Foruma giriş için E-Mail Adresinizi kullanmanız gerekmektedir.
Merhaba!
Sitemize giriş yapabilmeniz için E-Mail adresinizi kullanın.
Artık kullanıcı adı ile giriş yapamazsınız.
İyi Eğlenceler!
ÖNEMLİ

Etiketlenen üyelerin listesi

  • Konuyu değerlendir: Bu konuyu beğendiniz mi?

    Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)


    Değerlendirme: Toplam 0 oy almıştır, ortalama Değerlendirmesi puandır.
Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 24 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor
Şu an Garip,Esrarengiz Olaylar ve Bilinmeyenler kategorisindeki Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ) isimli konuyu okuyorsunuz.
  1. #1
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)





    Yaşanmış Paranormal Olaylar


    Herkes hayatının çeşitli zamanlarında garip olaylar yaşamıştır. Bu nasıl olur dedirten cinsten. Bilimin tesadüf olarak nitelendirdiği olaylar... Başımıza gelenlerin açıklaması bazen sebep-sonuç ilişkisinden çok daha ötededir.


    Ev Bulma


    Ailemin, ebeveynlerinin yakınında olmak için Florida’ya taşınmaya karar verdiklerinde yedi yaşındaydım. Oraya daha önce hiç gitmediğimiz için, yapacağımız bu seyahat nedeniyle çok mutluyduk.1964 Eylülünde yola çıktık. Son gecemizde kasabanın dışındaki bir mola yerinde durduk, yarış yerimiz olan Frostproof’a ertesi sabah hareket etmeyi planladık. O gece uyumak üzere yastığa başımı koyar koymaz, her tarafım parlak bir ışığın içinde kalmış, adeta o ışığın içinde yüzüyormuş gibiydim. Aniden kendimi, uyuyan vücudumu seyrederken buldum. Aklıma ilk gelen şey, ev bulma arzusu ve bu konudaki endişelerimdi. Bu arada yine yüzer bir şekilde bir apartmana doğru gittim ve kapısında durdum. Araştırmamı tamamladıktan sonra tekrar uyumakta olan vücuduma döndüm, ona bağlandım. Vücuduma girerken kendimi ruhi bir doygunluk içinde hissettim. Sonra seyahatimize devam etmek için, annemin beni uyandırdığını hatırlıyorum.

    Ev bulmak gerçekten zordu. Yola devam ederken aniden babama, iki blok gitmesini ve sola dönmesini söylediğimde, ev bulmaktan vazgeçmek üzereydik. Babam kaybedeceğimiz bir şey olmadığını düşünerek benim söylediklerimi yaptı. Caddeyi geçtiğimiz zaman, önceki gece ziyaret ettiğim aynı evi işaret ettim. Kiralık bir apartman vardı. Orada durduk Ev sahibi bizi apartmandan içeri aldı.

    Burasının önceki gece geldiğim ev olduğu apaçık ortadaydı. Aniden, hakkında daha önce gelmedikçe bilmemin mümkün olmadığı şeyleri anlatmaya başladım. Gördüklerim, her şeyi tümüyle aydınlığa çıkartmıştı. Daha sonra oraya yerleştik. Sonraları annem bana, ona anlattıklarımı nasıl bilebildiğimi sordu.

    Farklı odaların yerlerini, evin nasıl ısıtıldığını, mobilyalarımızın nereye yerleştirilebileceğini yani, binaya ailece yaptığımız ilk ziyarette kendisine söylediklerimin hepsini nereden bildiğimi merak ediyordu.


    Annem bir ara elini tuttuğum ve ona benim yatak odamı -esas yatak odasının dışında küçük bir oda- kendisine ısrarla göstermek
    istediğimi söylüyor. O odanın varlığından hiç birimizin haberi yoktu. Apartmanı ilk gördüğüm zaman, rüya olarak kabul ettiğim şeyin gerçeğe dönüştüğünü anlattım.


    Bu konu hakkında başka bir şey konuşulmadı. Büyüdüğüm zaman, olacak olan olayları Önceden bildiğimin farkına vardım. Daha sonra annem, hatırlayabildiğim başka olaylar olup olmadığını sordu. O zamanlar yedi yaşında başımdan geçen olaylarla bunlar arasında bağlantı kurdum. Artık meselenin ne olduğunu anlayacak yaştayım: Bir beden dışı tecrübeydi. Zaman zaman, hala annemle bu tecrübeyi tartışırız. Üzerinden 19 yıl geçti, onun dışında hiç bir beden dışı deneyimim olmadı. Fakat onu hala hatırlıyorum.


    Ekim 1983 FATE Dergisinden Çeviren: Mehmet Öncü
    Ruh ve Madde Dergisi


    Gerçekleşen Rüya


    1987 senesinde babam böbreklerinden rahatsızlanmıştı. Bir ameliyat geçirmesi icap ettiğinden hastaneye yattı. Ameliyat oldu ve doktorlar babamın iyileştiğini söylediler. Babam da eve çıktı. Oldukça sevinmiştik.

    Babam eve döndükten 15 gün sonra oldukça üzücü bir rüya gördüm Rüyamda hiç tanımadığım yabancı bir kadın bana, “Nilgün sana bir şey söyleyeceğim ama çok üzüleceksin” dedi. Söylediği şey, babamın kısa bir sure sonra öleceğiydi.

    Gördüğüm rüya bu kadardı. Uykumdan büyük bir üzüntü ve korkuyla kalktım Kendi kendime “Böyle bir şey olabilir mi?’ diye sordum Bu rüyaya inanmak istemedim ama inandım çünkü rüya oldukça etkileyiciydi. Üstelik benim rüyalarımın çoğu çıkıyordu. Ben bu rüyayı çevremdekilere anlattım ve istisnasız olarak herkes bana “Olur mu öyle şey” diyerek güldü. Tabi ki o sıralarda babamın hiçbir şeyi yoktu ve ben de o rüyayı gördüğümü unuttum.


    15 gün sonra babam tekrar rahatsızlandı. Doktorların teşhisleri sonucunda babamın kanser olduğu ortaya çıktı. Kısa bir sure sonra da babam öldü.


    Bu rüya beni oldukça etkiledi. Daha önce de birçok rüya görmüştüm ve bunların hepsi çıkmıştı. Arkadaşlarım oldukça şaşırıyordu, hepside bana “Nilgün, senin rüyanın gerçekten çıkıyor” diyordu “Aman Nilgün, lütfen bizi rüyanda görme diye de espri yapıyorlardı.


    Nilgün Vuran

    Ruh ve Madde Dergisi


    Karşımdaki Görüntü

    “1951 Aralık ayında kocam deniz piyadesi birliğinde (USMC) görev almış ve eğitim için Parris adasına gönderilmişti.
    O sırada, ada bölgesinde havalar görülmemiş derecede soğuk geçiyordu. Bazı zamanlar, ben de annemin o bölgedeki evine misafir oluyordum.

    Hiç unutmam, bir cuma günü salondaki kanepede uyukluyordum. Saat 01.30 sularında uyandığımda, karşı odanın kapısında Richard’ın (kocam) dikilmiş beni seyretmekte olduğunu gördüm. Konuşmadan, bir şeyi şikayet edermiş gibi bir hali vardı. Bir süre sonra, karşımdaki görüntü kayboldu.


    Ertesi sabah olayı kahvaltıda anneme anlattım. Çok meraklanmıştım. Richard’a kötü bir şeyin olabileceğinden şüphe ediyordum.

    Bir sonraki günse deniz hastanesinden bir telefon aldım. Richard pnömoni (zatürree)’den dolayı, tedavi için oraya yatırılmıştı. Daha sonra, olanları ayrıntılarıyla öğrendim. O cuma gecesi eşime 24.00–04.00 saatleri arası gece nöbeti verilmişti. Bilirsiniz, ‘meşin enseliler’ diye tanımlanan deniz piyadelerinin birliklerinde eğitimler çok sert düzeyde uygulanır.

    Eşim nöbete gitmeden önce, komutanına üstünde bir kırıklık olduğunu bildirmiş; ama bu bildirimi, ‘görevden kaytarıyor olabileceği’ düşüncesiyle dikkate alınmamış. Sonuçta, basit soğuk algınlığı, dondurucu gece nöbetinin etkisiyle pnömani‘ye dönüşmüş ve eşimin ateşi kırk dereceye yükselmiş.


    İşte o cuma gününün gece yarısı, Richard’ın bana göründüğü saatte, nöbette ateşi yükselirken kendisi, “Ah, şimdi eşimin yanında olsaydım!” diye dua ediyormuş...”


    “Tartışılan Bilim Parapsikoloji, Richard Broughton” Say Yayınları.



    Hayvanlarla Telepatik Alış Verişlerimiz


    Bu deneyler hayvanlarla insanlar arasındaki spontan olmayan kontrollü deneylerdir. Bir de her birimizin şahit olabileceği kendiliğinden yani spontan olaylar vardır. Aşağıda bu konuya güzel bir örnek veriyoruz.

    Ocak 1991’de ben ve eşim Charles birkaç gün Monterey Beach Otel’de kaldık. Burası körfezin ucunda güzel bir yerdi. Denizin kıyısından itibaren deniz derinleştiği için büyük memeli hayvanlar denizin hemen kıyısına kadar gelebiliyorlardı. Evimizin duvarında, buraya yaptığımız başka bir iş gezisinde çektiğimiz balinanın fotoğrafları var.


    Otelin kuzeyinde kumsalda otururken önümüzden sekiz tane yunus geçti ve her seferinde birbirlerine paralel olarak yüzüyorlardı. Aramızda, değişik üniversitelerde yunuslarla ilgili yapılan araştırmaları konuştuk. Bazı bilim adamları yunusların insanlar kadar zeki olduklarını söylemektedirler, hatta telepati yoluyla diğer varlıklarla görüşebildiklerini ifade etmektedirler.


    Yunusların, önümüzden altıncı geçişlerinde kendi aramızda bir deney yaptık. Bizden birkaç yüz metre uzaktalar iken onlara düşünce yoluyla çok güzel olduklarını ve onları seyretmekten büyük bir zevk aldığımızı hissettirmeye çalıştık. Kendi kendimize onların zeki, birbirlerine yakın ve saygılı olduklarını; çevreleriyle barış içinde olduklarını; insanların onlardan öğreneceği çok şey olduğunu ve en önemlisi onlara güçlü bir sevgi hissi vermeye çalıştık. Paralel şekilde yüzerlerken birkaç dakika sonra ilk defa daire şeklinde yüzmeye başladılar. Çok memnun olmuştuk. Ve onlara “teşekkür ederiz” mesajı verdik. Altı defa paralel şekilde yüzerlerken ilk defa biz mesajımızı gönderdikten sonra daire şeklinde yüzmüşlerdi. Eğer bizi “hissetmediyseler” niye bu şekilde davrandılar? Başka bir sebep yoktu. Çünkü o sırada etrafımızda başka bir balıkçı, tekne ve başka büyük balıklar yoktu. İki saat içinde sadece biz mesajımızı gönderdiğimizde yüzme şekillerini değiştirdiler.
    Ve on beş dakika boyunca bize, kendilerince bir gösteri sundular.

    Müthiş bir zevkle yüzüyorlardı. Plajda dolaşan kişilere “biz istedik, o yüzden bu şekilde yüzüyorlar” diye haykırmak istedim. Eminim onlar bizim sevgimizi ve hayrancığımızı hissettiler. Bizi mutlu etmek istediler. Bu inanılmaz hayvan sürüsünü her zaman hatırlayacağız.

    “Teorik & Pratik Telepati, Nusret S. Yılmaz” Ege **** Yayınları


    Benzeyen Ağrı

    “Hiç unutmam 8 Kasım 1961 günüydü. Sabah, öğretmenlik yaptığım okula gelmiş ve doğruca sınıfa gitmiştim. Her şey iyi gidiyordu, ama dersin sonlarına doğru göğsümü ve omuzlarımı sızlatan korkunç bir ağrı başladı.

    Ağrı beni inletecek kadar güçlüydü. Müdür ve öğretmen arkadaşlar ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ama şansım varmış ki, bir süre sonra ağrım kendiliğinden geçti. Ben de işimin başına döndüm.


    Olaydan bir saat sonra müdür sınıfa gelerek beni telefona çağırdı. Annem beni arıyor, aklımdan bile geçmeyen kötü haberi verirken ağlıyordu.

    Evde beraber alt kata indikleri sırada ablasının kalp krizi geçirdiğini anlatmaya çalışıyordu annem. Kriz o kadar ağır gelmişti ki, doktor çağırmaya dahi fırsat bulamamıştı.


    Daha sonra anladım ki, beni çok kederlendiren kriz olayının olduğu sırada, yukarıda sözünü ettiğim sancı da beni müthiş etkileyip kıvrandırmıştı...”


    “Tartışılan Bilim Parapsikoloji, Richard Broughton” Say Yayınları



    Kedim Nicky


    Ben üç yaşlarında bir çocuk olduğum zamandan, son birkaç yıl öncesine kadar evimizin civarında her zaman dolanan bir kedi vardı. Bu hikaye onunla ilgilidir.

    Nicky adlı bu tekir kedi bana hep çok yakın olmuştu. Birkaç yıl benimle birlikte olan Nicky, tam bir tekirdi: sağlam karakterli ve güçlü, daima şefkatli olmasına rağmen nefret ettiği iki şey vardı: yağmur ve sığırlar. Her neyse, bir gün Nicky hastalandı. Kedilerin ara sıra yakalandığı virüslerden daha ciddi bir sorunu yok gibiydi. İyileşiyor gibi olup tekrar yemek yemeğe başlıyor, hatta mırlıyordu. Böyle düşündüğüm için, erkek kardeşimle tatile gitmemin bir sakıncası olmayacağına karar verdim. Annemle babam kediye bakmak üzere evde kalacaklardı.

    Evden yaklaşık 150 mil uzakta, Cheltenham kasabasında bir otelde birkaç günlüğüne rezervasyon yaptırdık. Tatil iyi gitti; yürüyüş yaptık ve görmeye değer yerleri gezip gördük. Nicky’i çok az düşünmeme rağmen kısmen endişeliydim; çünkü söylediğim gibi, sanki iyileşiyormuş gibiydi.

    Tatilimizin son gecesi, o yöreye ait yerel biralardan birkaç kupa içtikten sonra yatağa gittim fakat hiç bir şekilde sarhoş değildim. Çok derin uyudum ancak, sabah 6:00 civarında aniden uyandım. Adeta birisi kulağıma şu kelimeleri haykırdı: “AH NICKY!”Kendimi gülünç, üzgün, rahatsız ve huzursuz hissettim. Kardeşimi uyandırmadım ve bir saat ya da daha fazla süre sonra uyumaya karar verdim.

    Kahvaltıdan sonra eve otobüsle geri döndük. Hala kardeşime olayla ilgili bir şey anlatmamıştım ve onu üzmenin hiçbir anlamı yoktu, çünkü evde telefon yoktu.


    Eve geldiğimizde kapıda babamla karışılıştık. Bizi, sabahın erken saatlerinde Nicky öldüğü için annemin çok üzgün olduğu hakkında uyardı. Tüm hafta iyileşiyormuş gibi görünen Nicky’nin yanında beklemekten vazgeçen annem ve babam oturma odasına gittiği zaman Nicky, sanki yavrularının olduğu kulübeye gitmek için kalkmış ve yolda yığılıp kalmış, kalp krizinden ölmüş. Onu ilk gören annem olmuş ve “Ah Nicky, sahibin buna ne diyecek” diye haykırmış. Olay, bu sabah 06:00’da olmuş.

    İşte hikayemi öğrendiniz! Biliyorum. Hayalet hikayesi gibi değil ama sizce de olağanüstü değil mi? Ya da bu annemle benim aramızda bir çeşit psişik bağ mı? Emin değilim.

    Francesca Brandon, Maine/ABD Internet’teki Paranormal Fenomenler sayfasından çeviren: Hamide Gökpınar

    Ruh ve Madde Dergisi


    Anneler ve Evlatlarının Arasındaki Psişik Bağ


    Anneler ve evlatlarının arasında psişik bir bağın bulunduğunu birçok kişi bilir, bu bağ bazen hayat bile kurtarabilir. 1989 Temmuz ayında, olayın meydana gelişinden bir gece önce tatilden dönmüştük. 5 yaşındaki Majorie ve 3 yaşındaki Frankie adlı çocuklarım oturma odasında oynarken, ben evde ufak tefek işlerle meşguldüm. Kendimi rahat ve oldukça iyi hissederken üstüme aniden bir ağırlık çöküverdi. Kalbim korkuyla çarpmaya başladı. Bu his daha da ağırlaştı, kesinlikle öleceğimi düşündüm.

    Aniden içgüdüsel olarak oturma odasına gidip çocukların iyi olup olmadığını kontrol etmeye karar verdim. Bayılmadan önce onların emniyette olduklarından emin olmalıydım. Frankie bir bavulun üstünde oturup gülüyordu, ama ablası ortalıkta görünmüyordu. ‘Ablan nerede?’ diye sordum.

    ‘Onun üstünde oturuyorum’ diye cevap verdi. Onu derhal bavulun üstünden kaldırdım ve 5 yaşındaki kızımı bavulun içinde korkmuş ve nefessiz kalmış olarak buldum. Bana ‘tıkanır gibi oldum, onun için seni çağıramadım’ dedi.

    Aslında o beni telepatik ana - kız bağı ile çağırmıştı. Tehlikede olan o olmasına rağmen ben kendimi tehlikede hissetmiştim, bu sayede bir trajediden son anda kurtulmuştuk.

    “Teorik & Pratik Telepati, Nusret S. Yılmaz” Ege **** Yayınları


    Kan Seviyesini Düşürdü


    İngiltere’nin CHEPSTOW kentinde yaşayan şifacı Len Arlow geçen hafta sekiz yaşındaki diyabetik çocuğuna şifa verdiği annenin parlak övgüsünü aldı. Çünkü bu çocuğun şeker seviyesini düşürmüştü.

    “Bu yardımları için tüm ruhçuluk dünyasına ve Lene şükranlarımı ve teşekkürlerimi sunarım.” dedi aynı kentte oturan Jean Roberts.
    “Aynı şekilde kötü durumda bulunan akrabalara morallerini düzeltmelerini ve şifacılığa da fırsat vermelerini tavsiye ederim.” Diğer bu tür hastalar gibi Jean’in kızı Sharon her gün sabah ve akşam kan seviyesini bilmesi lazımdı.

    ‘Kocam ve ben şeker seviyesi yükseldiğinde çok endişelenmiştik. Öyle ki Noel zamanı şekeri 18 ila 20 seviyelerine çıkmıştı. (İdeal hali 4 ila10 seviyeleridir.)


    Jean -ki daha önceleri fıtık konusunda başarılı bir şifa almıştı Lenden- ruhsal şifacılığın Sharon için ne yapabileceğini görmek istiyordu. 14 yıllık şifacı ve Uluslararası Ruhsal Şifacılık Federasyonuna üye olan Len, sihir yapmama konusunda söz verdi. Fakat kızımın ruhsal şifacılıktan yardım alabileceğini söylemişti” dedi. Hakikaten de ilk bakımdan sonra Sharon’un şekeri 9,4’e düşmüştü Görünmeyen şifa aynı zamanda akşamları da veriliyordu.

    Bundan iki seanstan sonra Bay ve Bayan Roberts epey şaşırmışlardı. Jean şöyle dedi: “Üç aylık bir periyottan sonra şekeri 4,8 seviyelerine inmişti.” Bizim de Sharon’un yediklerine ve içtiklerine dikkat etmemizle daha iyi bir duruma geldi. Artık okul işleri yoluna girmişti ve o güzel gülüşü görülüyordu.

    “Benim kızım çok ıstırap çekti. Henüz altı aylıkken gözleri değişmişti. Eminim ki onun bu gelişimine neden bu kadar minnettar olduğumuzu anlarsınız.” Len, Sharon’un şifaya yanıt verdiğine memnundu. “Ruhçuluk için sevindirici bir sonuç.” yorumunu yaptı. Len haftanın dört günü Thornwell mabedinde geçirirken diğer günlerinde gelemeyecek olan hastalar için 70 mil yol kat etmektedir. “Eğer bu işi yapıyorsanız kendinizi insanlar için feda etmeniz lazım. Ne zaman ki iyileşmiş olan hastanızdan bir teşekkür mektubu alırsınız, işte o sizin ruhsal ücretiniz olur.’

    Len aynı zamanda 88 yaşında şifacı arkadaşı Tom Pilgramı düzenli bir şekilde ziyaret etmektedir. “Böyle mükemmel bir şifacı ile çalışmak bir imtiyazdır ve Tom’dan çok şey öğrendim.” demektedir Len.


    PSYCHIC NEWS’dan Çev: Bilgehan Meral


    ESP


    İşten döndüğümde, küçük oğlum John’u bir kez daha tuhaf bir şekilde masanın örtüsünün üzerinde arkadaşlarıyla beraber bazı eşyaları oynatırken buldum. John, idraksizce, psikokinezi yapıyordu. Bu kabiliyete sahip kimselerin tekin olmadıkları kabul edilir.

