit ses kesimidir.

    2. Sözün gidişi zorlanmadan şiir okuyucusuna bir nefes payı bırakılmıştır.

    3. Duraklarda kelimelerden ortalarından bölünemez. İyi bir durakta kelime mutlaka bitmiştir.

    Not: Bir şiirde, bütün dizelerin durakları aynı olabileceği gibi, belli dizelerde farklı duraklar da kullanılabilir. Bir şiirin her dizesinde farklı duraklar kullanılmışsa, o şiir duraksız kabul edilir.

    4. Hece ölçüsünde ikili, üçlü, dörtlü, beşli, altılı duraklar kullanılmıştır.

    Kalıplar:
    1. Hece ölçüsüyle yazılmış bir şiirde, bir mısradaki hece sayısı o şiirin kalıbıdır.

    2. Hece ölçüsünde "ikili" den "yirmili" ye kadar kalıp vardır.

    3. Türk şiirinde en çok kullanılan kalıplar yedili, sekizli, onbirli, ondörtlü kalıplardır.

    Yedili kalıp:

    Giderim-/yolum yaya 3+4=7'li hece ölçüsü
    Cemâlin-/benzer aya
    Eridim-/hayal oldum
    Günleri-/saya saya
    Sekizli kalıp:
    Gel dilberim-/kan eyleme 4+4=8'li hece ölçüsü
    Seni kandan-/ sakınırım
    Doğan aydan / esen yelden
    Seni gülden / sakınırım (Âşık Ömer)
    Hece ölçüsünün on birli kalıbı:

    İptida Bağdad'a / sefer olanda 6+5=11'li hece ölçüsü
    Atladı hendeği / geçti Genç Osman
    Vuruldu sancaktar / kaptı sancağı
    İletti, bedene / dikti Genç Osman ( Kayıkçı Kul Mustafa )
    Hece ölçüsünün on dörtlü kalıbı:
    Başka sanat bilmeyiz / karşımızda dururken 7+7=14'lü hece ölçüsü.
    Söylenmemiş bir masal / gibi Anadolu'muz
    Arkadaş, biz bu yolda/ türküler tuttururken
    Sana uğurlar olsun / ayrılıyor yolumuz ( Faruk Nafiz Çamlıbel)
    Duraksız şiir: (Hece ölçüsünün on birli kalıbı):
    Bir düşünsen, yarıyı geçti ömrüm 11
    Gençlik böyledir işte, gelir gider; 11
    Ve kırılır sonra kolun kanadın; 11
    Koşarsın pencereden pencereye 11 (Cahit Sıtkı Tarancı)

    Yukarıdaki dörtlüğü oluşturan bütün dizelerdeki hece sayısı 11'dir. Fakat bütün dizelerde duraklar aynı yerde değildir. Kelimeler ortadan bölünemeyeceğine göre bu dörtlüğü duraksız kâbul etmek zorundayız. Bu durumda yukarıdaki şiir hece ölçüsünün 11'li kalıbıyla ve duraksız olarak yazılmıştır diyebiliriz.



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  4. #4
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Aruz Ölçüsü (Aruz Vezni)