    İş yerimde kalabalığın dışında olduğum zamanlar, oğlumdan mesajlar alabiliyordum. En korkutucu deneyimim de, oğlum yirmi yaşlarındayken olmuştu.


    Phoenix Gazetesinde gazeteci olarak çalışıyordum. O gün yorucu bir gündü ve uykularımda genellikle rahatsız geçmekteydi. Ayrıca John’un yaptığı seyahatlerden de rahatsızlık duyuyordum. Haftalardır ondan haber alamamıştım. Birdenbire uyurken John’un “Anne, anne yardım et!” sesiyle uykumdan uyandırıldım. Gördüğüm vizyonda, oğlum, direksiyon hakimiyetini kaybetmişti. Arka tekerlekler deniz tarafındaki uçuruma takılmıştı. Ve kuzeyi gösteren bir ok işareti vardı Bütün okuyabildiğim ise, San Jose’ydi.


    Polis kuvvetlerindeki arkadaşlarıma bunu söyledim. Glendale Şefi Al Adams iyi bir arkadaşımdı ve ona söylediklerimi kontrol etmek için, California karayolundaki benzinci ile irtibat kurdu.


    John iki saat sonra bulundu. Direksiyon hakimiyetini kaybetmişti ve neredeyse uçurumdan düşmek üzereydi. Eğer o an kendine gelip arabayı hareket ettirseydi; araba aşağıya düşecekti.


    FATE, Kasım 1992’den Çev: Verda ALTINEL


    Manyetik Şifa


    Fransa’nın Avignon kentinde yaşayan ve Amerikan boksu yapan genç bir kız olan Brigitte Pastor, bir maç öncesi ısınma çalışmasında sırtının alt kısmından dizine kadar bir elektriklenme ve ağrı hisseder. Ağrılarına rağmen çıktığı maçta Fransa şampiyonu olur; fakat ağrıları giderek artmıştır.

    Bir an önce iyileşebilmek için birçok doktora görünür, röntgenler çekilir, tahliller yapılır. Tüm doktorların ortak teşhisi bunun bel fıtığı olduğunu ortaya çıkarır. Bu ortak teşhiste birleşen doktorların hepsi aynı zamanda ona boksu derhal bırakmasını öğütlerler. Ama Bngitte’e “Boksu bırak!” demek, “Yaşamına son ver!” demekte eş anlamlıdır.


    Bu arada, Brigitte sırrını, en yakın arkadaşı ve aynı zamanda bir tıp öğrencisi olan Maryse PIGNOGCHI’ye acar. Acı haberi Maryse annesine iletir Annesi de, uzun süredir insanlara manyetik şifa dağıtan Rahip Andre Allemant’a gitmelerini önerir. O güne kadar kiliseye gitmemiş ve dindar bir zihniyete sahip olmayan Brigitte, bu öneriye pek sıcak bakmaz ama son çare olarak Maryse ile şifacı Rahip Andre’ye giderler.


    Rahip Andre, Brıgitte’in ağrılarının yerini; her zamanki gibi, bir sarkaç ve ellerini kullanarak saptar ve art arda 3 gün boyunca Brigtte’e yakından manyetik şifa verir.


    Bununla birlikte Brigitte’ın ağrıları azalmak şöyle dursun giderek artar. Topallamalar baslar ve yatağa düşer, Sonra birden ağrılar azalmaya ve rahatsızlığı iyileşmeye başlar. Kısa bir süre sonra, nasıl olduysa eski sağlığına kavuşur ve tekrar boksa başlayarak, bu kez dünya şampiyonu olur. Brigitte PASTOR bundan sonra spor yaşamını sağlıklı ve başarılı bir şekilde sürdürmüştür.


    Ruh ve Madde Dergisi


    Kaza Yapan Uçak

    “Bir pırpır uçağın göl kıyısındaki üçüncü köşkün damına çarparak parçalandığını rüyamda açıkça görmüştüm. Köşkte bir adam vardı. O da alevler arasında yanıp kül olmuştu. Rüyamda gördüğüm şekilde o sabah iki mektup yazıyor ve ne gariptir ki, kazadan söz ediyordum. İtfaiyenin bozuk kanal yolundan geldiğini ve bu yüzden de kaza yerine gecikmeli yetiştiğini kaydediyordum.

    Gördüğüm bu rüyadan sonra o gün gözlerim hep gelip geçen uçaklardaydı. Akşam sularında elektrikler yandığında havada motor sesi duyunca verandada oturan Robert’e (kocam) bağırdım:


    “İşte bir uçak geliyor, o da rüyamdaki gibi köşkün damına çarpıp parçalanacak. İtfaiyeyi ara, kanal yolundan değil üst yoldan gelsinler!”


    Kocam verandada çevreye göz attıktan sonra içeriye seslendi: “Bu gelen uçak iyi durumda, kaza filan yapacağa benzemiyor!”

    Robert’in bu sözlerine çok hiddetlenmiştim. Elimde olmayarak ben de ona söylendim:
    — “Sen bu konuyu benim gibi bilemezsin, ne söylüyorsam lütfen karşı koymadan yap!”

    Birkaç dakika geçmişti. Bir çarpışma sesi duyduk. Rüyada gördüğüm kaza olmuştu. Uçağın pilotu alevlerden kendini kurtaramadan yanmıştı. İtfaiye arızalı kanal yolundan geldiği için kaza yerine yetişmekte geç kalmış, köşk de yanmıştı.


    Bu acı olaydan sonra kendimi toparlayabilmem için birkaç hafta geçmesi gerekti. Rüyanın bildirdiği uyarı mesajını zamanın da kullanabilmiş olsaydım, belki de kazanın sonucu daha hafif olacaktı...”


    Burada bayanın varmış olduğu yargı doğruydu. Çünkü bu gibi psişik yüzleşimler gerektiği gibi kullanıldığı takdirde bazı felaketlerin önlenmesini mümkün kılabiliyordu.


    “Tartışılan Bilim Parapsikoloji, Richard Broughton” Say Yayınları


    Dr.Rhine'ın Arşivinden

    Bir başka psişik bildirim de Dr. Rhine’ın arşivine şöyle geçmişti:
    Olayın kahramanı Los Angeles tramvaylarında vatmanlık yapıyordu. Adam gece uykusunda, her gün defalarca gelip geçtiği tehlikeli kavşak üzerine çarpıcı bir rüya görmüştü.

    Söz konusu kavşakta sürücüler tarafından sık sık trafik kurallarına aykırı dönüşler yapılırdı.

    Psişik yüzleşimi geçiren vatman bunu bildiriminde şöyle anlatıyordu:
    “Rüyada gördüğüme göre, için de yolcuların bulunduğu tek vagonlu araçla güneydeki Figueroa Caddesi’ne doğru yol alıyordum. Kavşağa vardığımda fren yaptım. 26. Auenue’den gelen yolcu dolu bir başka tramvay da orada ışıkların ‘geç’ işareti ‘vermesini bekliyordu.

    Rüyadaki her şey gerçek hayatta olduğu gibiydi. Trafik sinyali ‘geç’ işareti verince aracı harekete geçirdim. Karşıdan gelen tramvayın vatmanına selam vererek yola devam ettim. Fakat vagonlar tam birbirini geçmişti ki, ansızın önümde parlak kırmızı boyalı kocaman bir kamyon belirdi.

    Trafik kurallarına aykırı dönüş yapan kamyon üzerime doğru geliyordu. Öteki tramvay onun bizi görmesini engellemişti. Korkunç bir çarpışma sesi ortalığı kapladı. Yolcular oturdukları koltuklardan fırladılar. Kamyon devrildi; içinde iki erkek ile bir kadın vardı. Kadın acı içinde kıvranarak feryat ediyordu. Hemen yardımına koştum.

    Genç kadın iri mavi gözlerini daha da açarak bana, “Bunu sen yaptın, eğer dikkat etmiş olsaydın bu kaza olmazdı!” diye bağırıyordu.
    Rüyamın tam burasında kan ter içinde gözlerimi açmıştım. Ertesi gün her zamanki gibi işimin başına giderek çalışmaya başlamıştım. Rüya çoktan üzerimdeki etkisini kaybetmişti. Ama ilk seferimde o tehlikeli kavşağa vardığım zaman, gece rüyada neler gördüysem hemen tümüyle yüzleştim.

    Kamyon rüyada gördüğüm kadar büyük değildi. Daha doğrusu kavşakta parlak kırmızı boyalı bir mal teslim kamyonetiyle karşılaşmıştım.


    Aramızda bir çarpışına olmadı. Kamyonet neredeyse tramvayı sıyırarak önümüzden geçip durdu. Ben de frene bastım. Şoför yerinin içinde üç kişi oturuyordu. Bunlardan kadın olanı iri mavi gözlerini açmış şaşkın halde bana bakıyordu!


    Rüyada gördüğüm kaza olmamıştı, ama onun dışında her şey rüyada gördüğüm gibi geçmişti. Olay bu durumuyla bile midemi altüst etmişti. Görevi orada bıraktım ve kendimi toparlamak için birkaç gün izin aldım...”

    “Tartışılan Bilim Parapsikoloji, Richard Broughton” Say Yayınları


    Ölüm Odası

    Ontario/Kanada’daki Amhurstberg kasabası; Detroit Nehri kıyısında kurulu sevimli, sakin ve eski bir yerleşimdir. Büyük metropolitan bölgesinden bir saatlik araba yolculuğuyla, sanki bir önceki yüzyıldan izler taşıyan bu kasabaya ulaşılır. En iyi arkadaşlarımdan biri olan Pattı Henson, Windsor Üniversitesinde okuyorken ailesi ile birlikte kalıyordu. Ailesi, ön kısmında babasının mücevher dükkanı için uygun bir kısım da bulunan eski, gecen yüzyıl sonunda yapılmış bir çiftlik evi satın almıştı. Patti’nin iki büyük çoban köpeği vardı ve bu eve taşınılması, en çok onları mutlu etmişti.

    İlk başlarda, olay bir rahatsızlıktan ibaretti. Arka yatak odalarından biri hep soğuktu. Kaloriferlere ne kadar çok dilim eklense de, oda kemikleri donduracak kadar soğuktu. Sonra Patti, çoban kopeklerinin o odaya hiç girmediklerini fark etti. Zorla içeri sokulursalar hırlıyorlar kulaklarını geriye yatırıyor ve izin verilir verilmez odayı terk ediyorlardı.

    Bir keresinde beni yemeğe davet etmişlerdi ve neden olduğunu söylemeksizin o yatak odasına girip neler hissettiğimi söylememi istediler. Detroit’teki Wayne Üniversitesinde bir psişik deneye katılmıştım ve bir bakıma “hassas” olarak kabul ediliyordum. Kabul ettim ve odaya girer girmez, “diken üstünde oturuyor” gibi oldum. İçim üşümüştü ve kendimi çok üzgün hissediyordum. Bunu Patti’ye anlattım ve ailedeki herkesin bu odadayken aynı şeyi hissettiğini anlattı bana. Hiç kimse o odada uyumak istemiyordu ve eğer yatmak zorunda kalırlarsa, korkunç bir ölümle ilgili kabuslar görüyorlardı. Dahası yatak odasının kapısı bir türlü kapalı kalmıyordu. Arada bir, etrafta kimseler yokken ve pencereler de kapalıyken yüksek bir sesle birden açılıveriyordu.

    Merakim iyice arttığından, ertesi gün yerel Tarih Derneği ile bağlantıya geçtik ve şunu öğrendik O odada kıskanç bir koca karısını bıçaklayarak vahşice öldürmüş ve daha sonra kendi bileklerini kesip, intihar etmişti. Tabi k köpeklere herkes hak verdi, madem girmek istemiyorlardı, girmeyeceklerdi. O oda artık kiler olarak kullanılıyordu.


    Ruh ve Madde Dergisi


    Sallanan Diş

    Ben muhasebecilik yapıyorum. Vergi zamanı müşterilerimden biri, dört yaşındaki kızı Corinne’le büroma gelmişti. Uzun atkuyruğu saçları olan bu sarışın kız annesinin yanında duruyordu. Ama bir yandan da çok ciddi bir şekilde beni süzüyordu. Vergilerle olan işlerimiz bittiğinde, Corinne bana, “Ağzınızda sallanan bir dişiniz var.” dedi. Şaşkınlık içinde ona baktım, bu arada dilimle ağzımın içini taramaya başlamıştım.

    Annesi kızdı: “Corinne, sus bakayım.” Corinne’in istenmeyen şeyler söylemesi ilk defa olmuyordu galiba. Kız bir iki dakika yine sessizliğe büründü ama yine bana bakıyordu. Ve birdenbire, “Ağzınızda sallanan bir dişiniz var.” dedi tekrar.

    Annesi kızına dönüp çok ciddi bir tonda, “Corinne, sessiz olmazsan seni arabaya bırakırım. Orada tek başına beklersin.” dedi. Kız parlak mavi gözlerini odanın içindeki eşyalara çevirdi. Aynı anda, ağzımda, daha önce hiç fark etmemiş olduğum sallanan bir diş buldum. “Ama ağzımda gerçekten sallanan bir diş var.” Dedim şaşkınlıkla. Annesi anlamsız gözlerle bana baktı. Sonra Corinne’e, “Sen bunu nereden biliyordun?” diye sordum. Omuzlarını silkti.

    Bu kız galiba bir durugörür diye düşünüyordum. Ne harika bir hediye. Ama annesinin onu nasıl azarladığını hatırladım hemen. Annesinin yüzündeki rahatsızlığın korkuya dönüştüğünü gördüm. Annesi hemen evraklarını topladı ve muhasebe konusunda sorum olursa onu arayabileceğimi söyleyerek hızla büromdan çıktı.


    Kendi kızımın, Corinne’in yaşında olduğu zamanları hatırladım. Zelly adını verdiği bir oyun arkadaşı vardı kızımın. Hiçbir aile üyesi Zelly’i görmüyordu. Ama onun yaşadığını hepimiz kabul etmiştik. Kızım Evanne okula başladıktan bir gün sonra, Zelly’den epeydir söz etmediğini hatırladım. “Zelly bugünlerde nerede?” diye sorduğumda, düşünceli bir şekilde durdu ve “Zelly okulu sevmedi ve gitti.” dedi.

    Acaba çocuklar gerçekten doğal durugörür mü? Biz büyükler onların yeteneklerini desteklemeliyiz ve olumlu amaçlar yönünde nasıl kullanacaklarını öğretmeliyiz. Evet, olaydan bir gün sonra dişimi kontrol ettirmek için dişçime gittim.

    FATE’den çeviren: Beril Anılanmert


    Bir Denizcinin Rüyası

    1828 yılında New Brunswick’teki St. John Limanına doğru yol alan 5. 5. Vestris Gemisinin birinci süvarisi İskoçya’nın aynı addaki kurtarıcısının soyundan Robert Bruce idi. Bir gün öğleye doğru Bruce kaptan ile güvertede güneşin durumunu inceliyordu. Biraz sonra ikisi de aşağıya indiler.

    Birinci süvari hesaplarla bir süre uğraştıktan sonra yerinden kalkarak kaptanın kamarasına gitti. Kapıyı araladıktan sonra:


    “Affedersiniz efendim, ama ben hesapları çözemiyorum,” dedi. Kaptanın kürsüsünde oturan adam başını kaldırınca, Bruce yıldırımla vurulmuşa döndü. Kürsüde oturan adam, kaptan olmak şöyle dursun, gemidekilerin hiçbirine benzemeyen bir yabancıydı.

    Bruce, yabancının sabit bakışları karşısında dona kalmıştı. Neden sonra, kaptanın kamarasından dışarı fırlayabilme gücünü bulabildi. Kaptan güvertedeydi. Bruce, onu görünce: “Kaptanım kamaranızda bir yabancı var,” diye haykırdı. “Bir yabancı mı? Kesinlikle süvari ya da kamarottur. Kamarama izinsiz olarak kim girebilir?” Bruce, “Hayır. Kamaranızda ömrümde hiç görmediğim bir adam var,” diye ısrar ediyordu.

    Bunun üzerine kaptan, “Bir daha kamarama git iyice bak,” dedi.
    Bruce titredi; “Bir daha oraya tek başıma gitmemeyi tercih ederim,” deyiverdi.

    Biraz sonra kaptanla aşağı inince kamarayı boş buldular. Bütün gemi arandığı halde hiçbir yabancıya rastlanmadı. Bununla beraber Bruce, hikayesinde ısrar ediyordu. “Yabancıyı, kürsünüzün üzerindeki yazı taşına bir şeyler yazarken gördüğüme yemin ederim, diyordu. Kaptan, “O halde yazı hala orada olmalı,” dedi.

    Biraz sonra yazı taşı elinde idi. Gerçekten yazı taşının üstünde bir şeyler yazılı idi. Kaptan, Bruce’e “Bu senin yazın olacak,” dedi. Yaza taşının üzerinde “Kuzey Batıya dönün” sözcükleri yazılı idi. Kaptan devam etti: “Bruce, bizimle alay ettiğini itiraf et. Şuraya aynı kelimeleri yaz da senin yazını buradakiyle karşılaştıralım.”

    Karşılaştırma yapılınca, Bruce’un yazısının, yazı taşındakinden bütünüyle farklı olduğu görüldü. Bu sefer geminin bütün personelinin yazıları da karşılaştırıldı. Hiç kimsenin yazısı yazı taşındakine uymuyordu. Sonunda kaptan kararını verdi; “Ben Tanrı’ya, kadere kısmete inanırım,” dedi. “Bu mesajın gizli bir anlamı olacak. Kuzey batıya dönelim de olanları görelim.”

    Gemi bir süre kuzey batıya doğru yol aldıktan sonra ileride bir buzdağı belirdi. Buzdağına yaklaşınca, başka bir geminin buzdağına çarpıp yapışmış olduğu görüldü. Sağ kalabilen birkaç kişi geminin dalgalarla kamçılanan güvertesine sıkı sıkı sarılmışlardı. Kurtarılan kazazedelerin bir tanesi Bruce’un dikkatini çekti. Bu adam, Bruce’un kaptanın kamarasındaki yazı taşına bir şeyler yazarken gördüğü yabancıya tıpatıp benziyordu.


    Vestris, buzdağından uzaklaşınca, Bruce kaptana bu keşfini anlattı. Kazaya uğrayan geminin kaptanına da bu olaydan söz ettiler. Kaptan, “Ne anlatmak istediğinizi anlıyorum. Bu gemici bize, bugün kesinlikle kurtulacağımızı söylemişti,” der.

    Vestris’in kaptan kamarasına çağrılan denizci, kurtarılmadan birkaç saat önce rüyasında, başka bir gemide bulunduğunu ve bu geminin, buzların üstünde kalan kazazedeleri kurtarmaya geleceğini görmüş olduğunu söyledi.

    İç Varlık dergisi, sayı: 68, yıl: 1957


    Hayvanların İnsanlarla Olan İletişimi

    Tarih boyunca bazı hayvanların insanlarla olan iletişimi, öteki hayvanlara oranla daha dikkat çekici olmuştur. Bunları başında gelen kedi, telepati yeteneğiyle tanınmış bir hayvandır. Bu nedenle bazı büyü ritüellerinde kullanılmıştır.

    Bu olayımız da Fransa da meydana gelmiştir. Raymond Bernard, eşi ve üç çocuğu bir hafta sonunda piknik yapmaya gidiyorlar. Çocuklar, Zuma adındaki çok sevdikleri kedilerini de yanlarına alıyorlar. Ormana vardıklarında Zuma yanlarından ayrılıyor ve gün boyunca hiç gözükmüyor. Dönüş vakti geldiğinde Zuma’yı arıyorlar ama bulamıyorlar. Çocukların ağlamasına rağmen eve dönüyorlar.

    O gece Raymond Bernard, rüyasında Zuma’yı görüyor. Zuma, gelip kendisini almasını istiyor. Hemen yataktan fırlayan Bay Bernard iki oğlunu uyandırıyor ve adeta bir güç tarafından yönetilircesine ormana geri dönüyor.

    Ormana vardıklarında Bay Bernard biri tarafından yönlendirilircesine ormanın içlerine gidiyor ve rüyasında gördüğü yerde Zuma’yı oturmuş kendini bekler buluyor.

    O günden sonra Raymond Bernard’ın kediye karşı olan tutumu değişiyor, çünkü daha önce hiç inanmadığı bir fenomenin gerçekleşmesine aracılık etmiştir. Hem kendisiyle telepatik bağlantı kurabilmiş, hem de bunu rüyada gerçekleştirmekle parapsikolojinin araştırma alanına giren iki örneği bir arada yaşamıştır.

    Ruh ve Madde Dergisi


    Karşılaşmalar, Tesadüfler

    Karşılaşmalar, şans eseri ya da tesadüfi olarak görünen şeyler için kabul edilebilir ama bazı olaylarda tanımlanabilir bir sebep ve sonuç bulunabilir. Örneğin, Theodore Roszak ve karısı, New York’un batısındaki Central Parkta yürümekteyken, Bay Roszak ünlü Beatles grubunun “1 want to hold your hand” adlı şarkısını mırıldanmaya başladı.