    Aruz, Arapça bir kelimedir ve "Çadırın ortasına dikilen direk" anlamına gelir. Bir edebiyat terimi olarak "hecelerin uzunluk ve kısalıkları temeline dayanan nazım ölçüsü" demektir.
    1. Aruz ölçüsü ilk olarak Arap edebiyatında kullanılmıştır. Daha sonra İran Edebiyatı'na geçen bu ölçü, 11. yüzyıldan itibaren Türk şairlerince de uygulanmaya başlanmıştır.
    2. Rahat kullanılabilmesi için bol miktarda uzun heceye ihtiyacı olan bu ölçü, aslında Türkçe'nin kelime yapısına uygun değildir. Bu yüzden Aruzu ilk defa kullanan Karahanlılar Türkçe'nin kelimelerini bozarak kısa heceleri uzun okuma yoluna gitmişlerdir. Zamanla bu da yeterli olmamış; şairler, Arapça ve Farsça kelimeleri sık sık kullanmaya başlamışlardır. Bu durum, Türk dilinin kelime hazinesinin giderek yabancı kelimelerle dolmasına yol açmış, böylece şairlerin güzel kullanışlarından mahrum kalan Türkçe, anlam ve kavram bakımından yoksullaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Diğer yandan Türkçe, aldığı bu yabancı kelime ve kavramları Türkçeleştirdiği zaman güçlü bir dil olmuştur. Aruzla birlikte, halk arasında yaşamaya devam eden milli şiir ölçümüz hece, bu yoksullaşmayı bir ölçüde durdurmuş ve Türkçe kendi geleneği içinde varlığını sürdürmüştür.
    3.1908'den sonra şairler arasında başlayan aruz hece tartışması, hecenin zaferi ile sonuçlanmış; ancak Divan Edebiyatı nazım ölçüsü olan aruzun da artık bir Türk şiir ölçüsü olduğu kabul edilmiştir.
    4. Aruz ölçüsü daha çok Divan Edebiyatında kullanılır.
    5. Aruzla yazılan ilk Türk eseri Yusuf Has Hacib'in yazdığı Kutadgu Bilig'dir.
    6. Aruz XI. asırdan beri heceyle beraber kullandığımız ölçüdür. Bu ölçü zamanla Türkçe'ye en iyi şekilde uygulanmış. Mehmet Âkif Ersoy, Yahya Kemâl Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel gibi şairlerimizin elinde ustalıkla kullanılmıştır.
    Not: Aruz ölçüsünün temeli, hecelerin uzun ve kısa olmaları özelliğine dayanır. Ölçünün doğru bulunması için önce mısradaki hecelerin değerinin tespit edilmesi gerekir. Aruz vezninde heceler iki şekilde değerlendirilir.
    Açık / kısa heceler ( . ) ( v ) | Kapalı / uzun heceler ( - )
    1.Açık / kısa heceler :
    1. Ünlülerle biten hecelerdir.
    2. Bu heceler aruz incelemesinde ( . ) ve ( v ) işaretleriyle gösterilir.
    3. Açık - kısa hecelerin ses değerleri "yarım" kabul edilir.
    2. Kapalı / uzun heceler: Tam ses değeri taşıyan hecelerdir.
    1. Ünsüzlerle ve dilimize Arapça ve Farsça'dan geçmiş uzun ünlüler (â, î, û )'le biten hecelerdir.
    2. Bu heceler aruz incelemesinde (-) işaretiyle gösterilir.
    3. Kapalı- uzun hecelerin ses değeri "tam"dır.
    Not 1: Arapça ve gelme Farsça'dan gelme uzun ünlülerle kurulan ( âb, ûl.) gibi iki sesli hecelerle; ( rûy, rûy, cûy.) gibi üç sesliler yerine göre, aruzda bir buçuk hece değerinde tutulur ve (- . ) işaretiyle gösterilir. Yine bu dillerden gelen iki ünsüz bitişik düzende olan (aşk, ahd.) gibi heceler de, yerine göre bir buçuk hece değerinde kabul edilir.
    Not 2: dize sonundaki bütün heceler uzun - kapalı ( - ) hece kabul edilir. Yani dize sonundaki ses ister uzun ister kısa olsun, mutlaka uzundur.
    1- Aruz ölçüsünde heceler açık (kısa), kapalı (uzun) ve medli (uzatılmış) hece olmak üzere üçe ayrılır.
    2- Başlıca tef'ileler şunlardır:
    Fa' (-)
    Fe ul (. -)
    Fa' lün (- -)
    Fe i lün (. . -)
    Fâ i lün (- . -)
    Fe û lün (. - -)
    Mef û lü (- - .)
    Fe i lâ tün (. . - -)
    Fâ i lâ tün (- . - -)
    Fâ i lâ tü (- . - .)
    Me fâ i lün (. - . -)
    Me fâ î lün (. - - -)
    Me fâ î lü (. - - .)
    Müf te i lün (- . . -)
    Müs tef i lün (- - . -)
    Mü te fâ i lün (. . - . -).
    Burada tef'ilelerle parantez içindeki hecelerinin değerlerinin aynı olduğuna dikkat ediniz.