    Normalde bu şarkıyı daha önce hiç mırıldanmamıştı, sevdiği şarkılardan biri değildi. Her nasılsa Bayan Roszak bu tesadüfe dikkat etti çünkü tam o sırada aynı kaldırımda yürümekte olan Yoko Ono ve John Lennon yanlarından geçmekteymiş. Bu bir tesadüf müdür? Belki de Bay Roszak, Beatles grubunun eski üyesi John Lennon’ı şuuraltı ile fark edip, zincirleme bir düşünce silsilesinin sonunda şarkıyı mırıldanmaya başlamıştır.


    Aynı şey Eıleen MColum ve Kathy Stone için de geçerlidir. 7 Ocak 1995 tarihi Daliy Mail gazetesinde, Los Angeles’in kuzeyinde bir Amerikan oto yol servis istasyonundaki otobüs durağı tuvaletinin dışında iki kadının tanışıp, kısa bir sure konuştuklarına dair bir haber yayınlanır; kadınlar daha önceden tanışmış değillermiş, şivelerinden dolayı birbirlerinden hoşlanmışlar. Sonradan, Kathy’nin elli yıl önce Eileen’in nikahında nedimesi olduğu ve O zamandan beri birbirlerini görmemiş olduklarını fark etmişler.

    Tahminen, yukarıdaki iki karşılaşma bazı yerlerde herkesin başına gelen kategoridendir; diyelim ki bir senedir irtibat kuramadığınız birine mektup gönderirsiniz ve daha sizin mektubunuz o kişiye ulaşmadan, ertesi gün o kişiden bir mektup veya telefon alırsınız.

    Telefonlar, karşılaşmalarda bariz bir rol oynuyor gibi görünüyorlar. Karşı tarafın yanlış numara çevirmesi sonucu, kendilerine ait olmayan telefonu kaldırıp da kendilerini arayan birini bulan insanlarla ilgili vakalar bilinmektedir. Örneğin Bayan Glynis Shaw, Kent şehrindeki Bough Beachte yürürken, tam önünden geçiyor olduğu telefon kulübesindeki telefon çalmaya başladı.

    Telefonun öbür ucunda, kendi köyünden olup da onun evinin telefonunu düşürmeye çalışan ama numaraları karıştıran birisini buldu. Bir diğer telefon vakası, hastanede ameliyat olmayı bekleyen ve o gün kocası İsveç’e uçacak olan Bayan Doone tarafından rapor edilmiştir. Ameliyat bitmişti ve Bayan Doone havaalanında bekleyen kocasına bir mesaj bırakmaya karar verdi. Ahizeyi kaldırıp Heathrow’u aradı ve birden karşısında kocasının “Alo” diyen sesini duydu. Hastane santralinin odasına kocasının telefonunu bağladığı sırada, o da Heathrow’u aramıştı.


    Diğer bir karmaşık ama amaçsızmış gibi görünen karşılaşmada 1900 yılında İtalya İmparatoru olan Kral Umbertonun başına gelenlerdir. 28 Temmuz 1900 gecesi Manza’daki bir restoranda akşam yemeği yemekteydi ve orada aynı kendisine benzeyen ve kendisi gibi konuşan restoran sahibiyle karşılaştı.

    Restoran sahibinin adı Umberto idi. Hem restoran sahibi, hem de kral aynı günde Turin’de doğmuşlardı, restoran sahibi kraliçeyle aynı adı taşıyan Margharita’yla kral ile kraliçenin evlendiği gün evlenmişti Kral Umbertoya taç giydirildiği gün restoran sahibi restoranını açmıştı. Kral onu ertesi gün yapılacak bir spor karsılaşmasına davet etti ancak restoran sahibi, o sabah, esrarengiz bir şekilde bir silah ile vuruldu Bu olaydan biraz sonra kral da bir anarşist tarafından vurularak öldürüldü.


    Coğrafya profesörü kendi yaz tatili sırasında çektiği slaytlarını gösterip, bunların nerede çekildiğini sorarken öğrencisi Cathy Mahek de sınıftaydı. Birinci resim tuğladan yapılmış belli bir işaret taşımayan bir binanın önünde duran bir grup insanı göstermekteydi. Cath bir an bile duraklamadan fotoğrafın Rusya’da çekilmiş olduğunu söyledi. Profesör şaşırmıştı ve bu cevabı nasıl bulduğunu sordu. Cathy şöyle açıkladı : “ Fotoğraftaki şu adam ve kadın, amcam Ron ve yengem Jean’dir. Bu yaz tatil için Rusya’ya gitmişlerdi.”

    1985’te Fate dergisinde, aynı soyadını (Baker) taşıyan, ikisi de vişne çürüğü 1978 model Concord arabaya ve aynı özel anahtarlığa sahip iki kişi, anlatılmaktadır. ABD’nin Wisnsin kentinde Sheboygan’daki bir alışveriş merkezine giren bu iki Baker’dan biri yanlış arabayı alır ve diğerinin arabasının çalındığını bildirmesi sonucunda bu karışıklık ortaya çıkar. Amerikan Motors şirketi basın sözcüsü Ben Dunn, anahtarların aynı olmasının on binde bir ihtimal olduğunu söylemiştir ama arabaların aynı model ve renkte, aynı yerde ve aynı zamanda olmalarının çok garip olduğunu da eklemeden duramamıştır. Dahası, bu karşılaşma 1 Nisan günü gerçekleşmiş!

    1994 son baharında, 60 yaşındaki Hollandalı Cor Stoop’u, Kuzey Denizindeki bir eğlence gezisi sırasında deniz tuttu. Maalesef, bu arada takma dişlerini denize düşürdü. Üç ay sonra radyoda, bir balıkçının bir morina balığı yakaladığını ve içinden bir takma dişin çıktığını duydu. Bay Stoop haberi duymuştu ve takma dişine tekrar kavuşmuştu. 1993’te yapılan araştırmalara göre Kuzey Denizinde 199 milyon morina balığı bulunduğu düşünülürse, bu çok büyük bir tesadüftür.

    Karşılaşmaların son kategorisi daha çok sebep ve etkileri henüz anlaşılamamış bazı paranormal olayları içermektedir. Bu türden bir karşılaşma, 1971’de sinirsel bir rahatsızlık geçiren bir mühendisin kendisini Londra metrosunun raylarına atmasıyla meydana geldi. Tren, mühendisi öldürmeden birkaç santim ötesinde durdu ve adam hayatta kaldı. Her nasıl olduysa, bir yolcu, ne yaptığını bilmeksizin, imdat kolunu çekmişti. Londra metrosundaki yeraltı trenlerinde yolcuların trenin önünü görmelerinin imkansız olduğu düşünülürse, bu çok ilginç bir vakadır.

    John Dunning Garip Ölüm/er adlı kitabında vejetaryen birinin koşarken, üçüncü kattan kafasına düşen 8 kiloluk bir koyun budu yüzünden öldüğü anlatılmaktadır. 1994 Nisan ayında, Cumbria’lı Reginald ve Kathryn Turner, elektrik süpürgesi üretici Hoover’ın bir promosyonu sayesinde Florida’ya uçuş hakkı kazanırlar. Turner çifti Florida’da iken evlerine hırsız girer ve tek bir şey çalar: Turner çiftine Florida seyahatini kazandıran elektrik süpürgesini.

    Ruh ve Madde Dergisi


    Rüyadaki Kaza

    Yağmur ve karanlık, onları görmemi zorlaştırıyordu. Fakat araba farlarından ve el fenerlerinden yansıyan ışık sayesinde dereden bir sedye geçiren insanları fark edebiliyordum. Onların tepeye yorgun yorgun yürümelerini ve sedyeyi yere koymalarını izledim. Tam sedyedeki kişinin, ölü mü yoksa canlı mı olduğunu öğrenmek üzereyken uyandım.

    Yüzüm ter içindeydi ve kalbim hızla çarpıyordu. Saat sabahın altısıydı ürpererek, sedyedeki kişinin kardeşim Pat olduğu hissine kapıldım. Fakat niçin birden böyle bir hisse kapıldığımı bilmiyorum. Rüya öylesine canlıydı ki, erkek kardeşimin sıhhatini sormak için Colorado Spring’deki aileme telefon ettim. Benim bu sürpriz telefonuma babam hemen cevap verdi. Buna bir anlam veremedim, çünkü o işe gitmek için normal olarak sabahın 06.30’unda kalkmazdı.

    Ayrıca telefon alt kattaki holdeydi. Başka bir kasabada yaşayan Pat’den haber alıp almadığını sordum ve yatağından kaldırdığım için özür diledim. Babam, geçen gece kendisinin ve annemin Pat’den haber aldıklarını, endişelenmeye gerek olmadığını söyledi.

    Onun vermeye çalıştığı güvenceye rağmen, sesi bana tuhaf gelmişti. 1977 Mayısı’nın ilk gününe kadar rüyanın bende bıraktığı duyguyu üzerimden atamadım. Bir akşam babam telefon etti. O sabahki telefon konuşmamdan dolayı özür diledi ve beni heyecanlandırmak istemediği için böyle davrandığını söyledi ve benim telefon ettiğim o sabah, Pat’in yaşamakta olduğu kasaba polislerinden birinin, Grand Junction yakınındaki küçük bir kasaba olan Fruita Colo civarında Pat’in bir trafik kazası geçirdiğini haber verdiğini anlattı.

    Şu anda hastanede olduğunu ve sağlık durumunun iyi olduğunu ilave etti. Polis tarafından babama anlatılan kaza sahnesiyle ilgili görüntülerin aynısını o sabahki telefonunda, kusursuz olarak babama anlatmıştım.



    (Ekim 1983 FATE Dergisi’nden Çeviren: Mehmet Öncü)



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  2. *AhKaDeR* Bu Konu İçin Teşekkür Edenler Listesi

    Ceroks (27 Temmuz 2012)

  3. #2
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    SİMYA


    Simya, kimyanın bir bilim olması ile hep küçümsenmiş, gerek felsefesine, gerekse sembolizmine gereği kadar değer verilmemiştir.
    Simya, yaygın olarak, maddeden altın elde etmek için yapılan çalışmalarla ilgili olarak bilinir. Simyacı ise vaktini altın elde etmek için geçiren kişidir.

    Aslında Simya köken olarak çok eski zamanlara dayanır ve maddi olarak altın elde etmekten çok daha derin amaçları vardır.



    Genel olarak Simya


    Etimolojik olarak Simya sözcüğü Türkçe’de varolan Kimya sözcüğü ile aynı kökenden gelmektedir. Kökeni Arapça olan bu sözcükler Arapça’ya da “Kara Ülke” anlamına gelen Khem sözcüğünden gelmiştir. Bu “Kara Ülke”ise Mısır’dır. Etimolojik olarak da Simyanın kökeni Mısır olarak gözükmektedir.

    Simya gerçekte bir dönüşüm sanatıdır. Kirli olanı, hasta olanı bir çok süreçten geçirerek , arınmış ve mükemmel olana dönüştürmeyi amaçlar.


    Simya okült bir sanat olarak gözükmektedir. Bunu sadece belli kimseler uygulayabilmekte, geniş kitlelere yayılması engellenmektedir. Ayrıca Simyanın ezoterik bir karakteri de vardır. Simya öğrenimi inisiyasyona dayanmakta, kullanılan semboller sadece bu eğitimi geçmiş kişiler tarafından anlaşılabilmektedir. Simya felsefesinde ise Tanrı’nın birliği ve ruhun ölümsüzlüğü yer almaktadır.


    Simya eğitimi sırasında adaya öğretilen temel esas , simyacının bir şeyler icat ettiği değildir; simyacı sadece sırları çözmektedir. Bu yönüyle simya uzun yıllar boyunca genel karakterini değiştirmemiştir.


    Simya aynı zamanda Hermetik felsefenin de bir uygulaması olarak kabul edilmiştir. Zaten simyacılar da kendilerini filozof olarak kabul etmişler ve bu sırların Hermes (Mısır panteonunda Thoth) tarafından verildiğini iddia etmişlerdir.


    Simya en genel anlamı ile bir sanat ya da bir teknik olarak anlaşılabilir ve amacı maddenin içindeki altını ortaya çıkartmaktır. Simyacılara göre madde hastadır ve iyileştiğinde altın ortaya çıkmaktadır.


    Simya bu amaçla “Felsefe taşını” aramaktadır. Bu taş maddeyi altına çevirebilmekte ve bundan elde edilen iksir (Elixir) ile insan ölümsüzlüğe kavuşabilmektedir.

    Simyada ulaşılan bu son noktaya giden yol Ars Magna (Büyük/ulu Sanat) olarak adlandırılmaktadır.

    Tarih boyunca simya mistik ve pratik simya olarak iki yönde gelişmiştir. Pratik simya , kimya biliminin doğuşunda büyük rol oynarken , mistik simya,ezoterik felsefenin bir başka çehresi olarak günümüze kadar gelmektedir.



    Mistik Simya


    Pratik simyanın teorilerine ve sembollerine geçmede önce mistik simyayı incelemek gerekmektedir. Böylece pratik simyada da madde ile yapılan benzetmede aslında insana ait sonuçlar çıkarılabileceği çok rahat gözükecektir.

    Simyanın, maddenin içinde sağaltım ile altını keşfetmesi, bir bakıma insandaki Tanrısal tözün ortaya çıkarılması ile benzerlik göstermektedir.


    ****llerdeki hastalığın,kirin yok edilip altının ortaya çıkarılması gibi , uzun bir süreçten sonra da insandaki tanrısal töz açığa çıkabilir ve kişi İyi için çalışabilir. Ars Magna , bu açıdan insan için de kullanılabilir, bu anlamı ile inisiyasyonu da temsil etmektedir.


    Ars Magna ile insan Tanrı ile birleşebilmekte, kendini maddeye bağlayan bağlardan kurtulabilmektedir.


    Bu bağlamda Felsefe taşı da mutlak olana , tanrısal töze kavuşturan bilinç anlamını kazanmaktadır. Aynı şekilde İksiri içip ölümsüzlüğe kavuşmak da ruhun ölümsüz olduğunu anlamak anlamına gelmektedir.


    Öyleyse kendi içindeki Tanrısal tözü bulmak isteyen kişi , tıpkı maddenin saflaştırılması gibi , kendi içine dönerek kendini saflaştırmalı ve gizli olan , içindeki Felsefe taşına ulaşmalıdır. Simyada kullanılan yöntemler ezoterik olarak inisiyasyonu da bu anlamı ile temsil etmektedir.


    Bu , en güzel ifadesini VITRIOL sözcüğünde bulmaktadır. VITRIOL aslında Latince bir cümledeki sözcüklerin baş harflerinden oluşmuştur. Bu cümle “Visita Interiora Terræ Rectificando Invenies Occultum Lapidem” dir ve “Dünyanın derinliklerini ziyaret et gizli taşı bulacaksın” anlamına gelmektedir. Bu pratik simyada kayıp taş ya da mineral olarak düşünülmekle beraber, aslında insanın Tanrı’yı , tanrısal olanı kendi içinde bulacağı anlamına da gelmektedir.


    Bu şekli ile simya gerçek bir ezoterik doktrin olup günümüzde de bazı prensipleri ile yaşamaktadır.



    Simyanın Temel Prensipleri


    Simyacılara göre madde birdi ancak farklı şekiller almaktaydı. Madde ayrıca kendi parçaları ile birleşebilir ve sonsuz sayıda yeni form alabilirdi. Kuyruğunu ısıran yılan olarak gösterilen Ouroboros sembolü de bunu temsil etmekteydi.

    Bu düşünce aslında Tanrı’nın birliğinden kaynaklanmaktaydı. Evreni yaratan Tanrı Ruh’a çeşitli formlar vermiş ve madde oluşmuştu ; ancak bu Tek olanın farklı görünüşlerinden ibaretti. Her yaratılan unum in multa diversa moda , Türkçesi ile farklı şekillerde tek olan idi. Simyacı ise bu formların arasında Altın olanı aramaktaydı.


    Bu yönüyle simya, kendinden önce gelen tek tanrılı ezoterik düşüncenin , dönemindeki temsilcisidir.


    Simyaya eşlik etmiş olan ezoterik felsefe, Mısır tanrısı Thoth’a Yunanlıların yakıştırdıkları Hermes isminden ötürü Hermetik felsefe ya da düşünce , ya da kısaca Hermetizm diye adlandırılır. Orta Çağ boyunca Hermes’e atfedilen hermetik metinler Corpus Hermeticum diye adlandırılmışlardır.


    Corpus Hermeticum genelde diyaloglardan oluşmaktadır. Hermetik metinlerden en önemlisi Zümrüt tablettir.


    Hermetik felsefede ruh ve madde birbiri ile iç içe girmiştir. Birisi ötekinin farklı bir görüntüsüdür.
    Aynı şekilde çoğu hermetiste göre maddenin de bir ruhu vardır.

    Simyacılar eski düşünceye bağlı kalarak Ateş, Toprak, Su , Hava olmak üzere dört elementin (Tetrasomia) varlığını kabul etmişlerdir. Bu elementler bildiğimiz anlamlarından öte bazı özellikleri temsil etmektedirler. Simyaya göre görünen iki element , Toprak ve Su , içlerinde görünmeyen iki elementi de barındırmaktadırlar: Ateş ve Hava. Bunun dışında , bazı simyacılara göre beşinci bir element daha vardır ki bu da Ether’dir. Ether beden ile ruh arasında da aracılık görevi görmektedir.


    Simyada Platon döngüsü denilen kavrama göre elementler arasında sürekli bir de dönüşüm vardır. Ateş Havaya, Hava Suya, Su Toprağa ve Toprak Ateşe dönüşmekte olup bu döngü bu şekilde sürmektedir.


    Simyacılar ayrıca , Zümrüt tabletlerde belirtilen “Yukarıda olan aşağıda olanın aynısıdır” prensibinden yola çıkarak da her bir gezegen ile bir ****l arasında bağlantı kurmuşlardır. Buna göre bilinen yedi gezegen ile ****ller arasındaki ilişki aşağıdaki gibidir :

    Güneş > Altın
    Ay > Gümüş
    Merkür > Cıva
    Venüs > Bakır
    Mars > Demir
    Jüpiter > Kalay
    Satürn > Kurşun

    Bunlar içinden Altın ve Gümüş mükemmel ****ller olup diğerleri mükemmel olmayan ****llerdir. Bir teoriye göre ****ller demir > bakır > kurşun > kalay > cıva > gümüş > altın sırasını izleyerek altına dönüşmekte , bu süreç döngü şeklinde devam etmektedir.

    Simya ile astroloji arasında da sıkı bir ilişki vardır. Her ****le bir gezegen karşılık geldiği gibi, bazı reaksiyonların gerçekleşebilmesi için gezegenlerin uygun konumu da gözlenmektedir.


    Simyacıların , gnostiklere benzer bir de evren modelleri vardı. Merkezde Dünya, daha sonra yedi gezegen , etrafında sabit yıldızlar , en dışta da saf ruhlar bulunmaktaydı, bundan sonrası ise Tanrı’yı göstermekteydi.


    Simyacılar için Güneş de büyük önem taşımaktaydı. Güneş bazılarına göre hayatın kaynağı , hatta Tanrısal sözün görünebilir hali idi. Bu nedenle, simyacılar Dünya merkezli evren teorisinden Güneş merkezli teoriye geçişte fazla zorlanma yaşamamışlardır.


    Simyada bir önemli ayrım da dişil/eril ya da dişi/erkek ayırımıdır. Bazı simyacılar İlk Çağdaki bir düşünceyi savunmuşlar ve Tanrı’nın yaradılıştan önce hermafrodit olduğunu ve yaradılışla birlikle erkek ve dişi olarak ayrıldığını iddia etmişlerdir. Buna göre Güneş eril, dünya dişildir. Aslında dişil özellik en çok Ay ile kendini belli etmektedir.


    Simyadaki bir başka düalite de macrocosmos / microcosmos ‘dur. Bu ikisi arasındaki benzerlik de daha önce gördüğümüz gibi
    ifadesini zümrüt tabletlerde bulmuştur. Bir başka görüş de insanın doğuşunun evrenin doğuşuna benzediği yönündedir.


    Simyadaki bir önemli kavram da düalitenin yanında üçlemedir. Ünlü simyacılardan Robert Fludd “Üç dünya vardır : arketipler dünyası, macrocosmos ve microcosmos; yani, Tanrı, Doğa ve İnsan.” demektedir.


    Bu üçleme elementlerde de karşımıza çıkmaktadır. Nasıl Tanrı’da bir üçleme var ise insanda da ruh,can,beden olarak üçleme vardır. Bunun elementler dünyasına yansıması ise , Kükürt, Tuz ve Cıva şeklindedir. Burada anlaşılması gereken bildiğimiz anlamda kükürt,
    cıva ve tuz olmamakta, ancak bunların temsil ettiği prensipler olmaktadır.


    Aslında kükürt ve cıva iki karşıt prensip olup aralarında tuz ortayı temsil etmektedir. Kükürt aktif olanı temsil etmekte olup erildir. Cıva ise tam tersi olarak pasif olanı temsil etmekte olup dişildir. Tuz ise ikisini arasında bir bileşim olup , gövdeyle ruhun bağlanması gibi bağlayıcı bir görev yapmaktadır.