    Bu temel parçaların birleşmesinden 8 ana kalıp ortaya çıkmıştır:
    1.fa'ûlün (fe'ûlün) (._ _)
    2.fâ'ilün, fâ'ilât (_._)
    3.mefâ'ilün (._._)
    4.fâ'ilâtün (_._ _)
    5.müstef'ilün (_ _._)
    6.mef'ûlâtü (_ _ _ .)
    7.müfâ'aletün (._.._)
    8.mütefâ'ilün (.._._)
    Her beyitte en az dördü bulunan bu parçalara tef'il, tef'ile ya da cüz adı verilir.
    3- Aruz vezninde tef'ileler heceleri bölebilir. Hece ölçüsündeki gibi okuyuşta tef'ilelerde durgu yapılmaz.
    4- Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Zihaf ise imalenin tersine uzun heceyi kısa yapmayı sağlar. Hece ölçüsünde böyle bir mesele yoktur. Türk edebiyatında imale çok sayıda bulunmakla beraber zihaf kusuru hoş karşılanmadığı için çok az yapılmıştır.
    5- Farsça tamlama eki olan "-i" ile "ve" anlamındaki "ü, vü" bağlacı vezin gereği uzun da kısa da olabilir.
    6- Medli heceler hafif bir "i, ı" sesi varmış gibi okunur. Bahâr kelimesi bahâr[ı], eşkden kelimesi ise eşk[i]den şeklinde söylenmelidir.
    7- Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün kalıbıyla yazılan şiirlerde ilk tef'ile bazı mısralarda Fâilâtün, son tef'ile ise Fa'lün olabilir. Bu sadece bu kalıba özgü bir durumdur. Bu kalıpla yazılan şiirlerde başta imale yapmaya gerek yoktur. Farklı tef'ile parantez içinde hemen altında gösterilir.
    8- Türkçe kelimelerle aruz veznindeki başarı Muallim Naci ile başlamış olup Türk aruzu Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı ve Mehmet Âkif Ersoy tarafından gerçekleştirilmiştir. Hatta Mehmet Âkif o kadar başarılı olmuştur ki bir çok kişi İstiklâl Marşı'nın hece ölçüsüyle yazıldığını zanneder. Oysa bu marş aruzun "Fe i lâ tün / Fe i lâ tün /Fe i lâ tün /Fe i lün" kalıbıyla yazılmıştır.
    9- Aruzla yazılan bir şiirin hece sayısı bazan eşit olabilir. Mısralardaki açık kapalı dizilişinin aynı olması o şiirin aruzla yazıldığın gösterir.
    Cânı cânânı bütün vârımı alsın da Hüdâ (15 hece)
    Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ (15 hece)
    10- Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar. Ulama genellikle yapılır; fakat her zaman yapılmak mecburiyetinde değildir.
    11- Servet-i Fünun edebiyatçıları bir şiirde değişik aruz kalıpları kullanmak suretiyle serbest vezne zemin hazırlamışlardır. Cenap Şahabetin'in "Elhân-ı Şita" adlı şiiri bu şekilde yazılmıştır. Bu şiirdeki bazı mısralar Feilâtün / Mefâilün / Feilün, bazı mısralar ise Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün kalıbıyla yazılmıştır.
    12- Bir şiirin vezni en az iki mısradan hareket ederek bulunabilir. Tek mısraa bakarak vezin bulunmaz.
    13- Bir şiirin vezni bulunurken şu işlemler yapılır:
    a) Veznini bulacağımız mısraların hecelerindeki uzun seslilere dikkat ederek yazmalıyız.
    b) Önce mısralardaki hecelerin açık mı kapalı mı oldukları tesbit edilir.
    c) Medli hece olup olmayacağı özellikle kontrol edilmelidir. Bu ihmal edilirse bir mısradaki hece değeri eksik çıkar. Mısralardaki heceler sayılarak medli hece olup olmadığı konusunda bir ipucu yakalayabiliriz.
    d) Hecelerin açık kapalı değerleri karşılıklı kontrol edilir. Önce imkân varsa ulama, yoksa imale yapılır. Zihaf çok az bulunduğu için en sonra o ihtimal düşünülür.
    e) Hecelerin karşılaştırılması yapıldıktan sonra açık kapalı değerleri çizgi ve nokta şeklinde ayrı bir yere geçilir. Mısra sayısına göre tef'ile sayısı tahmin edilmeye başlanır. İlk tef'ile en az heceden oluşur. Genelde az heceli Fa', Fe i lün, Fâ i lün gibi tef'ileler sonda bulunur.
    f) Yazılan aruz kalıbı ile işaretler arasında uyum olmasına dikkat etmelidir.
    ARUZ KALIPLARIYLA İLGİLİ UYGULAMALAR
    1. Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün
    Saçma ey gö/z eşk[i]den gön / lümdeki od / lare su
    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _
    Kim bu denlü / tutuşan od / lare kılmaz / çâre su
    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ Fuzûlî
    2. Fâilâtün / Fâilâtün / Fâilün
    Dinle neyden / kim hikâyet / etmede
    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _
    Ayrılıklar / dan şikâyet / etmede
    _ . _ _ / _ . _ _ / _ . _ Nahifî
    3. Feilâtün / Feilâtün / Feilâtün / Feilün
    (Fâilâtün) (Fa'lün)
    Hani ol gül / gülerek gel / diği demler / şimdi
    . . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / _ _
    Ağlarım hâ / tıra geldik / çe gülüştük / lerimiz
    _ . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / . . _ Mâhir
    4. Feilâtün / Feilâtün / Feilün
    (Fâilâtün) (Fa'lün)
    Ne Süleymân / ne Selîm'in / kuluyuz
    . . _ _ / . . _ _ / . . _
    Hazret-i Rab / b-i rahîmin / kuluyuz
    _ . _ _ / . . _ _ / . . _ Esrar Dede
    5. Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün / Mefâîlün
    Anı hoş tut / garîbindir / efendi iş / te biz gittik
    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _
    Gönül derler / ser-i kûyun / da bir dîvâ / nemiz kaldı
    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ (Hayâlî)
    6. Mefâîlün / Mefâîlün / Feûlün
    Geçer firkat / zamânı böy / le kalmaz
    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _
    Sağ olsun sev / diğim Mevlâ / kerimdir
    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ Nâilî
    7. Mefâilün / Feilâtün / Mefâilün / Feilün
    Cihânda â / şık-ı mehcû / r[ı) sanma râ / hat olur
    . _ . _ / . . _ _ / . _ _ _ / _ . _
    Neler çeker / bu gönül söy / lesem şikâ / yet olur
    . _ . _ / . . _ _ / . _ . _ / _ . _ Şeyhülislâm Yahya
    8. Mef'ûlü / Mefâîlü / Mefâîlü / Feûlün
    Ağlatma / yacaktın yo / la baktırma / yacaktın
    _ _ . / . _ _ . / . _ _ . / . _ _
    Ol va'de / -i tekrâr[ı] / -be-tekrârı / unutma
    _ _ . / . _ _ . / . _ _ . / . _ _ Esrar Dede
    9. Mef'ûlü / Fâilâtü / Mefâîlü / Fâilün
    Gül hasre / tinle yolla / ra tutsun ku / lağını
    _ _ . / _ . _ . / . _ _ . / _ . _
    Nergis gi / bi kıyâme / te dek çeksi / n intizar
    _ _ . /. _ _ . / . _ _ . / _ . _ Bâkî
    -----------------------------------------------------------------------
    Aruz, Arap Edebiyatı'nda manzum sözlerdeki ahenk ölçülerini öğreten ilmin adıdır. Hecelerin uzunluk ve kısalıklarına göre düzenlenmiş bir vezindir. Bu vezin Arap'lardan İran'lılara, onlardan da bize geçmiştir.
    İranlılar İslâmiyet'i kabul edince, Arap kültürünün de büyük tesiri altında kaldılar. Şiirde, Arap'ların kullandığı nazım ölçüsü olan aruz'u kullanmaya başladılar. Ancak Arap'ların kullandıkları aruz ölçüsünü olduğu gibi kabul etmediler. Kendilerine göre bir ayıklamaya tabi tutarak kulaklarına hoş, tabiatlarına uygun gelenleri seçtiler ve kullandılar. Aruz vezni, 5-11 inci yüzyıllarda Hakaniye Türkçesi'ne, 7-13 üncü yüzyıllarda Anadolu Türkçesi'ne, 8-14 üncü yüzyıllarda Çağatay ve Azeri Türkçesi'ne girmiş ve zamanımıza kadar bir çok şiirler yazılmıştır.
    11-17 inci yüzyıllar arası ve sonrası bu vezinde edebiyatımızın (Anadolu Türkçesi dönemi) bazı aruz şairleri ile bazı halk şairleri birbirlerinden karşılıklı olarak etkilendiler. Bir kısım divan şairleri hece vezniyle, bir kısım saz şairleri de aruz vezniyle şiirler söylediler. Milli Edebiyat döneminde ve zamanımızda ise şairler aruz veznini bırakarak hece veznine ve serbest tarza yöneldiler.