    Kükürt – Cıva karşıtlığı aşağıdaki gibi de özetlenebilir : (Hutin)

    Kükürt > Eril – Aktif – Sıcak – Sabit
    Cıva > Dişil – Pasif – Soğuk – Uçucu

    Bazı simyacılara göre bu prensipler baba/anne düalitesini göstermekte ve ayrı duran bu prensipler , çeşitli şekillerde birleşip yeni maddelerin oluşmasını sağlamaktadırlar.


    Bazı simyacılar üç prensip ile dört elementi birleştirmeye çalışmışlar ve aşağıda özeti görülen sonuca varmışlardır (Albert Poisson , Théorie et Symboles des Alchimistes, Paris,1891) :


    Kükürt Toprak (Görülebilir, Katı)

    (Sabit) Ateş ( Gizli,sübtil)
    Tuz Ether
    Cıva Su (görünür, likit)
    (Uçucu) Hava ( Gizli,gaz)

    Bu arada dikkat edilmesi gereken bir nokta da simyada her sıvının Su, her katının Toprak, her gaz Hava ve de her ısı kaynağı Ateş olarak adlandırılabildiğidir.


    Pratik Simya


    Simyanın en bilinen ve en yaygın şekli pratik simyadır. Simya pratiğini gerçekten bilinçli ve dönemine göre oldukça bilimsel yapan üstadların yanı sıra bir çok maceraperest de bu konu ile uğraşmışlardır. Ancak o dönemden kalma prensipler, özellikle de metodlar günümüz kimyasına da temel oluşturmuştur.

    Simyacı için amaç Felsefe taşını elde etmektir. Ancak bunu elde edebilmesi uzun ve zahmetli bir iştir. Simyacı uzun proseslerden geçireceği ilk maddesini dikkatli seçmek zorundadır. Latince Materia Prima diye adlandırılan ilk madde çalışmanın başarıya ulaşabilmesi için çok büyük önem taşımaktadır. Pratik simyada genelde uçucu ve hareketli olarak Cıvaya karşılık gelen ilk madde, ezoterik olarak da çırağı, inisiyasyona alınacak, mükemmel olmayan, kişiyi temsil etmektedir.


    Simyacı kendi laboratuarını da kendi kurmak zorundadır. Aletlerini kendi temin etmeli ve laboratuarını bütün gözlerden uzak bir yerde oluşturmalıdır.


    Simyacı için çalışmalarına başlayacağı zaman çok önemlidir. Simyacılar genel olarak İlkbaharda Güneş Koç burcundayken çalışmalarına başlarlar. Bazen Boğa ya da İkizler de çalışmak için uygun zaman olmaktadır. Ancak, İlkbahar doğanın canlanmaya başlamasını, bir tür doğumunu sembolize ettiği için, böyle bir çalışma için de en uygun zamandır.


    İlk madde ile uygun zamanda çalışmaya başladıktan sonra, gelen aşama hasta olan ****lin temizlenmesi, arınması işlemidir. Bunun için gizli ateş , ignis innaturalis gerekmektedir. Bu elleri ıslatmayan su ya da alevsiz yanan ateş diye açıklanmaktadır.


    Bütün bunlar hazırlanıp uygun şekilde hazırlandıktan sonra hermetik olarak kapatılmış bir kap içine , ya da yaygın adı ile Filozofik yumurtanın içine konduktan sonra, tıpkı kuluçkada olduğu gibi burada sabit bir sıcaklıkta beklemek üzere, Athanor adı verilen fırının içine konur. Yumurta aynı zamanda yaradılışın da bir sembolüdür.


    Burada da görüldüğü gibi pratik simya ile ezoterik simya arasında büyük bir paralellik vardır. Adayın yetişebilmesi için içinde yakmayan bir ateş olması gerekmektedir. Hermetik kap ise dış etkilerden uzaklaşmayı temsil etmektedir. Yumurta sembolizmi ise zaten adayın yeniden dünyaya geleceğini göstermektedir.


    Bazı simya metinlerine göre de Materia Prima içinde Cıva ile belirtilen pasif prensibin yanında Kükürt ile belirtilen aktif prensip de vardır ve bunlar yumurtanın içinde etkileşime girerler. Daha sonra bunların ölümü ile Bilge Cıvası doğar. Bu siyah olandır. Bu yine mükemmel bir ****l değildir , ancak bu da bir aşamadır.

    Daha sonraki aşamada ise beyaz olan açığa çıkar. Albedo diye adlandırılan bu beyazlık aşmasında Rosa Alba, Beyaz Gül ortaya çıkar. Bu aşamanın sonucu kırmızı olan Bilge Kükürdü ile tamamlanır. Son aşama ise Kırmızı kükürt ile beyaz cıvanın birleşimidir. Bu Kutsal birleşme sonucu Felsefe taşı ortaya çıkar.


    Bazı metinlerde Felsefe taşı “AZOT” olarak adlandırılır. Bu doğal olarak bildiğimiz azottan farklıdır. Felsefe taşı bütün maddelerin başı ve sonu olarak görülmektedir. Bu yüzden Azot sözcüğü de bütün alfabelerde ortak olan A ile başlamakta, sırası ile Latin , Yunan ve İbrani alfabelerinin son harfleri olan, Z,O ve T ile bitmektedir.

    Simyanın pratiğine de baktığımızda ezoterik yön açığa çıkmaktadır. Bu aşamalar aslında adayın inisiyasyon yolunda kat ettiği mesafedir.


    Simya tarihi


    Simyanın tarihi çok eski devirlere uzanmaktadır. Aslında ilk devirlerde kimya ve simya tarihi ortaktır denebilir. İnsanın ilk bu kavramlar hakkında düşünmesi ve kullanması kuşkusuz ateşin elde edilmesinin öğrenilmesi ile başlamıştır. Daha sonra ****lleri kullanmayı ve doğal halinden saf haline getirmeyi öğrenen insan zamanla madde üzerine düşünmeye başlamıştır.

    Aslında ****llerin maden filizinden elde edilmesi de ezoterik simyada sık kullanılan bir örnektir. İnsan da filiz içinde saflaştırılmayı bekleyen ****l gibidir denir.


    Her durumda, madenin filizden ayrılması , simya için önemli bir örnek oluşturmuştur. Filizinden ayrıştırılan ****lin geçirdiği evreler gibi , altın da pisliklerinden arınabilir diye düşünülmüştür.


    Simyanın tarihi altının maden filizinden elde edilmesiyle başlar diyen görüş bir yana , tarihçiler simyanın Mısır’da doğduğu konusunda ısrarlılardır. Aslında Mısır’da altın elde etmek bir ruhban sınıfının elinde olduğundan iki görüş de birbirine yakın kabul edilebilir. Doğuda, Çin ve Hint’te de simyanın varolduğu bilinmektedir. Ancak biz kendimizi simyanın batı dünyasındaki tarihi ile sınırlayacağız.


    İlk simya bilgilerinin Hermes Trimegistus, Üç Kere büyük Hermes, tarafından verildiği söylenir. Bu ise daha önce de belirttiğimiz gibi , insanlığa bütün bilgileri veren Mısır tanrısı Thoth’un Yunanlaşmış halinden başka bir şey değildir. Hermes Trimegistus Orta Çağ simyacıları tarafından tanrısal bilgileri bilen ve veren, ilk mürit olarak görülmüştür.


    Orta Çağ boyunca varolan simya sadece Mısır’dan gelme değildir. Karmaşık bir kökeni vardır, daha doğrusu bir çok kültürden farklı şekillerde etkilenmiştir.


    Yunan kültüründen simyaya geçen en önemli teori elementler teorisidir. Eski Yunan’da maddenin yapısı ile ilgili iki önemli teori gelişmiştir. Bunlardan biri atom teorisi öteki de elementler teorisidir. Kökenleri daha eskiye de dayansa dört elementin teori haliyle sunulması Eski Yunan’da olmuştur.


    MÖ Yedinci yüzyılda yaşayan Thales , doğanın akıl ile anlaşılabileceğini savunmuş ve suyun dünyanın ana prensibi olduğunu iddia etmiştir. MÖ 610-545 yılları arasında yaşadığı düşünülen Anaximandros apeiron diye adlandırdığı amorf bir prensibi ortaya atmıştır.
    Anaximenes ise her şeyin kökeninde hava olduğunu söylemiştir. Heraklit’e göre ise bu prensip ateştir.


    MÖ 540-450 yılları arasında yaşayan Parmenides ise daha ilginç bir görüş geliştirmiş ve evrenin aslında Tek olduğunu ve farklı görüntüler aldığını savunmuştur. En büyük karakteristiği hareketli olması , devamlı form değiştirmesidir.


    MÖ 485-425 yılları arasında yaşayan Empedokles için ise ateş, hava,su ve toprak maddeyi oluşturan dört elementtir ve aşk adı verilen çekim kuvveti ile Parmenides’in evrenine benzeyen evreni oluştururlar. Ancak Nefret adı verilen itim kuvveti ile itildiklerinde çözülmeler olur.


    Dört element düşüncesinin Orta Çağlar boyunca varolan şekli kuşkusuz Platon’un ve özellikle de Aristo’nun eseridir. Platon elementleri geometrik formları ile ortaya koymaya çalışmıştır. Ancak simyadaki teori büyük ölçüde Aristo’nun teorisidir.


    MÖ 384-424 yılları arasında yaşayan Aristo, bir çok konuda olduğu gibi dört element teorisi ile de Orta Çağ boyunca tek otorite olarak kalmıştır. Aristo’ya göre ilk madde çeşitli formlar alabilmektedir. Bu alınan formlar da bazı temel özelliklere bağlıdır. Bu özellikler dört tanedir : Sıcak, soğuk, kuru, ıslak. Buna göre


    Ateş : Sıcak – Kuru

    Hava : Sıcak – Islak
    Su : Soğuk – Islak
    Toprak: Soğuk – Kuru

    olarak özellik gösterirler. Bu da simyada kullanılmıştır.

    Aristo ile olgunluğa ulaşan elementler teorisi ve Mısır kaynaklı simya İskender’in fetihleri ile beraber karşılaşma olanağı bulmuş ve bir senteze ulaşmıştır. Bu senteze doğu kökenli okültizm, Yahudi ve Hristiyan mistisizmi de karışarak, Orta Çağdan itibaren simyacıların temel teorilerini oluşturmuşlardır.


    Yunan-Mısır sentezi simya ile ilgili en önemli belge MS. üçüncü yüzyıldan kaldığı sanılan Leyden papirüsüdür. Dördüncü yüzyıldan itibaren ise simya eğitimi yaygınlaşmıştır. Özellikle Panopolis’li Zosimus simyayı daha ritüelik bir hale getirmiştir.


    Bu dönemde, özellikle İskenderiye’de simya üzerine bir çok eser ortaya çıkmıştır. Bu eserler arasında Hermes, İsis gibi tanrısal kişiliklerin yazdığı varsayılan eserlerin yanı sıra Keops gibi hükümdarların, Platon, Pythagoras, Tahles gibi filozofların ya da Zosimus gibi simyacıların yazdıkları söylenen eserler de vardı. Bunlar Felsefe taşından ve ölümsüzlükten de söz etmekte , aynı zamanda simyanın ezoterik yanını da ortaya koymaktaydılar.


    Simya daha sonra Bizans’ta da varlığını sürdürmüştür. İmparator Heraklius Simyayı desteklemiştir. Ancak Bizans’ta simya çok gelişememiş, daha sonra da Batıya geçmiştir.


    Arapların Mısır’ı işgal etmesi , simyanın İslam dünyasına da girmesini sağlamıştır. Arap kültüründe İslam öncesinde simya hakkında yazılan eserler bilinmemekle birlikte, Mısır’ın işgalinden sonra bu konuda yazılan eserlerde bir patlama olmuştur. Bütün İslam dünyasında Arapça tek resmi dil olduğu için , eski Mısır ve Yunan eserlerinin Arapça’ya yapılan tercümeleri de bütün İslam dünyasına yayılmış, bu konuda çalışmaların çoğalmasını sağlamıştır.


    Müslüman simyacılar arasında en tanınmışı kuşkusuz Batıda Geber adıyla tanınan Abu Abdullah Cabir ibn Hayyan’dır. Cabir’den kalan eserlerin bir bölümü Corpus Jabirianus adıyla toplanmıştır. Çoğu kaybolan bu yazılarda simya kadar İslam’ın ezoterik açıklamalarının da varlığı bilinmektedir. Cabir bu yazılarda ezoterik bilgi vermesine rağmen olabildiğince açıklama yapmıştır.


    Simyanın Orta Çağ Avrupa’sına geçişi göreceli olarak daha geç olmuştur. Özellikle Arap istilaları ve Haçlı seferleri sırasında bu kültürle tanışan Batı dünyası Orta Çağın sonlarına doğru simya ile ilgilenebilmiştir. Simya anlamına gelen Alchemy/Alchimie sözcüğünün ve simyada kullanılan Alkol, Alambik, Elixir gibi sözcüklerin Arapça’dan gelmiş olması da bu kökeni ortaya koymaktadır.


    On üçüncü yüzyılın ilk yarısından itibaren Fransisken manastırlarında simya yaygınlaşmaya başlamıştır. Buradan Robert Grossetête tarafından Oxford’a da geçen simya, burada da popüler olmuş ve Robert Grossetête’in öğrencilerinden biri olan Roger Bacon da bu konuda oldukça sivrilmiştir. Simya kadar astroloji ve okült bilimlerle de ilgilenen Bacon sonunda kilisenin de dikkatini çekmiş ve bu yüzden hapse girmiştir. Daha sonra gizemli bir şekilde ortadan kaybolan Bacon, simyacıların ölümsüz olduğu konusunda rivayetlerin çıkmasına da neden olmuştur.


    1240 – 1311 yılları arasında yaşamış olan ve Rosarium Philosophorum adlı eserin de yazarı olan Arnaud ve Villeneuve de bu konuda zamanının tanınmış isimlerindendir. Villeneuve simya kadar astroloji ve tıpla da uğraşmıştır. Eserleri ise ölümünden sonra yakılmıştır. Villeneuve’den etkilenen iki Fransisken de simya konusuyla ilgilenmişlerdir, bunlar Raymond Lulle ve Jean de Rupescissa’dır.

    Fransiskenler kadar Dominikenler de simya ile ilgilenmişler ve 1193-1280 yılları arasında yaşayan ve Büyük Albert adıyla da anılan Albert de Bollstaedt Dominikenlerin arasından çıkmıştır.

    Her şeye rağmen On üçüncü yüzyılın sonuna kadar simyacılar manastırlarda rahat rahat simya ile ilgilenebiliyorlardı. Ancak zamanla simya kilisenin tepkisini çekmeye başlar. Bu arada manastırlar dışında da simya ile ilgilenen kişiler türerler. Artık Hermes’in bilimi ile kilise karşı karşıya gelmeye başlar. Ancak Kilise önlemini almakta gecikmez ;1317’de Papa Jean XXII bir karar yayınlayarak (Spondent quas non exhibent) sahte altın yapanları ve simyacıları mahkum eder. Buna göre simyacılar fazlasıyla çoğalmışlardır.

    Bu sırada gizemli bir kişinin simyanın sırlarını bulduğu konusunda bir rivayet yayılmıştır. Bu kişi Nicolas Flamel’dir. 1330 – 1418 yılları arasında yaşadığı söylenen Flamel , söylentiye göre “Yahudi Abraham” isimli , simyanın sırlarını veren bir kitap bulmuş, ve yıllarca karısı Pernelle ile uğraşarak buradaki şifreleri çözmüş ve bu sanatın sırrına vakıf olmuştur.

    On beşinci yüzyılda gelişen simyada döneminin en önemli isimlerinden biri de Basil Valentin’dir. Yaşamı hakkında tam bir bilgiye sahip olamadığımız Valentin özellikle “On iki Anahtar” isimli eseri ile ünlüdür.


    Simya Rönesans ile birlikte en yüksek noktasına ulaşmış ve bu dönemde Kabala , büyü, Yeni Plantonculuk gibi diğer ezoterik doktrinler de simyaya katkıda bulunmuştur. Bu dönem ayrıca Rose-Croix gibi gizli örgütlerin de ortaya çıktığı bir dönemdir. Bu dönemde Denis Zachaire,John Dee gibi ünlü simyacılar da ortaya çıkmıştır.


    Dönemin en önemli ismi kuşkusuz 1493 doğumlu Paracelsus’dur. Maceralı bir hayat yaşadıktan sonra 1541 yılında hayata gözlerini yuman Paracelsus, kariyerine önce doktor olarak başlamış, bir çok maceradan sonra şifacılığı ile ün kazanmıştır. Doktor olmasına rağmen, simyanın tıptan ayrılamayacağını söylemiş ve doğa ve insan üzerine çalışmıştır. Macrocosmos ve microcosmos üzerine düşünce sistemini kuran Paracelsus, tuz, kükürt, cıva ile ruh, can, beden ilişkisini de savunmuştur. Ezoterik düşüncenin ifadelerini iyi bir biçimde ortaya koyan Paracelsus , Rose-Croix örgütünü de büyük ölçüde etkilemiştir.


    On yedinci yüzyılda simya ile ilgili çalışmaların büyük bölümü Rose-Croix tarafından yapılmıştır. İngiltere’de de Robert Fludd bu düşünceyi sistematize etmiştir.


    On yedinci yüzyıl sonundan itibaren ise okült bilimlere olan ilgi yavaş yavaş azalmış, materyalizm ön plana geçmiştir. Eski öğretiyi savunan örgütlerin varlığını sürdürmesine rağmen simya artık popülerliğini yitirmiştir.


    Günümüzde simya artık mistik/ezoterik anlamı ile sürmektedir. Ezoterik düşünceler çağlara göre farklı şekillerde ortaya çıkabilir, simya da bunun özel bir türüdür. Zamanın doldurmuş ancak ezoterik içeriği ve sembolizmi ile yaşayan, tarihçilerin ilgisini çeken bir düşüncedir.



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  4. #3
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    KEHANET VE 32 YAPILMA YÖNTEMİ




    Kehanette bulunma, fal bakma gibi uğraşlar insanların her zaman merakını uyandırmış ve kendine cezbetmiştir. Üzerinde yaşadığımız, Dünya adı verilen bu gezegenin yasaları icabı sadece önümüzdekini görebilmekte, ama onun gerisinde ve ilerisinde olanları fark etmekte acz içinde kalmaktayız. Yani dünya şartları gereği, zaman ve mekân içinde genişleme yeteneğimizi yitirmiş olduğumuzdan ötürü sınırlı bir algılama imkânına sahibiz. Gerçi hassas, medyomsal yetenekleri gelişmiş psişik insanlar her zaman yaşamışlar ve halen de yaşamaktadırlar, ama bütün insanlığa oranla, sayıları yok denecek kadar azdır.

    İşte, bu zaman ve mekânın ötesine taşma, geçmişte olduğu kadar gelecekte olacakları da öğrenme arzusu, insanda daima yaşamıştır. Tabiî bu, daha ziyade gelecekte olacakları öğrenmek yönündedir. Çünkü bunun altında ne de olsa bir bencillik yatmaktadır, "Acaba iyi olacak mıyım?" endişesi bulunmaktadır. Günümüzde de pek çok insan, dünyevî hayatının tıkırında gidip gitmeyeceğim anlayabilmek, kendisini rahatlatacak birkaç söz duyabilmek amacıyla falcılara gidip durmaktadır. Ama bu, hep olagelmiş bir durumdur.


    Kökeni çok eski cağlara dek uzanır ve pek tabiî ki hangi seviyede olduğunu da, bunu uygulayanların amaçları belirler. Sadece bedenin ihtiyaçlarına (her türlü arzu ve tutkular) yönelik bir kehanet yöntemiyle, yalnızca diğerkâmca duygu ve düşüncelerle ve en ufak bir benlik kaygısı taşımaksızın uygulanan bir yöntem arasındaki derin uçurumu görmemek imkânsızdır. Ama herhalde, daha ziyade ve hatta hemen hemen daima birincisi uygulanagelmiştir.


    Eski çağlarda bakılan fallarda, zaman zaman, tüm bir ulusun geleceğini öğrenme endişesi de bulunurdu. O zamanlarda kâhinlerin, falcıların sayısı hayli boldu. Yüksek sınıfa mensup olanlar ve ülkeyi yönetenlerin de özel falcıları, kâhinleri bulunurdu. Görücülerin ve kâhinlerin yanı sıra aşağı seviyeden kâhinler de vardı ve bunlar, halkın önem verdiği her türden işareti yorumlamak gibi bir mesleğe sahiptiler âdeta. Bunların pek çeşitli, garip yöntemleri vardı ve bu tip aşağı seviyeden kehanet yöntemlerinde göksel bir ilhamın payı yoktu.


    Eski Yunan'ın piti'lerinde olduğu gibi, bir medyomluk söz konusu değildi. Biraz sezgi, biraz da belirtilerin geleneksel anlamlarının bilinişi, kehanette bulunmak için yeterli oluyordu. Tabiî bu işin de uzmanları vardı. Şimdi, bu eski devirlerden beri uygulanmış yöntemlerin neler olduğunu göreceğiz. İsimlerinin tam Türkçe karşılıkları olmadığı için, bunları Fransızca isimleri (Lâtin kökenli) ile vereceğiz.