    Aruzda heceler uzun ve kısa olarak ikiye ayrılır. Uzun heceler çizgi (-), kısa heceler nokta (.) ile gösterilir. Uzun ve kısa heceler çeşitli biçimlerde yan yana gelerek kalıpları oluşturur. Bu kalıplar yan yana geliş biçimlerine göre, failatün, failün, mefailün ve benzeri değişik adlarla anılır. Aruz ölçüsüyle şiir yazmak için sözcükleri bu kalıplara uydurmak gerekir. Aruzda sözcükleri ses özelliklerini bozmadan kullanmak her zaman olanaklı değildir. Bu yüzden heceleri kimi zaman uzun, kimi zaman da kısa okumak gerekir. Sık rastlanan bu iki duruma imale (uzun okuma) ve zihaf (kısa okuma) denir. Zihaf, aruzda kusur sayılır.
    Aruz ölçüsünde hece ölçüsündeki duraklar yoktur. Dizelerdeki hece sayıları eşit olmayabilir. Dize sonlarındaki heceler kısa da olsa uzun kabul edilir. Aruzda bir sözcük sessiz biter, ondan sonra gelen sözcük sesli harfle başlarsa, bu sesli harf birinci sözcüğün sonundaki sessiz harfi kendisine çeker. Böylece birinci sözcüğün sonundaki sesiz harfle biten uzun hece kısa hece durumuna gelir. Bu duruma da vasl (ulama) denir.
    Açıklama 3:Yazar: Yrd. Doç. Dr. Canan İleri
    Aruz Ölçüsü
    Aruz ölçüsünde ahenk, şiirin dizelerindeki hece sayısına, yapısına ve durağına bağlı denklikle sağlanır. Bu demektir ki aruz ölçüsünde dizedeki hece sayısının ve duraklarının denkliğinin yanı sıra hecelerin açık ya da kapalı oluşları da göz önünde tutulur. Bu durum Arap dilinin özelliğinden kaynaklanır. Araplar fa'ale sözcüğünün türevleri olan fa'lün, fâ'ilün, fa'ilâtün, fe'ilün, fe'ilâtün, fe'ûl, fe'ûlün, mefâ'ilün, müstef'ilâtün sözcükleriyle (tef'ileleriyle) bahr denilen aruz kalıpları oluşturmuşlardır. Arap aruzunda on dokuz bahr vardır. Her bahr için ayrıca kalıplar türetilir. Arap aruzu çok zengindir. Farslar aruzu Araplardan almış, Farsçanın özelliklerine uydurmuşlardır. Türkler de Farslardan aldıkları Acem aruzunu işleyerek, Türk aruzunu oluşturmuşlardır. Türk aruzunda bu kalıplardan altı tanesi çok kullanılır. Şeyh Galip kalıp sayısını dokuza çıkarmıştır.
    Aruza göre kaç türlü hece vardır?
    Aruzu anlamak için Arapçanın hece yapısını bilmek gerekir. Arapçada temel olan ünsüzlerdir. Arap Alfabesinde ünlü olarak yalnız elif vardır; â harfine karşılıktır. vav hem v hem de û yerine kullanılır; ye ise hem ye hem de î yerine kullanılır. Ancak kelimedeki ünlü kısa ise harfle de gösterilmez, ünsüzün üstüne ya da altına hareke konulur. Arapçada temel olarak iki türlü hece vardır: açık hece, kapalı hece. Açık hece ünlüyle biter, kapalı hece ünsüzle biter. Bunlar da ünlülerinin uzun ya da kısa oluşuna göre ayrılır; böylece Arapçanın hece türü dörde çıkar.
    Türkçede iki türlü açık hece vardır; bir ünlüden oluşan açık heceler (a, e, ı, ü...), bir ünsüz + bir ünlüden oluşan açık heceler (sa, ne li, to...). Aruzda Türkçenin açık heceleri kısa açık hece sayılır, değeri yarım sestir. Bunlara benzer heceler Arapça ve Farsçada da vardır.
    Türkçede uzun ünlü yoktur; Arapça ve Farsçada vardır. Ya bir uzun ünlüden kurulmuş ya da bir ünsüzle bir uzun ünlüden kurulmuş hecelerdir. Her ikisinin de değeri tam sestir. Aruz uygulamasında ( _ ) ile gösterilir: â, î, û; mâ, rî, bû...
    Türkçede dört türlü kapalı hece vardır; bir ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (el, iş, or, ut...), bir ünsüz + bir ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (say, der, lir, doy...), bir ünlü + iki ünsüzden oluşan kapalı heceler (alt, ilk, ört, üst...), bir ünsüz + bir ünlü + iki ünsüzden oluşan kapalı heceler (Türk, dört, kırk, dinç, vanç...). Aruzda Türkçenin bu kapalı heceleri hep bir tam ses değerindedir.
    Arapça ve Farsçada uzun ünlülü kapalı heceler vardır; bir uzun ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (âb, âf, ûd...), bir ünsüz + uzun bir ünlüden oluşan kapalı heceler (kâ, dî, bû, bî...), bir ünsüz + uzun bir ünlü + bir ünsüzden oluşan kapalı heceler (mâr, yâr, bûy, şîr...), bir ünsüz + bir uzun ünlü + iki ünsüzden oluşan kapalı hecelerdir (dôst, pôst). Aruz uygulamasında bu heceler kimi zaman bir, kimi zaman bir buçuk ses değerindedir, bir buçuk ses değerinde olanlar ( . _ ), ( _ . ) ile gösterilir: mâr, sîm, hûn...
    Aruzda Kalıplar
    Bu açıklamalara göre aruzda kalıp parçaları (tef'ileler) şöyle gösterilir:
    fa'lün: ( _ _ ) : ma'lum (mâlum), saygın...
    fâ'ilün: ( _ . _ ): kâtibân, mâvi kuş...
    fa'ilâtü: ( _ . _ . ) : dizlerinde, gözlerinde...
    fa'ilâtün: ( _ . _ _ ) : nâzenînin, gelmiyorsun...
    fe'ilün: ( . . _ ): gazelin, yakamoz...
    fe'ilâtün: ( . . _ _ ) : şerefinden, sokağından...
    fe'ûl: ( . _ ), ( . ) : elîm, çetin...
    fe'ûlün: ( . _ _ ): Muhammet, çocukluk...
    mef'ûlü: ( _ _ . ) : paymâne, gönlümde...
    mef'ûlün: ( _ _ _ ) : nâşâdın, Mehmetçik...
    mefâ'ilü: (. _ _ .): şehinşâhı, bahârında...
    mefâ'ilün: (. _ . _ ): mürüvvetin, iniş yokuş...
    Bu kalıp parçaları birleştirilerek aruz kalıpları (bahr) oluşturulur. Bu kalıplar da düz kalıplar, yarı karışık kalıplar ve karışık kalıplar olmak üzere üç türlüdür.
    1. Düz Kalıplar
    Pek çok kalıp vardır: Feilâtün feilâtün feilâtün feilün, fâilâtün fâilâtün fâilün, fâilâtün fâilâtün fâilâtün fâilün, feûlün feûlün feûlün feûl, mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün, mefâîlün mefâîlün mefâîlün feûlün, müstefilün müstefilün müstefilün müstefilün gibi.
    Ne açar kimse kapım bâd-ı sabâdan gayri (Fuzûlî)
    . . _ _ / . . _ _ / . . _ _ / _ _
    Feilâtün / feilâtün / feilâtün / fa'lün
    Eşin var, âşiyânın var, bahârın var ki beklerdin (Mehmet Akif Ersoy)
    . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _ / . _ _ _
    Mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün / mefâîlün
    Şu bakır zirvelerin ardından (Ahmet Haşim)
    . . _ _ / . . _ _ / _ _
    Feilâtün / feilâtün / fa'lün
    2. Yarı Karışık Kalıplar
    Mefâilün feûlün mefâilün feûlün, mef'ûlü mefâîlün mef'ûlü mefâîlün, mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün vb. kalıplar bulunmaktadır.
    Yine zevrak-i derûnum kırılıp kenâre düştü (Şeyh Galip)
    . . _ _ / . _ _ / . . _ _ / . _ _
    Mütefâilün feûlün mütefâilün feûlün
    3. Karışık Kalıplar
    Feilâtün mefâîlün feilün, mef'ûlü mefâilün feûlün, mef'ûlü mefâilü feûlün, mefâilün feilâtün mefâilün feilün, mef'ûlü fâ'ilâtü mefâ'îlü fâ'ilün...
    Derdin nedir gönül sana bir hâlet olmasın (Nedim)
    _ _ . / _ . _ . / ._ _ . / _ . _
    Mef'ûlü / fâ'ilâtü / mefâ'îlü / fâ'ilün
    Bugün açız yine evlâtlarım, diyordu peder, (Tevfik Fikret)
    ._ . _ / . . _ _ / ._ . _ / .. _
    Mefâilün / feilâtün / mefâilün / feilün
    Akşam, yine akşam, yine akşam (Ahmet Haşim)
    _ _ ./ . _ _ . / . _ _
    mef'ûlü mefâîlü fe'ûlün
    Aruz ölçüsünün kuralları nelerdir?
    Aruzun Kuralları
    Aruz ölçüsünün kuralları hece ölçüsünden ayrıdır. Bunlar şunlardır:
    . Aruz ölçüsü ile yazılmış bir dizeyi vezin kalıplarına göre ayırmaya takti denir. Bu ayırmada sözcük değil, hece göz önünde bulundurulur. Kalıp, sözcüğü bir hecesinden bölebilir. Aşağıdaki örnekte çeşmime sözcüğü ölçü gereği çeş mime olmuştur:
    Bağa sensiz / varamam çeş /mime âteş / görünür (Neşatî)
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün
    . Mısraların son heceleri açık da olsa uzun hece sayılır:
    Mehtâbı sürükledik sularda (Yahya Kemal)
    Mef'ûlü mefâilün fe'ûlün
    . Farsça tamlamalarda bulunan tamlama i' si, ölçüde uzun okunması gerekiyorsa uzun, kısa okunması gerekiyorsa kısa okunur:
    Hayât-ı tâze ömr-i câvidansın (Nedim)
    mefâîlün mefâîlün fe'ûlün
    Şimdi ay bir serv-i sîmindir suda (Faruk Nafiz Çamlıbel)
    Fâilâtün fâilâtün fâilün
    . İki yarım ses, bir tam sese eşit sayılır, bu nedenle kimi zaman feilün (. . _ ) kalıbı fa'lün ( _ _ ) olur.
    Gece, Leylâ'yı ayın on dördü,