    Uygulanmış Kehanet Yöntemleri


    1-) Aruspisler (Aruspice ya da Haruspice), Etrüsk kökenli Romalı kâhinlerdi. Bunlar, kurban edilen hayvanların (genellikle boynuzlu) bağırsaklarını inceleyerek kehanette bulunurlardı. Bu işi daha sonra yıldırımı yorumlayarak devam ettirmişlerdir.

    Aruspisler hayvanın kurban öncesi hâlini, can çekişmesini, daha sonra iç organlarını (bağırsakları, kalp ve karaciğeri) incelerler, sonra yakılışı esnasında çıkan alevlere bakarlar, ayrıca kurban töreni esnasında kullanılan suyu, tütsüyü, şarabı ve unu da tetkik eder ve kehanette bulunurlardı. Vardıkları hükümler, özellikle görünmez olaylar, kamuoyu ve Roma'nın kaderi hakkında olmaktaydı. Aralarına şarlatanların karışmasını engellemek için, imparator bunları yaklaşık altmış kişilik hür bir akademi hâlinde toparlamıştı.

    2-) Yanmakta olan ateşe bakarak kehanette bulunmaya Piromansi (Mansi=Manteia (Yun.), kehanet tekniği anlamındadır), bundan çıkan dumanlara göre kehanette bulunmaya da Kapnomansi denir. Bunlar da o dönemin en yaygın teknikleriydi. Şayet ateş zor yakılırsa, alev göğe doğru dikey olarak yükselmezse ve çok parçalı olursa, çıtırtılar şiddetli olursa, ayrıca yağmur, rüzgâr ya da başka herhangi bir etkenden dolayı sönerse, tüm bunlar felâket haberi olarak yorumlanırdı. Tersine, şayet alevler yakılan kurbanın cesedine iyice nüfuz ediyorsa, alev düz ve temiz şekilde yükseliyorsa, duman çıkarmıyorsa, bu, kurbanın tanrılarca kabul edildiği anlamında yorumlanırdı.


    Dumanın yoğunluğu, rengi, kalınlığı ve yönü de önemli işaretlerden sayılırdı. Tütsüden çıkan dumandan anlam çıkarmaya Lebanomansi denirdi.


    3-) Yere dökülen unun aldığı şekillere bakarak da kehanette bulunurlardı. Buna da Kritomansi denir.


    4-) Roma'da bazı kutsal sayılan kuşların uçuşunu, ötüşünü ve yem yiyişini yorumlayan kişilere Öğür (Augure) denir. Bunlar ikinci sınıfa ait işaretlerden sayılırdı ve Yunan'da İonistik, Lâtinlerde ise Ospis (Auspice) adını alırdı. Atinalılarda puhu kuşu, şehri himaye ettiğine inanılan Minerva'ya adanmıştı ve bu kuşun anîden görünmesi çok mutlu bir haber olarak yorumlanırdı.


    Eski Roma'da Ögürler, önemli kişiler olarak kabul edilirlerdi. Çiçero'nun da bir Öğür olduğu söylenir. Ogürler'in sanatı başlıca üç kaynağa bağlıydı: İnisiye oldukları formül ve gelenekler, Ögür kitapları ve Öğürlerin yorumları.

    .
    Ospis, kutsal sayılan bazı kuşlar tarafından yapılan bir işaret anlamına geliyordu. Ama daha sonra bu, tüm doğaüstü işaretlere verilen bir isim oldu. Kuşların ötüşü ile uçuşları ya da diğer hareketleri ayrı ayrı ele alınır ve yorumlanırdı. Aruspislerin kehanetlerinde olduğu gibi, bunlarda da herkesin yorumlayabileceği başlıca işaretler vardı. Diğerlerini yorumlayabilmek içinse, bu sanatı iyice tanımak gerekiyordu. Eski Roma'da baykuş ve kırlangıç gibi kuşlar uğursuz sayılırdı. Bunun yanında kartal, balıkçıl kuşu ve kuzgun ise, mutluluk habercisi olarak kabul edilirdi.

    Öğür, genellikle gün doğmadan önce dışarı çıkar, başı örtülü olarak gider ve ağaçsız bir yerde dururdu. Burada bazı kutsal sözler söyledikten sonra elindeki değneği yukarı kaldırır ve göğün kısımlarını belirlerdi; ayrıca arazinin, içinde kehanetin gerçekleştirilebileceği sınırları da saptardı.


    En ufak bir rüzgâr dahi çıksa Ospisler (işaretler) alınamazdı. Plutark'ın aktardığına göre, Öğürler bu yüzden her tarafı açık bir fener taşırlardı. En hafif bir rüzgâr dahi bunları söndürür, onlar da böylece boş yere uğraşmayı bırakırlardı.


    Askerî seferlerde ise böyle hassas çalışmalar yapılamadığından, daha değişik bir Ospis türüne başvurulurdu: Bir kafese konmuş olan kuşların, genellikle de piliçlerin nasıl yem yediklerine bakarak kehanette bulunulurdu.


    Bundan başka, bir yolcunun yolu üstünde beliren bazı kuşların, o kişinin sağında ya da solunda oluşlarına göre değişik anlamlan vardı.


    5-) Ospislerin yanı sıra, bazı doğa olaylarından da bilgiler alınırdı. Yıldırım düşmesi, şimşekler, Ay ve Güneş tutulmaları, kan yağmurları, yer sarsıntıları, doğal olarak kötülük işareti diye kabul edilirdi. Bu vakalardan biri şayet bir toplantı esnasında meydana gelmişse, o topluluk başka bir tarihte biraraya gelmek üzere derhal dağılırdı.


    6-) İnsanlar, özel hayatlarında da pek çok işareti kehanet vesilesi sayarlardı. Örneğin aksırmak, gözlerin seğirmesi, kulak çınlaması vs. gibi şeyleri, herkes kendi şahsî fikirleri ışığında yorumlardı.


    7-) Bir lâmbanın (Lampadomansi) ya da bir meşalenin alevine (Linkomansi) bakarak da kehanette bulunulurdu. Şayet alev iki kısma ayrılıyorsa işaret olumsuz, tek uçta birleşiyorsa olumlu, üç dille çıkıyorsa çok iyi olarak yorumlanırdı.


    8-) Toprak yüzeyindeki çatlaklara, pürtüklü kısımlara bakarak ya da toprağa taşlar atıp bunların aldıkları şekli yorumlayarak yapılan kehanete de Jeomansi denir. Bu, Araplarda çok yaygındı.


    9-) Yağmur suyu ya da bir çeşmeden akan su da kehanette bulunmak için bir vesile oluştururdu. Bazen su dolu bir kabın içine, falı bakılan kişinin parmağına bağlı bir ipin ucundaki yüzük sallandırılırdı. Yüzük hareketsiz kalırsa başarısızlık, şayet kabın iç yüzeylerine çarparsa basan olarak yorumlanırdı.


    10-) Gastromansi şöyle uygulanırdı: Etrafı meşalelerle çevrili bir kabın içine saf su konurdu. Sorulan sorunun cevabının, suyun içinde meşalelerin meydana getirdiği ışık hareketlerine bakarak alındığı ve bunu da, sadece ergenlik çağındaki bir gencin ya da hamile bir kadının görebileceği söylenirdi.


    11-) Aeromansi'de ise, rüzgârın su yüzeyinde oluşturduğu şekillere başvurulurdu. Kâhin yüksek bir yere ya da düz bir ovaya giderdi. Başı örtülü olurdu ve burada hava ilâhlarını davet ederdi. Ardından su ile dolu bakırdan havuzun yanı başına gelir ve buna, başvuran kişinin sorusunu aktarır ve su yüzeyinde oluşan izlere bakarak kehaneti gerçekleştirirdi. Su yüzeyi dümdüz kalırsa bu, beklenen şeyin gerçekleşmeyeceği anlamındaydı. Şayet su hafif bir rüzgâr etkisiyle titreşirse bu, özellikle denizciler için mutlu bir haberdi.


    12-) Alektriomansi ya da horoz vasıtasıyla kehanet ise şöyle gerçekleşirdi: Bir çember ya da bir kare üzerine alfabenin harfleri çizilirdi ve her biri üzerine bir buğday tanesi konurdu. Horozu bu figürün ortasına koyup taneleri nasıl yediğine bakarlardı. Buğday tanelerinin altındaki harfleri sırasıyla not ederler ve ortaya çıkan kelimelere göre tahminde bulunurlardı.


    13-) Roma'da fareleri kafeslere kaparlar ve çıkardıkları seslere, yaptıkları hareketlere bakarak kehanette bulunurlardı. Buna Miyomansi denir.


    14-) Ofiomansi ya da yılanlar vasıtasıyla kehanet, Eski Mısır'da ve Doğu'da hayli yaygındı. Bu hayvanlardan elde edilen alâmetler öyle saygı görürdü ki, sırf bu iş için yılan bile yetiştirirlerdi. Bu işe çok inanan bazı toplumlarda, yeni doğan bir çocuğun meşru olup olmadığını anlamak için, onu Ofiomansi yapanlara götürürlerdi. Şayet yılanlar çocuğa dokunmazsa, anasının masum, çocuğun da meşru olduğu hükmüne varılmaktaydı.


    15-) Botanomansi uygulamasında ise, danışan kişi adını ve sorularını bitkinin yapraklarına yazar ve bunlar rüzgâra bırakılırdı. Bir süre sonra rüzgârın çok dağıtmadığı yapraklar toplanır ve biraraya getirilerek, üstlerinde yazılı harflerle cümleler oluşturulur ve cevap alınmaya çalışılırdı. Bu iş için daha çok mine, incir, demirhindi ve funda yapraklarına rağbet edilirdi.


    16-) Diğer garip bir fal şekli de Filloromansi'dir. Kişi, kıvrılmış bir gül yaprağı ile alnına vurur ve çıkan sese bakarak sonuç çıkarmaya çalışırdı.


    17-) Sykomansi'de ise, rüzgârdan sallanan incir yapraklarının titreşmeleri yorumlanırdı. Bazen de kişi, incirin yaprakları üstüne adını ve sorularını yazardı. Şayet yapraklar yavaş yavaş solarsa bu, mutlu bir haber olarak kabul edilirdi.

    18-) Dafnomansi: Şayet bir defne dalı ateşe atıldığında çıtırtılar çıkararak yanarsa bu, olumlu bir haber, tersi durumda ise, kötü haber olarak yorumlanırdı.

    19-) Molibdomansi: Düz ve yaş bir masa üstüne eritilmiş kurşun akıtılırdı. Katılaşan kurşun sonsuz sayıda küçük işaretler oluştururdu ve bunlar tefsir edilirdi.

    20-) Seromansi de tıpkı Molibdomansi gibi uygulanırdı. Bunun farkı, kurşun yerine balmumu kullanılmasıydı.

    21-) Belomansi ya da oklarla kehanet daha çok Araplarda, Doğulularda, Slav ve Cermen uluslarında kullanılırdı ve bunu çeşitli şekillerde uygularlardı.

    Eğer bir sefere çıkılacaksa, belli sayıda ok alınır, her birinin üstüne bir şehrin ismi yazılır ve bunlar, gelişigüzel şekilde ok sadağına konurdu. Bir çocuk kura çeker gibi bunları çeker ve böylece saldırılacak yerlerin adı ve taarruz sırası anlaşılmış olurdu.

    Bazen üç ok alınır ve bunlardan birincisi üzerine "Tanrı bunu emrediyor." ikincisi üstüne 'Tanrı onu koruyor." yazılırdı. Üçüncüye hiçbir şey yazılmazdı ve tümü sadağın içine konurdu. Sonra bir tanesi çekilirdi; şayet bu birinci ok ise, yapılacak iş zaten emredilmiş kabul edilirdi. İkincisi ise, bu işten vazgeçilirdi. Şayet çekilen ok üçüncüsü ise, bu iş daha uygun bir zamana ertelenirdi.

    22-) Balta ile kehanet, daha çok, saklı bir şeyi, bir hazineyi ya da bir hırsızlığın failini bulmak için yapılırdı. Buna Aksinomansi denir. Balta, yuvarlak bir kazığın üstüne, sapı yukarı gelecek biçimde dengeli şekilde konurdu; sonra bazı formüller söylenir ve ardından şüphelenilen kişilerin adı söylenerek kazığın etrafında dönülürdü. Eğer birinin ismi söylendiği esnada balta düşerse, bu, suçlunun saptandığını ifade ederdi. Bu kehanet biçimi, Rusya'da uzun zamanlar hazineleri bulmak için kullanılmıştır.

    23-) Daktiliomansi'de ise, üstünde alfabenin 24 harfinin yazılı olduğu bir masanın üzerinde bir ipe asılı vaziyetteki yüzüğü sıçratırlar ve bunun üstüne düştüğü harfleri bir araya getirerek cevabı saptarlardı.

    24-) Kosinomansi tekniği de, daha çok Eski Yunanlılar tarafından, hırsız ve katilleri bulmak için kullanılırdı. Bir elek alınır ve bunu, başvuran kişinin başı üzerinde iki parmakla, en ufak bir kafa hareketinin bile sallayabileceği bir şekilde hafifçe tutarlardı ve suçu işlemiş olabilecek tüm şahısların adı söylenirdi. Elek hareket ettiği sırada kimin adı söylenmişse, onun aranılan kişi olduğuna kanaat getirilirdi. Ayrıca, eleği bir ipin ucuna asarlar ya da bir çivi üzerine tuttururlardı; bu âdete İngiltere'de de rastlanırdı. Orada buna "elek çevirme" denmektedir.

    25-) Alfitomansi'de ise, bir suçu işlediğinden şüphelenilen kişiye, arpa unundan yapılmış pasta yedirilirdi. Şayet kolayca yutmuşsa masumdu, ama zorlanmışsa suçlu olduğu düşünülürdü.

    26-) Tuz ile yapılan kehanetler de pek yaygındı. Romalılarda, şayet sofraya tuzluk koymak unutulmuşsa, bu, ev sahibi ve davetliler için felâket haberi olarak yorumlanırdı.

    27-) Tefromansi yönteminde, herhangi bir şeyin üstüne küllerle yazı yazılırdı. Sonra bu, rüzgâra tutulur ve rüzgârın silemediği harflerden kehanette bulunulurdu.

    28-) Jiromansi yönteminde, yere, yaklaşık bir buçuk metre çapında bir daire ve bunun çevresine de alfabenin harfleri rastgele şekilde çizilirdi. Ardından, kişi dairenin ortasına geçer ve yorgunluktan düşünceye kadar kendi etrafında dönerdi. Bunun üzerine kâhin yaklaşır ve üstüne düşülmüş olan harfleri inceler, bundan, elde edilmek istenen bilgiyi verirdi.

    29-) Kübomansi ve Astragalomansi, çok benzer teknikler idiler. Zarların ya da minik kemiklerin üzerine alfabenin harfleri yazılırdı. Sonra bunlar rastgele atılır ve ortaya çıkan harflerle, sorulan sorunun cevabı alınmaya çalışılırdı.

    30-) Onomamansi ya da özel isimlere bakarak kehanet, eskilerce çok kullanılırdı. Her harfe sayısal bir değer verilir ve isimdeki sayının toplamından ya da ismin kökenine bakarak anlam çıkarılırdı. Buna benzer diğer bir teknik de Anagrammatik diye adlandırılandır. Bunda, kişinin adını meydana getiren harflerle yeni kelimeler oluşturulur, bu kelimeler de kehanette bulunma vasıtası olarak kullanılırdı.


    31-) Rabdomansi, majik değneklerle kehanette bulunmaktır. Kökeni çok eski zamanlara dek uzanır. Değnek, daha ziyade kabalistik işaretler çizmek için kullanılırdı. Ayrıca, bir kabın içine atılan değneklerin aldığı şekle bakarak kehanette bulunulurdu. Rabdomansi'nin sarkaç tekniğinin (radyestezi) atası olduğu söylenir. Değnek, 15. yüzyıldan itibaren, maden damarlarını ve kaynakları bulmada kullanılır olmuştur. İş, hırsızları ve katilleri bulmaya dek varmıştır.


    32-) Nekromansi ise, öteâlemdeki ruhsal varlıklara danışma vasıtasıyla kehanet anlamına gelmektedir. Çok eski çağlara uzanır. Günümüz spiritizm tecrübelerini andırır. Maji unsuru diğer kehanet yöntemlerinden çok daha yoğun olduğu için zor bir yöntemdir. Eski Mısır'da çok uygulanan bir usuldü.


    Daha pek çok yöntemi saymak mümkündür. Hatta bunlardan pek çoğu günümüzde de uygulanıyor olabilir, ama asıl olan, bu işin hangi maksatla yapıldığıdır.



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  5. #4
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    Beyin kontrolü bilinmeyeni


    "ZİHİN KONTROLÜ (MİND CONTROL)" VE "BEYİN YIKAMA
    (BRAİN WASHİNG)" GERÇEKTEN MÜMKÜN MÜ YOKSA BİR FANTEZİ VEYA
    ALDATMACA MI? YOKSA PSİKOLOJİK SAVAŞIN BİR PARÇASI MI? HANGİ
    OLAYLARDA ZİHİN KONTROLÜ TEKNİKLERİNDEN YARARLANILDIĞI
    SANILMAKTA ?



    ZİHİN KONTROLÜ FENOMENİ

    Geçmişte birçok zihin kontrolü ve psikolojik savaş tekniği çeşitli amaçlar için kullanılmış ve günümüzde hâlâ kullanılmakta. Zaten son 30 yıldır pek çok istihbarat örgütünün ana hedefi insan beyninin kontrol altına alınması olmuştur. Bu amaç için milyonlarca dolar gizli laboratuvar çalışmalarına ayrılmıştır. Kitaplar tarihte zihin kontrolü ve beyin yıkama operasyonlarına maruz kalmış ve bu konuda ünlü olmuş çeşitli isimler ve olaylarla doludur. Basında son zamanlarda iddia edildiği üzere Türkiye'deki bazı teröristlerin yaratılmasında acaba zihin kontrolü teknikleri mi yatmaktadır?

    "Zihin kontrolü" psikolojik teknikleri çok iyi kullanan kültlerin, tarikatların veya istihbarat örgütlerinin uyguladığı bir yöntemdir. Temelinde zihin kontrolü bir kişinin veya insan grubunun davranışını kontrol etmek veya değiştirmek için isteği ve bilgisi dışında uygulanan tüm yöntemlere verilen addır.


    Diğer bir tanımla, "beyin yıkama" (zihin kontrolü), bireyin farkında olmadan davranışlarının kontrol edilmesi ve değiştirilmesine girişimde bulunmak ve bu amaçla herhangi bir yöntemi uygulamaktır. "Psikolojik savaş" ise çeşitli zihin kontrolü tekniklerini de içine alan daha geniş bir kavramdır. Psikolojik savaş, insanların beyninde ve toplumsal psikoloji üzerinde sürdürülen savaştır, hedefi "reel olmayan" birtakım yanlış bilgileri propaganda, zihin kontrolü, medyanın kontrolü, toplu telkin ve beyin yıkama ile "gerçekmiş gibi" göstermektir. Böylece düşmanın veya karşıt güçlerin beyninde ve psikolojik tabanın da da savaşın kazanılması hedeflenmektedir.



    PSİKOLOJİK SAVAŞ TEKNİKLERİ

    * Çeşitli propaganda faaliyetleri.

    * Kendini farklı gösterme, demoralizasyon yaratma ve psikolojik kamuflaj teknikleri.
    * Toplumsal zihin kontrolü.
    * Bireysel zihin kontrolü.
    * İleri tekniklerle Mançurya Kobayları (Manchurian Candidate) oluşturma.
    * Toplumlarda veya bireylerde ideoloji değiştirme, toplum mühendisliği veya toplumu tamamen kendi yönünde devşirme yöntemleri.
    * Medyanın ve beyinleri etkileyen tüm araçların kayıtsız şartsız kontrolü.
    * Disinformasyon yayma ve bilgi kirlenmesine yol açma.

    Yukarıda ifade edilen teknikler içerisinde en çok uygulanan psikolojik faaliyet şunlardır: Propaganda, bireysel ve toplumsal zihin kontrolü, kimyasal maddeler yardımıyla kişinin düşüncelerinin etki altına alınması.

    Toplumsal zihin kontrolü toplumu istenilen doğrultuya yöneltmek, o toplumun kültürünü distorsiyona uğratarak çökertmek veya toplumu istenilen amaçlar doğrultusuna çekebilmek amacıyla tüm topluma yapılmaktadır. Toplumsal zihin kontrolüne en güzel örnek ise Hitler'dir. Hitler'in hitabet sanatını ve diğer teknikleri çok iyi bir şekilde kullanarak kitleleri arkasına takması toplumsal zihin kontrolü olarak tanımlanabilir. Toplumsal zihin kontrolü amacıyla televizyondan basına, reklamlardan filmlere kadar her şey kullanılabilmektedir.