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fa'lün
    .....
    Dedi "Tenhâda bu ses nolsa gerek," (Yahya Kemal)
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün
    Fe'ilâtün ( . . _ _ ) kalıbıyla başlayan şiirlerin kimi dizelerinde baştaki fe'ilâtün kalıbı fâ'ilâtün ( _ . _ _ ) olur.
    Geçen akşam eve geldim. Dediler: Seyfi Baba
    Fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün
    Hastalanmış yatıyormuş. Nesi varmış acaba? (Mehmet Akif Ersoy)
    Fâ'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün
    Met (uzatma, kabartma): Uzun hecenin bir yerine bir buçuk ses değerinde uzatılmasıdır. Met daha çok Arapça, Farsça sözcüklerde yapılır. Fakat var, yok; az, çok gibi kimi Türkçe sözcüklerde de yapıldığı görülür. Bir de sonu çift ünsüzle biten Arapça, Farsça, Türkçe sözcüklerde met yapılabilir. Divan şiirinde met kusur değil, sanat sayılır. Aşağıdaki örnekte yar hecesi bir buçuk ses değerindedir.
    Yâr hem-sohbet olmazsa Fuzûlî ne acep (Fuzulî)
    Fâ'ilâtün fe'ilâtün fe'ilâtün fe'ilün
    Sekti melih (ahenk kırıklığı, güzel durma): Şairler mef'ûlü mefâ'ilün fe'ûlün kalıbını kullanırken, en çok da mesnevilerde, şiiri tekdüzelikten kurtarmak için, arada bir, ilk kalıbın sonundaki -lü ile ikinci kalıbın başındaki me- açık hecelerini birleştirirler. Böylece mef'ûlü mefâ'ilün fe'ûlün kalıbı mef'ûlün fâ'ilün fe'ûlün olur.
    Bir yoldu parıldayan gümüşten,
    Mef'ûlü mefâilün fe'ûlün
    Gittik bahs açmadık dönüşten. (Yahya Kemal)
    Mef'ûlün fâ'ilün fe'ûlün
    Aruzun Sorunları
    Aruz ölçüsü sözcükteki kapalı ve açık hecelerinin belli bir düzen içinde alt alta gelmesiyle oluşan bir ahenk içerir. Bu nedenle Türkçe sözcükleri aruz kalıplarına uydurmak güçtür. Türkçeyi aruzla bağdaştırabilmek için, birkaç küçük hile yapılır; bunlara aruzun sorunları denir.
    1. İmale (Çekme)
    Aruz ölçüsünde hiçbir zaman üç açık hece yan yana bulunmaz. Bu, Arap dilinin özelliğinden kaynaklanan bir kuraldır. Türkçede bol bol açık hece vardır. Bu nedenle Türkçe sözcükleri aruz kalıplarına uydurmak için kimi zaman açık bir hece uzatılarak kapatılabilir. Buna imale denir. Divan ve Tanzimat şiirinde imale kusur sayılmamıştır. Fakat Serveti Fünun ve sonrasında kusur olarak görülmüştür.
    Ki gören dir zihî kara tarla (Şeyhî)
    Fe'ilâtün mefâ'ilün fa'lün
    2. Vasl (Ulama)
    Dizedeki bir sözcüğün sonu ünsüzle bitiyor, kendinden sonraki sözcük ünlü ile başlıyorsa, vezin gereği ilk kelimenin sonundaki ünsüz, ikinci hecenin başına taşınarak aslında kapalı olan hece açılır. Aşağıdaki örnekte güm ötsün sözcükleri arasında ulama vardır.
    Felekler güm güm ötsün başına hum-hâneler dönsün (Bâki)
    Mefâîlün mefâîlün mefâîlün mefâîlün
    3. Zihaf (Kısma)
    İmalenin tersidir. Ölçü gereği Arapça ve Farsçadaki uzun hecenin kısaltılmasıdır. Aşağıdaki örnekte lû hecesi bir ses değerinde iken kısa okunmaktadır.
    Hâb-gâh eyler gazâle pehlû-yı şîr-i neri
    Fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâ'ilâtün fâilün
    4. Kasr (Kısaltma ve İnceltme)
    Ölçü gereği uzun bir heceyi kısaltmak ve ünlüsünü inceltmektir: şâh > şeh, mâh > meh, gâh > geh gibi. Kasr, yine ölçü gereği İstanbul > Sıtanbul, Aristo > Risto sözcüklerinde yapılır. Bunlar kusur sayılmaz; fakat dünyâ'nın dünye olması kusurdur.
    Zâhid o meh-veş bir nûrdur kim
    Büttür demezsin îmân edersin (Şeyh Galip)
    Müstefilâtün müstefilâtün
    Bu şehr-i Sıtanbul ki bî-misl ü bahâdır
    Bir sengine yek-pâre Acem mülkü fedâdır (Nedim)
    Mefûlü mefâîü mefâîü feûlün
    Aşağıdaki dizelerin aruz ölçüsüne göre kalıplarını bulmaya çalışınız.
    Küçük, muttarid, muhteriz darbeler
    Kafeslerde, camlarda pürihtizâz (Tevfik Fikret)
    Mevsim sonu öyle bir zaman ki
    Gâib bir mûsikiydi sanki (Yahya Kemal)



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  5. #5
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Serbest Ölçü

    Ölçü ve uyak düzeni olmayan şiirlerin ölçüsüdür. Bu ölçüyle oluşturulan şiirlerde uyum, hece sayısı ve uyakla değil, sözcüklerdeki ses ilişkileriyle sağlanır.19. yüzyılın sonlarında doğmuş ve hızla gelişmiştir. Şiir dizelerindeki hece sayılarında eşitlik yoktur.
    Vezin anlayışını ortadan kaldıran bir düşüncenin ürünüdür. Şairin hiçbir ölçüye bağlı kalmadan dilediği gibi yazmasıdır. Türk edebiyatında ilk defa bunu kullanan Garipçiler’dir. Özellikle 1950lerden sonra kullanılmıştır.
    Aruz ya da hece, herhangi bir ölçüye bağlı kalın*madan yazılan şiirler, serbest ölçülü demektir. Serbest ölçü, gerçekte ölçünün olmadığını, ölçü*süzlüğü ifade eder. Çağdaş edebiyatta özgür nazımla birlikte ortaya çıkan serbest ölçü, Türk edebiyatında Garipçilerle yaygınlık kazanmıştır.
    ANLATAMIYORUM
    Ağlasam sesimi duyar mısınız,
    Mısralarımda;
    Dokunabilir misiniz,
    Göz yaşlarıma, ellerinizle?
    Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
    Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
    Bu derde düşmeden önce.
    Bir yer var, biliyorum;
    Her şeyi söylemek mümkün;
    Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
    Anlatamıyorum
    Orhan Veli Kanık



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Konuyu Favori Sayfanıza Ekleyin

Konuyu Favori Sayfanıza Ekleyin

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Antalya escort bayan I Antalya bayan escort I antalya escort I Alsancak Escort