    Bireysel zihin kontrolünden anlatılmak istenen, bir insanın belirli bir ortamda beyin elektrofizyolojısini ve kimyasını etkileyerek, kişiliği ve davranış biçimleri istenen amaç doğrultusunda yeniden şekillendirmektir. İstihbarat örgütleri ve istihbarat örgütlen için çalışan bilim adamları yıllarca insan zihnim kontrol etmek ama-cıyla çeşitli maddeleri kullanmışlardır. Bu maddelerin çoğu, nörotransmitterleri çok sistematik bir şekilde değiştiren halüsinojenler, amfetaminler ve türevleridir (Nörotransmitter: Beyinde nöron adı verilen sinir hücreleri arasındaki biyoelektriksel iletimi sağlayabilen mekanizma; bu mekanizma sayesinde beyinde farklı yerlerde farklı özelliklere sahip nöronlar birbirleriyle nörotransmitterler aracılığıyla iletişim kurarak, duygu, düşünce, bilinç, his, saldırganlık, zeka, uyanıklık, yaratıcılık gibi fonksiyonları belirlerler).


    Örneğin esrar (THC), sodyum pentotal gibi birçok madde bireysel zihin kontrolü amacıyla kullanılmıştır. THC'nin etkisinde bilinç dışına ait çeşitli bastırılmış motifler, imajlar ortaya çıkar. Güçlü halüsinojenler olan LSD, MDA, STP, Meskalin, PCP, İbogain algılanmakta olan her şeyin distorsiyona uğramasına, renklerin, seslerin veya bilinç dışından gelen her türlü düşüncenin değişmesine yol açarlar. Bu ilaçlarla bir kült içinde insanları transa sokmak ve istenilen amaçlar doğrultusunda kullanmak mümkündür. Sodyum pentotal kemo-hipnoz yapmaktadır ve bunu insanları konuşturmak için kullanmışlardır. Gerçekten kimyasal ajanlar kullanılarak yapay anksiyete, hipnoz, rüya görme hali, ağrıya duyarlılığın artırılması ve azaltılması, hafıza kaybı veya hatırlatma, sersemlik, psikoz, yaratıcı düşünce, aşırı duyarlılık oluşturulabilir.


    Beyin yıkama ve ideoloji kontrolünde genellikle şu teknikler kullanılmaktadır:
    1) Telkin ve telkine yatkınlık. Gerek hipnoz, gerekse tekrarlayan ritüeller uygulanır. Hemen hemen tüm tarikatlar ve kültler bu teknikleri kullanır.

    2) Mevcut tüm psikolojik akardengeyi yıkma. Var olan inanç ve bilinç yapısı sarsılır ve kişi kendi oluşturduğu psikolojik savunma mekanizmalarından mahrum kalarak, yeni bir travmaya ve telkine açık hale gelir.


    3) Egoyu zayıflatma.


    4) Cinsellik. Pek çok tarikat ve kült cinselliği, libidoyu had safhada kullanarak insandaki haz-ödüllendirme mekanizmalarını harekete geçirir. Bu sırada bazı ilaçların (Ekstazi, MDA vb.) etkilerinden de yararlanılır.


    5) Gizemcilik ve üstün güçlere ulaşma. Gizemcilik, parapsikoloji ve mistisizm hemen hemen her tarikatın ve kültün temel parametre olarak kullandığı unsurdur. Bu yeteneklere ulaşma konusunda bazen ilaçlar veya başka psikolojik teknikler de kullanılır (vecd, meditasyon vb.).


    6) Eşikaltı algının ve kollektif bilinç dışının, arketipal öğelerin çok sistemli kullanılması. Burada ses, müzik, görüntü, duyma veya görme eşiğinin dışındaki stimülan etkiler, fikirler, film görüntüleri, klişeleşmiş yapılar ve moda gibi unsurlar kullanılmaktadır.


    7) Kimyasal maddelerle beynin normal akardengesinin (hemostasis) yıkılması ve yepyeni bir yapı kurulması.


    Mançurya Kobayı (Manchurian Canditate) ise kendi iradesi dışında, birtakım beyin yıkama seansları, ilaçlar veya hipnozun etkisiyle başkasının istediği eylemleri yapanlara verilen genel isimdir. Mançurya Kobayı teriminden hedeflenen robot-laştmlmış ve her istenileni yapabilen bireyler elde edebilmektir. Temel konusu LSD, halüsinojenler ve kimyasal ajanlarla beyin kontrolü olan MK-ULTRA projesini başlatan Ailen Dulles'ın 1953 yılında yaptığı konuşma bu bağlamda oldukça ilgi çekicidir. Ailen Dulles yaptığı konuşmada, hedeflerinin ne olduğunu şu cümlelerle açıklamıştır:

    "Hedef, insan zihnindeki savaşı kazanmaktır. Bu savaşın ilk cephesi propaganda, depolitizasyon ve sansür ile kitlesel sindirmeyi sağlamaktır. İkinci cephe ise bireyin beyninde kazanılacaktır. Hedef, beyin yıkamak, ideoloji değiştirmek ve gerektiğinde birçok Mançurya Kobayı yaratabilmektir."




    MARİLYN MONROE'NN ÖLÜMÜNDEKİ SİS PERDESİ KALDIRILAMADI.
    İDDİALAR ONUN ABD DERİN DEVLETİ PROJESİ YA DA BİLDİĞİ SIRLAR NEDENİYLE
    ZİHİN KONTROLÜ PROJESİ SONUCU ÖLDÜRÜLDÜĞÜ YÖNÜNDE


    ZİHİN KONTROLÜ VAKALARI


    Tarihte zihin kontrolü operasyonlarına maruz kalmış olabileceği iddia edilen kişilerin bazıları şunlardır:
    John F. Kennedy cinayetinin faili olan Lee Harvey Oswald'ın bir zihin kontrolü operasyonuna maruz kaldığı düşünülmektedir. Lee Oswald'ın MK-ULTRA isimli zihin kontrol projesinde Mançurya Kobayı haline getirildiği iddia edilmektedir. Bilindiği gibi John F. Kennedy cinayeti hiç çözülememiş, cinayetin tüm delilleri ise Amerikan Derin Devleti tarafından yok edilmişti.

    Bir zamanların efsanevi sarışını, film yıldızı Marilyn Monroe'nun ölümündeki sır perdesi yıllarca kaldırılamadı. Bazı kişiler onun intihar ettiğini bazı kişiler/kitaplar ise bir ABD Derin Devlet Projesi ya da bildiği sırlar nedeniyle bir zihin kontrolü projesi sonucu öldürüldüğünü iddia etti. Ayrıca Marilyn Monroe'nun Cathy O'Brien gibi MONARCH projesinde kullanıldığı yapılan iddialar arasındaydı.
    Ünlü Manken Candy Jones'un CIA tarafından hipnozla çoğul kişilik oluşturularak yıllarca çift kişilikle yaşatıldığı iddia edilmektedir. "The Control Of Candy Jones" isimli kitapta belirtildiği üzere Candy Jones isimli manken CIA'de (Morse Allen'ın projesi) hipnoz seanslarıyla Mançurya Kobayı deneylerine tabii tutuldu ve çoğul kişilikle yaşatıldı.





    John F.Kennedy ve Robert F. Kennedy

    Kennedy karde şlerden biri olan Robert F. Kennedy'nin katili Sirhan Bishara Sirhan'ın da bir zihin kontrolü operasyonundan geçirildiği iddia edilmişti. Sirhan konuşamadan ve iz bırakılmadan öldürüldü.

    Jim Jones'un kurduğu Halkın Tapınağı Kült'ünün 910 üyesi 1978'de topluca intihar etti. Jonestown Olayı'nın CIA'in toplumsal bir beyin yıkama olayı olduğu iddia edildi. 910 kişinin bir araya gelerek, siyanür içip intihar etmelerinin hiçbir mantıksal açıklaması olamazdı.




    1981 YILINDA ÖLDÜRÜLEN JOHN LENNON'UN BİR MK-ULTRA PROJESİ
    KURBANI OLDUĞU İDDİA EDİLİYOR.
    ONU ÖLDÜREN DAVID CHAPMAN İSE KENDİSİNİ LENNON SANIYORDU


    Hare Krishna ve diğer okkült dinsel yapılar bu kültlerin daha az ekstrem olanlarına verilebilecek başka bir örnektir.

    1981'de öldürülen John Lennon'un katili Mark David Chapman'ın bir ruh hastası olmasının yanı sıra bir MK-ULTRA projesi kurbanı olduğu iddia edilmiştir. David Chapman kendisini John Lennon sanıyordu ve onu öldürürken söylediği sözler şunlardı:

    "Kanımda hiçbir duygu yoktu. Hiçbir öfke yoktu. Hiçbir şey yoktu. Beynimde ölü bir sessizlik hakimdi. Ölüm, soğuk sessizlik, kalıp yürüyene kadar devam etti. O bana baktı... Beni geçerek ilerledi ve sonra kafamda onu duydum. O bana tekrar ve tekrar 'onu yap, onu yap, onu yap' diye emir verdi."

    Mark Philips ve Cathy O'Brien tarafından yazılan "Baykuş İmparatorluğu (Trance Formation in America): Bir CIA Zihin Kontrolü Kölesinin Gerçek Yaşam Öyküsü" adlı kitapta Cathy O'Brien kendi ağzından yaşadıklarını anlatmaktadır:

    "...MK - ULTRA projesi psikolojik travmayı ve çeşitli teknikleri kullanan bir zihin kontrolü projesiydi. Zihin kontrolü altında, kendi özgür irademi, düşüncelerimi denetleme yeteneğimi kaybettim. Ne soru sormayı, ne çıkarsama yapmayı, ne de bilinçli olarak kavramayı becerebiliyordum; sadece bana söylenilenleri yapıyordum.

    ...Katılmak zorunda kaldığım *****grafi, daha fazla şiddetlenerek, sado-mazoşizmin işkencelerine (S&M) dönüşmüştü. Fiziksel ve/veya psikolojik travmalar; uyku, yemek ve su mahrumiyeti; yüksek voltajlı elektrik şoku; ve belirli hafıza bölümlerinin/kişiliklerinin hipnotik ve /veya diğer yöntemlerle programlanması bu projede uygulandı. Projede pek çok halüsinojen ve uyarıcı madde üzerimde denendi.


    ...Seks tacirim bütün programlama sürecimi izliyor, kırbacı ve çakısıyla sürekli bana işkence yapıyordu. 'Eğer birisine gidip, olanları anlatsan bile, hiç kimse senin gibi birisiyle işim olacağını düşünmez, bu yüzden kaçacak hiçbir yerin yok' diyordu. Beni sık sık 'atılabilir' olmamla tehdit ediyordu, çünkü ne de olsa, 'ilk başkan modeli olan Marilyn Monroe bütün insanların gözü önünde öldürülmüş ve hiç kimse ne olduğunu anlamamıştı.'


    ...Birçok ünlü politikacıya, ajana ve daha birçok kişiye fahişelik yapmaya zorlandım. Onlara daha iyi hizmet verebilmek için birçok seks filmi çekildi. Ayrıca uyuşturucu kuryeliğinde beni kullandılar. Kendimde uyuşturucu kullanmak zorunda kaldım. Satanist ritüellere katılmak zorunda kaldım. Bohem Kulübü'nde üçgen şeklinde bir cam fanusa, içlerinde yılanların da olduğu eğitilmiş hayvanlarla birlikte defalarca kapatılmıştım."


    Cem Ersever'in öldükten sonra kanında saptanan halüsinojen maddeler ölmeden önce onun zihninin kontrol edilmeye çalışıldığını mı gösteriyor?


    Mehmet Ali Ağca kimin emriyle ve hangi unsurların etkisiyle Papa'ya suikast düzenledi?


    Canlı bomba PKK militanlarının beyinleri ilaçlarla mı kontrol ediliyor?


    Bir zamanlar IBDA-C örgütünün lideri Salih Mirzabeyoğlu'nun (Salih İzzet Erdiş) avukatı Harun Yüksel'in web sitesinde açıkladığı iddialar enteresan: "Mirzabeyoğlu, NSA (Amerikan Ulusal Güvenlik Teşkilatı) tarafından birtakım gelişmiş teknikler sayesinde kontrol altına alınmıştır."


    Salih Mirzabeyoğlu'nun yayınlanan "Telegram: Zihin Kontrolü" isimli kitapta böyle benzeri yöntemlerle zihninin kontrol edildiği belirtilmekte.


    Acaba Mirzabeyoğlu gerçekten de yabancı istihbarat örgütleri tarafından çeşitli yöntemlerle kontrol altına alındı mı?




    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  6. #5
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    Parapsikoloji nedir?




    Parapsikoloji kelime manası itibariyle insanın olağanüstü yetenekleriyle ruhsal gücünün araştırılması demektir. Prof. Brounghton bu konuyu etraflıca incelemiş, deneylerini gözlemlerini okuyucularına en güzel şekliyle aktarmaya çalışmıştır. Ancak şunu da belirtmek gerekirse; konu çok güncel olmaması itibariyle fazla ilgi çekmiyor. Bu yüzden herhangi bir bilim dalının ciltlerle dolu olan eserleri varken Parapsikoloji daha emekleme aşamasındadır. Konunun yabancı olmasının yanında çevirinin çok kötü oluşu konuların anlaşırlılığını minimum seviyeye indiriyor. Bu mevzuda tavsiyem eğer mecbur değilseniz konuyla alakalı başka kitapları tercih etmenizdir.

    Dr. Broughnton parapsikolojinin tarihini ve evrimsel gelişmesini inceledikten başka bilim içindeki pek belirgin varlığı konusundaki ateşli tartışmalara görüşleriyle ışık veriyor. Parapsikolojinin etkinlik sahalarını tanımlıyor, neler içerdiğini ve içermediğini araştırıyor, çeşitli tiplerdeki psişik yüzleşimlerin sınıflamasını yapıyor, parapsikolojinin labaratuvar çalışmalarında neyin kanıtlandığını veya kanıtlanmadığını ayrıntılarıyla ortaya koyuyor.


    Dahası, kitabın amacı doğrultusunda yaygın ve son parapsikolojik araştırmalar psifenomen testlerinde kullanılan bütün aktüel ekniklerini klasik ESP kart deneyimlerinden poltergeist olgusuna kadar herşeyi ortaya koyuyor.


    Değişkenlik ve aldatıcılık nitelikleri olan psi-fenomen denemelerinde araştırmacıların bilimsel metodları nasıl uyguladıklarını her fırsatta anlatıyor. Bunu yaparken de konuya yönelik maksatlı dış etkenleri tarafsız düşünce yargısından geçirerek dışlamayı gözardı etmediği gibi, mümkün konvansiyonel açıklamaları araştırıyor, niteleyici bulguları elde etmek için kullanılan yöntemleri tartışıyor.


    Dr. ayrıca, bu kitapta parapsikoloji konusunda Moskova ve Pekin yörüngelerinde yapılan çalışmalar üzerinde önemli bilgiler vermekte ve ABD hükümetlerinin parapsikoloji programlarında uygulanan çalışmalarda şaşırtıcı izlenimleri gözönüne sermektedir.


    Dr. modern istatistiksel metodlar yolunda PSİ araştırma kayıt ve verilerinin parapsikoloji olgusunun bütün zamanlardan daha güçlü duruma getirildiğini sergiliyor ve ayrıca kriminal soruşturmalarda, tedavilerde ve hatta arkeolojide kullanımını dile getiriyor.



    Psişik Deneyim Nedir?


    PK, ya da ‘Psikokinesis’ deyimi de, parapsikolojik incelemede ikinci yeteneği, yani bir insanın kas sistemini kullanmadan nesneleri, olayları ve hatta çevresindeki kişileri etkileme yeteneğini tanımlar.


    Günün birinde, genç bir bayanın çaresizlik içindeki sesiyle yüzleşmiştik. Kadın geçirdiği olayın etkisi altında kendine bir çıkış yolu arıyor gibiydi; sesi titreyerek yaşadığı olayı anlattı:


    İki hafta önce kocasını toprağa vermişti. Başından geçeni ancak şimdi anlatabilecek gücü kendinde bulmuştu. Ama yine de zorlu bir dönem yaşamakta olduğu anlaşılıyordu. Kadın, anlattığına göre kocasının ölümünden bir kaç gün önce bir rüya görmüştü. Av sırasında, bir arkadaşı kocasını kazayla vurup öldürüyordu. Bu rüyadan soğuk terler dökerek uyanmış, ama kimseyi telaşa vermemek için bu olaydan kimseye söz etmemişti.


    İki hafta sonra bir av partisi vardı. Kadın bu kez de, kocasını huzursuz etmemek için yine susmayı ve ona rüyasını anlatmamayı yeğlemişti. Zaten kocasına durumda söz ettiği takdirde, onun konuyu, “alt tarafı bir rüya” diye geçiştireceğini biliyordu. Ama ertesi gün, olanlar olmuş, arkadaşı bir kaza kurşunu ile kocasını öldürmüştü.


    Bu bayanla telefonla konuşan enstitü görevlisi bendim. O bir çıkış yolu arıyordu, ama konumu sadece bu değildi. Konuştuğum kişi, bu gibi sorunlara kafa yoran bir bilim adamına danışarak, ondan doğru davranıp davranmadığına dair bilgi edinmek istiyordu.


    Acaba bir parapsikolojist, başından böylesine olaylar geçen kişilere derde derman olabilecek gerçek cevapları vermek için konusunda ne kadar bilgi sahibi idi? Üzülerek belirtmem gerekiyor ki, bizler bu gibi olaylar karşısında halen kesin konuşabilecek yeterlikte değiliz.

    Bütün yapabildiğimiz, onların içinden geçtikleri bu ortamın özümseyebilmelerine yardımcı olmak ve durumları çerçevesinde edinebileceğimiz bulguları kendilerine anlatmaya çalışmaktır.


    Peki, bu kadının yaşamış olduğu olgu bir rastlantı gibi geçiştirilebilir miydi? Kocasının ölümüyle, kadının bize yapmış olduğu telefon başvurusu arasından iki haftalık bir zaman geçmişti. Kadın bu süreç içinde depreşen suçluluk duygusunu bastırmak için yoğun çaba sarf etmiş olmalıydı.


    Bu bayana göre, ona yolunu yordamını bilmediği nitelikte bir uyarı yapılmıştı. Uyarı, “rüya” yoluyla gelmiş, ama kendisi bunu değerlendire-memişti. Şimdi ise kadın, “herhangi bir biçimde geleceği algılamak ger-çekten mümkün müdür, yoksa ben çıldırıyor muyum?” diye kendini sorguluyordu.


    Psişik yeteneğin insanların tamamına, ya da bazı seçkin kişilere bağışlanmış olduğu inancına bugüne kadar kesin bir destek bulunduğu söylenemez. Şimdilerde, bazı otoritelerin ileri sürdüğü, “her insanın psişik yeteneğe sahip olduğu, ama bir de bu yeteneği nasıl kullanacağını bilmesi gerektiği” savı doğru olabilir. Fakat şu da var ki, bugüne kadar bu görüşü kanıtlayacak kesin bulgular saptanamamıştır.


    Sınırlı sayıdaki insanların yüzleştikleri olaylara dayanarak, bir kişinin kendi isteği çerçevesinde psişik yeteneğini kullanabileceği inancı tüm gerçeği yansıtmaz. Çünkü biz, psişik yeteneğin herkese vergi olup olmadığını bilemiyoruz. Bildiğimiz, insanların yüzleştiği psişik olguların epeyce yaygın olduğudur. Çeşitli yörelerde yapılan bilimsel araştırmalar, ortalama bir genellemeyle, oralardaki nüfusun dörtte üçü ile yarısının bir, ya da daha fazla psişik deneyim geçirmiş olduğunu belirliyor.


    öylesine saptamalar rağmen, bu araştırmaları yürüten parapsikolojistlerin ayrıntılara inen sorgulamaları sonucunda başka bir gerçekte ortaya çıkıyordu. Karşılaşılan psişik olay türleri parapsikolojinin ince standart elemesinden geçirildiğinde, bunlardan pek azını psişik nitelikte olduğu belirginleşmekteydi. Ayrıca, parapsikolojistlerden çoğunluğunun değerlendirmesine göre, herhangi bir yörede psişik yüzleşim olgusunu yaşayanların yüzde onu ya da onbeşi kadarı gerçek ESP veya PK halinden geçtiklerinin ve bu konunun normal yaklaşımlarla açıklanamadığı gösteriyor.


    Burada önemli bir nokta belirlenmelidir: ESP (Extra sensory Perception) deyimi bedenin bilinen algılama duyularını kullanmadan ve bilimsel karşılaşmalara bağımlı olmadan insani enformasyonlar (bilgilendirmeler) yeteneğini tanımlar.



    Psişik Olay Türleri


    Dr. Rhine, kişilerin kendisine yaptığı binlerce bildirimi bilimsel yöntemler kullanarak incelemişti. Sonuçta bildirimlerin, ya da yüzleşilen psişik olayların yüzde 60’lık bir bölümünün uykuda rüya biçiminde olduğunu saptadı. Bundan sonraki yüzde 30’luk bölümse, uyku halinde olmaksızın etkileşim, ya da dürtü şeklinde kendini gösteriyordu. Geriye kalan yüzde 10’luk bölümde de bu olgu duyusal, ya da sinirsel halüsilasyon ortamında oluşuyordu.


    Gerçeğe yönelen rüya


    Dr. Rhine psişik rüyaları iki kategoriye ayırıyor. Bunların en çok karşılaşılanını ‘gerçeğe yönelik rüya’ diye tanımlayarak şu örneği veriyor:

    Kaliforniya’lı bir büyükanne, gece korku veren çarpıcı bir rüya görerek uykusundan uyanır. Kadın henüz emekleme çağında bir bebek olan torununu uyurken, üzerinde örtülü ağır yorganın altında soluk almaya çabalarken görmüştür. Bebeğin direnci giderek azalır, bunalım içinde adeta sona yaklaşır.


    Saat gecenin dördüdür. Büyükanne, sorunu önce, “ne olacak alt tarafı, bir rüya işte” diye yorumlar. Gecenin bu vaktinde, damadının evine telefon eder etrafı telaşa verdiği takdirde, onun bir çılgın olduğu düşünülebilir. Sonra telefon eder. Damadına git çocuğu kurtar der. Damadı sakin bir sesle: “az önce sesini duyduk ve kurtardık, şimdi sütünü içiriyoruz”


    İşte, bu olayda görüldüğü gibi, büyükannenin rüyası gerçek olaya yönelik bir davranış biçimini örneklemektedir. Olayda, büyükanne tehlikeyi algıladıktan başka, bu tehlikenin ne olduğunu da saptamıştı.


    Psişik yüzleşimlerde sözü edilen bir başka olguda, hayale yönelik ‘sembolik rüyalar’ tiplemesidir. Dünya savaşı sonrasında San

    Francisco’dan bir bayanın bildirimi bu dala iyi bir örnek oluşturur.



    Bu bayan şöyle yazıyordu:


    ‘’ 1945 yılının 20 0cak gecesi gördüğüm rüyada, Pasifik cephesinde savaşmakta olan biricik oğlum, mutfakta yanıma gelerek bana iyice ıslanmış, üzerinden sular damlayan üniformasını veriyorum.

    Oğlumun genç yüzündeki ifade, iyice sarsılmış bir insanınki gibiydi.


    Onun üniformasını silkeleyerek, sularını süzdürmeye çalışıyordun. Bahriye lacivertti. Sular mutfağın yer karolarını boyuyordu.

    Karşımda dikilmiş beni seyreden oğlum Billie, sonunda üniformayı elimden alarak çamaşır küvetine attı. Yanıma gelip bana sarılarak, “Bu çok korkunç, değil mi anne?..çok çok korkunç…” diye sızlanmaya başlamıştı.


    Rüyamda düşünüyordum. Büyüme ve okul yıllarında oğlum bana fazla bir sorun çıkartmamıştı. Ama şimdi, müthiş bir zorlukla karşılaşmış olabilirdi.


    Bu olaydan bir kaç gün sonra Long Beach’teki bahriye üssünden bir tekstilci beni ziyarete geldi. Adam, bana Billie’nin hizmet vermekte olduğu savaş gemisinin battığını bildirdi. Oğlumun adı da kayıp listesinde idi. Billie’ye ne olduğu, öteki kayıplar gibi henüz saptanamamıştı. Ama, daha sonra oğlumun akıbeti, bana resmi ağızlar tarafından bildirildi. Oğlumun da içinde bulunduğu savaş gemisi, bir düşman denizaltısı tarafından torpido ile batırılmıştı. Bu nedenle 250 denizci hayatını kaybetmişti. Oğlum Billie de, denizde boğulanlar arasındaydı.


    Burada, kadının gördüğü rüyayla gerçek olayın pek az ilinti taşıdığı görülüyor. Annenin görmüş olduğu rüyanın içerdiği mesaj; fantezi, drama, anı oluşumlarının içinde gizlidir.


    Bu iki durumun farklılığına verilecek en iyi kanıt, psişik deneyimle yüzleşen kişinin kendi psikolojik yapısı ve belirli rüyalara eğilim tiplemesine bağımlıdır.


    Önsezi olgusu

    Uyanıklık durumundaki etkileşimler de rüyalar gibidirler. Belki de devam etmekte olan bir normal bir psikolojik bir sürecin bilinç altında belirginleşmesidir. Örneğin, ‘önsezi’ diye saptanan olguda görüldüğü gibi; bir, ya da daha fazla dürtünün meydana getirdiği oluşum uyarısı gibi…

    ABD’nin Lowe eyaletinde, 1907 yılındaki olay bir kolej öğrencisinin başından geçmişti. Olayı şöyle anlatıyor:

    “Anne ve babam 1905 yılında boşanmıştı. Bu sonuç annemi utanç, keder ve yenilgi oluşumuda etkiledi. Bu nedenle, aralarında mektuplaşmı-yorlardı, ama bana sık sık yazıyorlardı.

    Bir gün annemi ziyarete gitmiştim. Oturmuş karşılıklı laflıyorduk ki, annemin yüzünün adamakıllı bulandığını gördüm. Merakla ona ‘ne oluyor?’, diye sorduğum zaman, hiç beklenmedik yanıt aldım.


    -Ne olsun, evladım? Şu anda öyle hissediyorum ki baban yeniden evlendi!

    Doğrusu elimde olmadan kahkahayı basmıştım. Çünkü babamla sürekli mektuplaşıyorduk. Eğer böyle bir girişimi olsaydı, bana önceden kesinlikle bildirirdi. Babamdan daha bir önce mektup almıştım. Bana hiçbir şeyden söz etmediğini anneme bildirdim.

    Bir kaç gün sonra ise, babam ondan aldığı mektupta, gelin görün ki, yeni evliliğinden uzun uzadıya söz ediyordu.


    Benim yönümden bunların tümü normaldi, ama işin bani şaşkına çeviren yanı, babam evlenme törenini annemi son ziyaret ettiğim ana yani oturup onunla görüştüğüm zamana rastlamış olduğuydu.



    Halisünasyon Olgusu


    Bütün bu tipleme örnekleri arasında bir de halüsilasyonu yeraldığı belirtilmiştir.

    İndiana’lı bir bayanın yüzleştiği ve bildirimini yaptığı anlatacağımız olay bu tiplemenin belirgin örneklerindendir. Söz konusu bayan, onun çocuksuz ablasını gözetme durumundaydı.


    Kadın yaptığı bildirimde psişik yüzleşimi şöyle anlatıyordu:

    “Hiç unutmam 8 Kasım 1961 günüydü. Sabah öğretmenlik yaptığım okula gelmiştim ve doğruca sınıfıma girmiştim. Her şey iyi gidiyordu, ama dersin sonlarına doğru göğsümü ve omuzlarımı sızlatan korkunç bir ağrı başladı. Ağrı beni yönetecek kadar güçlüydü.

    Müdür ve öğretmen arkadaşlar ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Ama şansım varmış ki bir süre sonra ağrım kendiliğinden geçti Ben de işimin başına döndüm.



    Olaydan bir saat sonra müdür sınıfa gelerek beni telefona çağırdı. Annem beni arıyor. Aklımdan bile geçmeyen kötü haberi verirken ağlıyordu.


    Evde beraber alt kata indikleri sırada ablasının kalp krizi geçirdiğini anlatmaya çalışıyordu annem. Kriz o kadar ağır gelmişti ki, doktor çağırmaya dahi fırsat bulamamıştı.


    Daha sonra anladım ki, beni çok kederlendiren kriz olayının olduğu sırada, yukarıda sözünü ettiğim sancı da beni müthiş etkileyip kıvrandırmıştı…”


    Bu paragraflarda anlatılan türlü psişik yüzleşim kişilerin hayatında geçirdikleri paranormal veya normal bilimsel yasalarla açıklanmayan, ama süper doğa olgusu olarak ta kabul görmeyen olaylar da sayılmaktadır.



    Geleceği Değiştirmek Mümkün mü?


    Bu mevzu ile alakalı hadiseyi anlatıp yorumu size bırakacağız. Los Angeles tramvaylarında vatmanlık yapan bir Amerikalı, rüyasında tehlikeli bir kavşakta kırmızı renkli bir kamyona çarptığını görür. Kamyon devrilir. Kamyondakiler acı içinde bağırmaya başlarlar. Ertesi sabah Amerikalı vatman işine gider. Rüyasında gördüğü kavşağa geldiğinde yavaşlar, bu sırada karşısına kırmızı renkli bir kamyonet çıkar ve ani bir frenle durur. Kamyondaki kadın acı bir tebessümle vatmana bakar. Bu hadisede yazar soruyu cevapsız gibi bıraksa da geleceği değiştirmenin mümkün olabileceği tezini savunur. Fakat bize göre geleceği değiştirmek mümkün değildir. Çünkü biz geleceği bilmiyoruz.


    Alanın İşaretlenmesi


    Geniş anlamda söylemek gerekirse, parapsikolojinin ilgilendiği başlıca iki yetenek mevcuttur. Bunlar ESP (Ekstra Sensory Perception) ve Psikokinesis (PK) olarak tanımlanır.

    Daha öncede belirttiğimiz gibi ESP deyimi, bedenin bilinen algılama duyularını kullanmadan ve mantıksal karışmacılara bağımlı kalmadan sonuç enformasyonlar çıkarma anlamını içermektedir.


    ESP kavramı Ekstra sözcüğü dış anlamını kapsamaktadır. Ve şu durumda ‘sensory’ yani duyu olgusunun dışını ifade etmektedir. Perception sözcüğüne gelince, o da geniş anlamda rüya görmekten dürtüye, sezgiye veya başka kaynaklara dayanan, ama bilince erişmeden tutuma yansıyan ifadeler olmaktadır.



    İnsanda PK yeteneği

    İnsanlarda görünür bir olgu olan PK (psikokinesis) yeteneği kişinin kas sistemlerinden yararlanmaksızın nesneleri, olayları hatta çevresindeki kimseleri etkileme olgusudur.


    Deneyimsel Yöntem


    Deneyimsel yöntem, parapsikolojinin başlangıcından bu yana, onun bir bölümünü oluşturmuştur. 1874 yılında fizikçi Sir Wiliiam Crookes, daha o zamanlar ünlü medyum D.D. Home’un olağanüstü güç üzerinde bazı ölçüm etüdleri geliştirmişti. Daha sonraları Victoria dönemi araştırmacıları telepati testleri için oyun kartlarını kullandılar.


    Bilimin Kökenleri

    Tarihin babası sayılan Halikarnasoslu (Bodrum) Heredos’tan yazdığına göre 550 (İ.Ö.) yılına dayanır. Ve o tarihlerde Lydia’nın (Aydın yöresi) hırslı kralı Croeses’a yapılmış olan bir önsezi bildirimi ile bilim başlamış sayılır.

    “Ey insanoğlu, anlayamayacağını konuşma, / Ya da dilsizliğin düşüncelerini saklama benden. / Pişen kaplumbağa ile kuzunun kokusunu alıyorum, / Zamanların bronzu onları içine alıp örtüyor.”



    Mucizevi Olaylar

    Mucizeyle ilgili olaylar o derece çoğalmıştı ki, kişi veya kişiler tarafından Tanrı’nın yeryüzündeki işleri olarak gösterilen mucize iddialarına karşı kilise şüpheci bir tutum takınarak cephe almak zorunda kaldı.

    Herhangi bir bireyin mucize gösterdiği ve azizlik iddialarına karşı Kilise de Söz konusu kimse hakkında özenli bir soruşturma zorunluluğu getirdi.



    Mesmerizm

    Mesmerizm, Franz Anton Mesmer tarafından 1760 yılında teori olarak geliştirilmiş bir yöntemdir. Mesmer, oluşumdaki deneyleri geliştirerek tedaviye mıknatıstan yararlanma yöntemini kattı. Bu işlemi de geliştirdikçe dokunma veya okşama yoluyla elde edilen ‘bedensel mıknatısı’ tedavilerde kullanmaya başladı.

    Tedaviler sırasında hastalar eklem kontrolünü kaybetme, ısparmoz, baygınlık hallerine uğruyorlardı. Mesmer ise bu durumların tedavide katlanılması gereken aşamalar olduğunu ileri sürüyordu.



    Psişik Araştırma Topluluğu

    1882 yılında, ruhçuluk olaylarını daha bilimsel bir biçimde incelemek amacıyla harekete geçen Cambridge Üniversitesi profesörlerinden Henry Sedgwick, SPR Society Psychal Research (Psişik araştırma topluluğunu) kurdu.


    Tartışmanın Kökenindeki Nedenler

    Son on yıldır bilimi ve bilimsellik yöntemini neyin oluşturduğunu tartışıp duruyoruz. Bu yüzden, ayrıntılarla ilgili kuralları bile değiştirdiğimiz oldu. PA, Parapsychological Association (Parapsikoloji Birliği) psişik yüzleşimler konusunda somut veriler elde etmek ve oluşumlara akıl erdirmek için, deneyimlerden yorumlara ve istatistiklerden standart aygıtlara kadar her şeyi kullandı. Bilimin gelişim tarihi böylesine çabalarla doludur. Ama bu yetkili makamlar Parapsikoloji Birliğinin çabalarına gerektirdiği kadar önem vermedi. Bu bakımdan, birliğin çalışmalarına destek olacak biçimde oy kullanmak gereklidir.

    Yeryüzünde bir kişinin araştıramayacağı bir olgu, ya da bir oluşum mevcut değildir. Kötü bir rehberliğin yönlendirdiği araştırmaysa, para için oluşturulmuş kara bir çukurdur. Şimdi mantık kurallarına inanan herkes için patoloji bilimine ve onun destekçilerine karşı konuşma zamanıdır.



    Alfa Projesi

    Randi 1979 ve 1980 yıllarında ‘Alfa Projesi’ adında bir gösteri düzenledi. Missouri’de Washington Üniversitesi labaratuvarında yapılacak deneyler için Randi iki genç adam bulmuştu. Biri normal diğeri psişik olan bu gençlerle deneyini gerçekleştirdi.


    Çağdaş ESP Olgusu
    ESP, bedenin bilinen algılama hislerini kullanmadan ve bilimsel çalışmalara bağımlı kalmadan insani bilgiler sağlama yeteneği olarak kabul edilir.

    Uzaktan Görüşler

    San Francisco’sun ünlü SRI uluslararası kuruluşunda görevli lazer uzmanı Hal Puthoff ile meslektaşı Russell Targ’ın becerileriyle ortaya çıkmış bir girişimdir. Uzaktan Seyir Algılaması adı verilen bu yönteme göre, Puthoff herhangi bir yere gidiyor ve bir manzarayı beş on dakika seyrederek özümsüyor. Daha sonra, labaratuvara döndüğünde işlemi başlatıyor ve orada deneye konu olan kişi Puthoff’un özümsemiş olduğu manzarayı çözümlüyordu. Bu deneylerle ESP ve PK olgularına yeni boyutlar kazandırılmıştır.


    Beden Dışı Deneyimler

    Bu konuda Osis’in yapmış olduğu öncü etüdlerin sağladığı bilgiler sonucunda eskilerdeki ‘ölüm deneyimi’, şimdiki adı ile ‘yakın ölüm deneyimi’ olgusuna dönüşmüştü. Sonradan bu durum Raymond Moody ve Kenneth Ring gibi araştırmacıların etüdleriyle daha da önem kazandı. Ring, ölümle burun buruna gelen 102 birey üzerinde soruşturma yürüttü. Bu çalışmaların sonunda çıkan sonuçların değerlendirmesini yapalım:
    Birinci aşama; engin huzur ve iyi halde oluş keyfiyeti olarak tanımlanır. İkinci aşama; bedenden ayrılış denilen geçiş zamanıdır.

    Üçüncü aşama; karanlığa giriş diyebileceğimiz bilincin değişim geçişine yönelmesidir. Dördüncü aşama; ışığı görüş şeklinde anlatılan deneyin son merhalesine geçişin emaresidir. Son aşama ise; aydınlığa geçiş diyebileceğimiz normal hayata dönüşü simgeler. Bu aşamalar günümüzde kullanılan hipnoz tekniğine çok benzemektedir. Bu yapılan deneyler bir nevi hipnoz da sayılabilir. İnsanın gördüğü rüyaların da bu şekil kademelerden oluşması bu bilime ışık tutar. Bu deneye ışık tutabilecek başka bir husus ta insanın kısmen ölümünü temsil eden uykuların incelenmesidir. Bilindiği üzere uyku beş ayrı kademeden oluşur. Her kademe ortalama 70 ila 90 dakika arasında değişir. Uykunun son kademelerinin süresi şahıslara göre kısalıp uzayabilir. Beden dışı deneyimlerin yapıldığı deney merkezlerinde insanların uykularına varıncaya kadar incelenmesi bilimin geleceği açısından bir değer ifade eder.


    İnsan kendinin en büyük düşmanıdır. Her sorunu Kendini - Yönetmeyle çözümlemek mümkündür.


    Başlangıçta düşünce, cenneti ve dünyayı yarattı. Bir düşünün çevrenizde gördüğünüz herşey önce bir fikirdi. Her birimiz Evrensel Zekanın birer fikri ürünüyüz. Dünya ve içerdiği herşey düşüncenin ürünüdür. Işık gök gürültüsünden, düşünce de eylemden önce gelir.


    Yazara göre herşey bilinçaltından kaynaklanır. Mesela hastalığın sebebi soğuk almak değil, soğukta kalınca hasta olunacağına inanmaktır. Psikolojik olarak doğru, fakat bilimsel olarak yanlış bir teori. Bilinçaltı, genel kurallardan yola çıkarak yargıda bulunabileceği için, siz bilinçli olarak emir değiştirene kadar beklemek zorundadır. Bilinçli olarak düşünülen her düşünce, bilinçaltını etkiler ve bu etki, düşüncedeki güç ve arzunun derecesine göre eyleme dönüşür. İnsan bilinçli olarak düşünebildiği, güvenle beklediği ve mümkün olduğuna inandığı şeyleri yapabilir. Evren sınır koymaz biz inançlarımızla sınırlarız kendimizi.


    Herkes kendisini bulmaya çalışır ama sadece olgun olanlar bunu başarır. Kararlı bir biçimde arayışa girmekte olgunluğun ilk adımıdır. Korkunun bir sürü çocuğu vardır. Kıskançlık, nefret, kin ve şimdiye dek sözü edilen tüm olumsuz düşünceler korkunun çocuklarıdır. Gerçek sevgi korkuyu defeder. Bizi yaratan yüce sevgidir. Sevgi bizi yaratıp boşlukta düşmanca bir ortama bırakmadı. Sevgi bizi yaratıp imkansızlıklar içinde terk etmedi.


    En çok istediğiniz şey nedir? İnanın ve sahip olun. Günümüzde en üzücü olaylardan biri, sadece üniversite mezunu oldukları için bir takım insanları ötekilere tercih edilmesidir. Hiç hata yapmayanlar, hiçbirşey yapmayanlardır. Yönetme işini yapan bilinçtir.


    Eğer istediğiniz şeyler için içtenlikle dua eder ve isteklerinizin gerçekleşeceğine inanırsanız dilekleriniz yerine gelecektir.


    1- Kendiniz için ideal zihinsel imajı belirleyin.

    2- Çaba göstermeden, yalnızca inanmak hiçbir işe yaramaz.
    3- Düşüncelerinizi kendinize saklayın.
    4- Esnek olun; gerekirse plan değişikliği yapın.
    5- Gözlerinizi hedeften ayırmayın, işi yarı yolda bırakmayın.

    İnanç ilk adımdır, kendinize ve içinizdeki güçe inanın. Eğer amacınız bir kitap yazmaksa kendinizi bir yazar olarak canlandırın. Amaçlarınız hakkında asık yüzlü olmayın. Yeni imajınızdan zevk almaya bakın. Aldığınız tepkilerle bir o yana bir bu yana savrulmayın.

    En iyi eserlerin bile birçok yayımcı tarafından geri çevrilebildiğini unutmayın. Başkalarının olumsuz tavırlarına kaptırmayın kendinizi. Birşeyi yapabileceğinize inanır, zihninize bunu kazırsanız, yarı yarıya amacınıza ulaşmışsınız demektir. Bundan sonra gereken adımları atmak kalır geriye.


    Projemiz ne olursa olsun, tamamlanmış halini düşünmeli ve gerçekleştirmek için gereken adımları atmalıyız. Aksi taktirde, yaptığınız iş eksik ve anlamsız olur; gece gündüz sevdiği insanın iyileşmesi için dua eden birinin, bir yandan da cenaze töreni için hazırlık yapması gibi yada başarıya ulaşmak için dualar edip bir yandan da iflas edişiyle ilgili kabuslar gören biri gibi. İnandığınız ölçüde sahip olursunuz.


    1- Amaçlarınızı yazın.
    2- Amaçlarınızı dikkatle değerlendirin.
    3-Amaçlarınızı benimseyin.
    4-Amaçladığınız dünyada yaşadığınızı hayal edin.
    5-Amaçladığınızın tersini asla düşünmeyin. Gözlerinizi hedeften ayırmayın .
    6- Amaçlarınızı günlük olarak kabul edin; onları gerçekleştirme yolunda her gün size sunulan adımları atın ve amacınıza ulaşın.

    Aranmadan ansızın akla gelen düşünceler çoğunlukla en değerli olanlardır ve bu yüzden korunmalıdır; çünkü nadiren tekrar gelirler.

    Hayal gücü bilgiden daha önemlidir. Bilim, hayal gücüne ne kadar borçlu olduğunu bilmez. Hayal kurulmayan yerde insanlar mahvolur.

    Ne yediğini söyle sana kim olduğunu söyleyeyim diye yaygın bir deyiş vardır. Oysa, ne düşündüğünü söyle sana kim olduğunu söyleyeyim deyişi olmalıydı. Kendinizle ilgili inançlarınız, emin olun, yaşayacaklarınızı tayin eder. Ne düşünüyorsanız o olursunuz.

    Kendine güven, aklın kesin bir inanç ve güvenle büyük ve gurur verici işlerde kullanımıdır.


    Kendine güvenle kendini beğenmek arasında çok büyük var. Güven, hayat hakkındaki emniyet duygusudur, kişinin her durumda kendisine güvenebileceğini bilmesidir. Kibir veya kendini beğenmişlik ise başkalarını aslında sahip olmadığı kendine güven duygusunun varlığına inandırmaya çalışmaktır. Aslında güvensizdir ve karanlıkta ıslık çalmaktır.


    Kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olan korkulardan biri başarısızlık korkusudur. Her insan başarılı olmak ister. Başarısızlığa uğrama korkusu insanı iki şekilde etkileyebilir, başarıya ulaşmak için daha da itilim duymasına neden olur ya da kendisini bu korkuya kaptırarak güvenini yitirir. O zaman da yeteneği kaybolur gider.


    Başka bir korku da, komik görünme korkusudur. Birçok kişinin kendine güvenini yitirmesine neden olur. Hepimiz dengeli görünmek isteriz. Komik değil kendinden emin görünmek isteriz.


    Onaylanmama korkusu yalnızca çocuklara ait bir korku değildir.
    Her yaşta insan yaşayabilir bu korkuyu. Birçok insan, arkadaşları tarafından onaylanmama korkusu yüzünden becerilerini ortaya koymaktan çekinir. Bu korku, insanların orijinal düşüncelerden uzak durup çoğunluğun düşüncelerine körü körüne bağlanma eğilimini açıklıyor.


    MEDİTASYONLA KAZANILAN GÜÇ

    Günde en az on beş dakikanızı yüklüğünü ve hayatınızdaki yerini düşünmek üzere meditasyona (derin düşünceye dalmak, içe yönelmek) ayırın. Günlük sorunlardan uzaklaşın, ilham verici ruhsal metinleri okuyun. Bu sırada gelen ilham verici düşünceleri tüm gün boyunca içinizde hissedin. Bu meditasyon periyodu, tıpkı iş yerinizdeki amirinizle yaptığınız günlük toplantı gibi kaynağınızla ilişki kurduğunuz zaman olsun.


    Kendimize, “Aslında Neyi Arıyoruz ?” Diye Sormalıyız

    1- İhtiyacımız olan şey başkalarının bizi daha çok sevmesi değil, bizim onları daha çok sevmemizdir.
    2- Yapmamız gereken, savaş korkusunu yaşamamak için ülkeler arasında barış sağlamaya çalışmak değil, kendi karmaşa içindeki benlik-lerimizde barışı, huzuru bulmaya çalışmaktır. Gerçek Ben - Güveni budur.
    3- Dönek bir dünyanın takdirini kazanmak için çalışmamalıyız, İçimizdeki Allah’ı memnun etmek için harcadığımız çabada doyum bulmalıyız.
    4- Başarılarımızla dünyayı sarsmamız gerekmiyor, başarısızlık nedir bilmeyen içimizdeki Öz’ün gerçek zenginliğine ulaşmalıyız.


    Ben - Güveni İçin Kendini - Yönetme

    a-Başarısızlıktan korkmaya son verdim. İçimizdeki Güç’e inanıyor ve güveniyorum.
    b-İçimdeki ruh her zaman bana destek oluyor, huzur ve güven veriyor.
    c-Nerede olursam olayım, ne yapıyorsam yapayım, Sonsuz Varlık benimle.


    İLK ADIM: KARAR VERMEK

    Düşüncelerine hakim olamayanlar kısa zaman sonra davranışlarına da hakim olamazlar.

    Bilinçaltı sürekli olarak bilinçten gelen emirleri yerine getirir. Bilinçaltı bilinç tarafından inanılan her emre cevap verir. Kararsızlık olursa, her dakika fikir değiştirilirse, bilinçaltı karmaşaya düşer. Kesin kararlar vermeyi öğrenmeliyiz. İnsana seçme hakkı verilmiştir.

    Kullanıp kullanmamak kendisine bağlıdır. Yanlış seçim yapmaktan korktuğumuz için, seçim yapmaya çekinirsek bilinçaltının eli kolu bağlanır, çıkmaza girer ve hiçbir şey başaramaz.


    Bilinçaltı, duygulara karşılık verir. Birçok emri duygularımızla veririz. Kararlılık da bir duygu meselesidir. Kendinizi huzursuz ve güvensiz hissetmekten vazgeçin. Her problemin bir çözümü olduğunu ve bu çözümleri, yanıtları bulunabileceğini bilin. Hayat, sabah kalktığımız andan gece uykuya dalıncaya kadar yaptığımız seçimlerden ibarettir. Yumurtayı nasıl yiyeceğimize, hangi kravatı takacağımıza, ne tip tavırlar takınacağımıza karar veririz. Gördüğümüz ve yaşadığımız her şey bu seçimlerin, kendimizle ilgili inançlarımızın sonucudur.



    KARAR VERME KONUSUNDA KENDİNİ - YÖNETME

    Ben kararlı bir insanım. İçimdeki bilgelik sayesinde akıllıca seçimler yapabilirim. İçimdeki zeka benim için doğru olanı bilir ve seçim yapmamda bana yol gösterir. Evrensel Akılda benim için mükemmel bir plan var, almak için aklımı açarsam bana verilecek.

    “Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz her şey mutlaka gerçekleşir.” Bu bir yaşam yasasıdır. Kim olduğunuzun önemi yok. Yasa kişiler arasında ayırım yapmaz. Kim olduğunuzu, geçmişinizi, ulusunuzu veya ırkınızı dikkate almaz. Bilinç yoluyla işler. Bu yüzden kendinizle ilgili inanabildiğiniz her şey tecrübeniz olur. Gerçek refah içsel hakimiyetle başlar ki bu yaşamın her alanında zenginlik getir. Doğru hareketi ve tam bir doyumu içerir. O zaman aradığımız şey, içimizdeki Mutlak Gücün varlığının bilincinde olarak sahip olacağımız gerçek refah bilinci ve içsel hakimiyettir. Bu bilinci geliştirirken beş temel prensibi dikkate almamız gerekmektedir.


    1- Allah’ın bize duyduğu sevgi kişiye, yere, şarta ve ortama bağlı değildir.

    2- Kendi kendimize koyduğumuz sınırlamaları ortadan kaldırıp Sonsuzun bizde hüküm sürmesine izin vermek yine kendi elimizdedir.
    3- Her insan sonsuzluğu kendi sözleriyle bireyleştirir.
    4- Kural şudur; Düşündüğünüz, inandığınız ve güvenle beklediğiniz her şey mutlaka gerçekleşir.
    5- Verdiğiniz ölçüde Hayattan geri alırsınız ; Hayatla bir bütünsünüz.


    ZENGİNLİK PARA KAZANMA YETENEĞİNE Mİ BAĞLIDIR

    Zengin olmanın tek yolunun başkalarından para koparmak olduğuna inanan birçok insan vardır. Bu yanılgı bir anlamda hayatın kendisinden ayrı düşmektir ve tip insanlar tüm hayatlarını başkalarından aldıklarını koruyarak harcarlar. Ve bu onlar için bir yasa haline gelir. Ama hayat böyle değildir. Önce Allah’ın alemini ve onun doğruluğunu arayın ve her şey size verilecektir. her şeyden kasıt nedir ? Yiyecek, giyecek, barınak, ve insanın ihtiyaç duyduğu her şey. Yaşamın yasasını bir kez anladık mı her şey bilince bağlı bir düzende gelişir, iyiliğimiz için başkalarıyla yarışmak zorunda kalmayız. İyiliğimiz başkalarına bağlı değildir. Yasayı kullanmamıza bağlıdır. İnsanları sınırlayan ve zenginlikten mahrum kılan yanlış inanışlar şunlardır.

    1- Zenginliğin şansa bağlı olduğuna inanmak yanlıştır.

    2- Zenginlik yalnızca “para kazanma” yeteneğine bağlı değildir.
    3- Zengin olmanın günahkarlık olduğunu düşünmek yanlıştır.
    4- Cimriliğin erdem olduğunu düşünmek yanlıştır
    5- Zengin bir hayat sürmenin gelecek için mal ve para depolamak olduğuna inanmak yanlıştır.
    6- Zengin olmak için kötü olmanın şart olduğuna inanmak yanlıştır.

    Ppara aşkı tüm kötülüklerin kaynağıdır derler. Hayır, kötü olan para değil, parayı çok fazla sevmek onu tüm iyiliklerin kaynağından önde tutmaktır. Tutumlulukla cimrilik birbirine karıştırılmamalı. Kaybetme korkusu ve bu korkunun sonucu olan elindekini koruma isteği cimriliği doğurur.

    Kendimizi neye bağlarsak, ne olduğumuzu düşünürsek öyle oluruz. “Ben değersizim diye düşünmek” yerine “Ben sonsuz bir varlığım, Allah’ın sureti ve benzeriyim. Hayat en iyiye sahip olmamı istiyor ve bende bunu kabul ediyorum. Tüm iyiliklere sahip olmayı hak ediyorum” demeye başlayın.

    Başımıza ne geldiği değil, ona nasıl tepki gösterdiğimiz önemli olan. Samanlık yanıyorsa yangını neyin başlattığının ne önemi var. Sorulması gereken soru “Yangını söndürmek için ne yapmalıyım.

    Kendimiz hakkındaki inancımız, kaderimizi belirler.

    Edison başarısızlığı kabullenmeyi reddetti. Ampulü çalıştırmak için binlerce yol denedikten sonra “Çalıştıramamanın binlerce yolunu keşfettik”,dedi.

    Bilinciniz, bilinen tecrübelerden ve inanmak istediği çeşitli fikirlerden yola çıkarak çıkarımsal mantık yürütme yapar. Öte yandan bilinçaltı tam tersine işler. Ona birşeyi gelecekte birgün başarmayı arzuladığınızı söylerseniz arzunuzun gerçekleşmesini hep gelecek bir zamana erteler. Direktiflerimizin yerine getirilmesi için şimdi kelimesi kullanılmalı ve direktifimiz “şimdi” için geçerli olmalı.


    İYİ BİR BELLEK İÇİN DÖRT İLKE


    1- Dur- bak-dinle
    2- Öğrenme süreci, fikirlerin birleştirilmesine bağlıdır.
    3- Sizin için çalışmasını istiyorsanız belleğinize güvenin.
    4- Kendini yönetme, kesin sonuçlar getiren kesin bir eylemdir.

    Birşeyi ezberlemenin en iyi yolu bir fikri diğeriyle birleştirmektir. Geçmişi belleğimizden silmek mümkün değildir, ama onunla barış yapabiliriz. Bilinçaltınıza sabah altıda kalkmak istediğinizi söylerseniz ve belleğinize inanıyor ve güveniyorsanız tam altıda uyanırsınız. Hatırlamak, hatırlayabilecek şeyin içimizde olduğuna inanmaktır. Hatırlayamam demekten vazgeçin. Hatırlamak istediğiniz herşeyi hatırlaya bilirsiniz. Okulda öğrendikleri şeyleri hatırlamakta güçlük çeken gençler, yıllar önce televizyonda seyrettikleri bir filmi kolayca hatırlayabilirler.

    Beş parasız, yalnız, sevilmeyen, dışlanmış bir insan olabilirsiniz. Endişe çözüm değildir. Her şeyi mümkün kılan Allah’a dönmek, ona yönelmek sorunu aşmaya yeter. Endişelenmekten vazgeçmenin üç yolu vardır.


    1- Allah’ın orda olduğunu anlamak.

    2- Olumlu düşünmeye çalışmak.
    3- Yol gösterilmesi için dua ettikten sonra olumlu tavır takınmak


    Sonuç olarak, korkmuyorum, bu günü yaşıyorum, Allah’ın orada olduğunu bilerek her günü geldiği gibi karşılayacağım.






    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  7. #6
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    Telekinezi yapmasını öğrenelim






    TELEKİNEZİ YÖNTEMLERİ

    Bu dökümanda bulunan yazıları burada tartışmayacağım çünkü neredeyse hepsi
    denendi ve doğrudur. Genelde Ortalıkta bir çok yanlış bilgi dolanıyor yada
    insanlar sadece Teknik bilgi vererek olayı kapatıyor, kendi deneyimlerime dayanarak
    size kısa da olsa nasıl Telekineziye başlayabileceğinizi anlatiim.

    HAZIRLIK
    *Genel olarak ilk başlayanların elleri ıslak olmamalı, ıslak eller daha
    profesyonellerde işe yarıyor, hatta bir de aynayı 1 metre uzaktan tamamen
    buhulama olayı var ama onu sonra açalım. Ellerinizin kurumasını bekleyin,
    yada ellerinizi fön makinesiyle ILIKTA kurutun. eğer Fazla sıcakta
    yaparsanız elleriniz kuru gibi hissedilecektir.

    *Telekinezinin baskın olacağı durumlar;

    Uykudan yeni kalktıktan yaklaşık 20 dakika sonra (beyniniz boşalmış olur ve uyku sersemliğinden sonra gelen o hafif mide bulantılı garip ağrılar işe yarar.

    Sakin olduğunuz anlar(genelde herkes bilir zaten)

    Vicdan azabı, derin düşünceler vs. olmadığı zamanlar...

    Hayal Gücünüzün Baskın Bulunduğu anlar

    ........devamı gelir fakat kısa kesmeliyim
    ----Eğer yapamıyorsanız Ne yapmalı???----

    Telekinezi öyle birşey ki bi kere bile şüpheye düştüğünüzde tıkanıp kalabilirsiniz.bazen öyle zamanlarım oluyor ki kendimden şüphe duyuyorum.


    Eğer hiçbir kıpırdama hissetmiyorsanız ;

    Bi güzel hava alın, yalnız dışarıya çıkıp gezmeden, sadece balkondan (dışarıdaki etkenler kons. dağıtabiliyor)

    Sirkeli, Tuzlu veya ekşi şeyler yiyin - için. (beyne hafif şok dalgaları yollar ve bir güzel kendine getirir)


    Hadi hiçbiri olmadı Kalkın kafanızı ani sarsın/sallayın (çok fazla sarsmıyacak şekilde sadece kendinize gelebilmek için)

    Üzerinizi serin tutacak şekilde giyinin

    Böyle Doğaüstü güç sahneleri bulunan sahneler size çok büyük derecede yardım ediyor çünkü hayaller ve

    ilizyonlar çok işe yarar!

    Yaparken , çalışırken beyinde neler oluyor!?!?!?


    Evet girişe geldik. Size ilk önce çalışabileceğiniz en iyi tekniği tavsiye

    ediyorum;

    Bir Pipet ve bir de Ampül alın. Ampülün üzerine çubuğu dengeleyin ve işte

    çalışma ortamı hazır...



    pk ve görüntü resmi


    ilk zamanlarda bunu kesinlikle hissedemessiniz bu yüzden sadece telekinezi
    çalışmadığınız zamanlarda sanki o bölümü kafanızda hissediyor gibi yapın,
    yada o bölümü kendiniz ağrıtmaya çalışın.

    Diğer bir yöntem ise beyin jimnastiği'dir. Hiçbir konu hakkında test vs gerekmez. çoğu kişi tek kaşını havaya kaldırabilir dimi? işte bunları geliştirebilirsiniz.önce diğer kaşınızı tek kaldırmaya sonra da diğerini kaldırmaya çalışın! bunları da yapabildinizmi dudağınızı hiç gülümsemeden tek bi bölümünü yukarı kaldırmaya çalışın (kaşı nasıl yapıyorsanız bu da aynı model de) bundan sonra da alt kirpiklerinizin bulunduğu deriyi sağ sol hareket ettirmeye çalışın. (nasıl diye sormayın ben yapabiliyorum )


    Hareketlendirmek için Düşünceler

    Şimdi önümüzde çubuk size siz çubuğa bakıyorsunuz . Yaparken el şekilleri çok önemli, çoğu telekinezide kimseden öğrenmeden kaptığım teknikler vardır. ve genelde çok fazla olmasada büyük bi model arşivi bulunmakta. benim hareketlerimi başkalarının videolarında görünce çok şaşırdım.

    not: öncelikle hemen bir uyarı!!! ilk yapışlarınızda en fazla 1-5 cm arası


    oynatabiliceğinizden eminim. çünkü denerken aniden çubuğun hareketlenmesi

    şok etkisi yaratiyor. ve ben bu olayı hareketlendirdiğim her cisimde
    yaşıyorum! neyse geçelim artık.

    En büyük güç ilizyondur!!. o an ki görüş açısı size çok yardımcı olabilir! Çubuğa ne çok yakın ne de çok uzak olun ve tam tepesinden bakmayın ,oturduğunuz sandalyeden düz açıdan bakmalısınız. Aşağıdaki uygulamalarda

    el hareketleri uygulanırken , o an çubuğunda döndüğünü hayal edin!!!!! yada parmağınıza bakmadan sanki çubuğu itermiş gibi yapıp dokunmadan itebilirsiniz.

    Çubuğu hareketlendirmenin bi çok yolu var önce tüm parmakları kapatın. Baş parmağınız işaret parmağınızın ya ilk çizgisinde (hani bölüm bölüm ayıran çizgiler var!?) yada ikinci çizgisinde bükülü olarak ucu damarı çok hafif

    bastıracak şekilde olsun. Daha sonra diğer kapalı olan parmaklardan orta yada işaret parmağının alt bölümü (tırnak değil diğer bölümü ve en ucu ile değil biraz daha aşağısı) çubuğun bir bölümüne yakınlaştırın. harekete o andan
    başlayabilir! olmazsa devam, yılmayın bu daha ilk yol!

    Yine aynı el modelinde çubuğu çevreleyin ( çubuğun önünde yani kuzeyden ön tarafına çok yaklaşmaycak şekilde) elinizi yavaşça oturtun ve parmaklarınızı eğip en solundan sağa doğru yavaşca çekin ama o an avcunuz hareket

    etmiyecek, sadece parmaklar! Bu olayda hareket etmeye başlamalıdır.

    Tabi size o an hemen olacağını söylemiyorum bi kaç kez hatta olmazsa 10 dakika daha deneyin. Burun deliklerinizden havayı çubuğa üflememeye dikkat edin, ağzınızı kapayın ve odada hava akımı olmasın.


    Bir diğer Deneyimim ; Telekineziyle çubuğa, diğer cisimlere odaklandığınız zaman hiçbir yere döndürmeye çalışmadığnız zaman, yakınında olan sıcaklık maddelere doğru da gitmesin. Yani eliniz orada olduğu zaman çubuk

    elinize doğru kayabiliyor. Artık çubuk kaydı bende fırıl fırıl döndürüp ampülün üzerinden düşürüyorum. Bu arada ampül yerine başka ona benzer ve pipeti dengede tutucak şeyler kullanabilirsiniz.
    Pipet çok büyük olmasın, ve çok da kalın olmasın yoksa ilk kereden hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.


    Psi-wheel'in nasıl yapılacağını gösteren 3 boyutlu bir film


    PSİ-WHEEL DENEMELERİ

    Psi-Wheel'in nasıl hazırlandığı; Önce Bir İğne [toplu iğne değil] , Bir silgi ve Birde KARE kağıt alın. Kare olan kağıdımız ne çok büyük, nede çok küçül olmalı ve kağıtta "+" şekli görüleceği tipte ortalardan katlayın.(kağıt katlanmalardan sonra 4 kareye bölümlü gibi görünecek)

    Kağıdın fazla büyük olmaması gerekir çünkü uçları yere değebilir, kağıdın fazla küçükde olmaması gerekir yoksa işiniz zorlaşır.. Silginin üzerine dik olarak batırılmış duran iğnenin üzerine kağıdımızı yerleştiriyoruz fakat kağıdı iğneye batırmayın, sadece üstüne yerleştirin. İşte Psi-Wheel mekanizmamız hazır.


    Psi-Wheel Nasıl bir ortamda denenenmelidir?
    *Psi-Wheel çok hassastır ve en küçük bir fiziki etkide döner. bu yüzden Kapı-Pencere yada odada rüzgar yaratacak herşeyi kapatın..
    *Elleriniz ve oda sıcak olsun. olmazsa işiniz 2, hatta 3 katı zorlaşır..
    *Elleriniz ıslak olmamalı..





    Ellerin Önem

    Elleriniz telekineziye başlarken hatta devamında da çok önemli rol oynamakta. Ellerinizin hareketleri telekinezi yaparken beyni kandırmak için kullanılır. ayrıca bazı teorilere göre ellerden de gücün çıktığı düşünülür. Elleriniz psi-wheel'in etrafında olsun, havada tutmayın, psi-wheel'in bulunduğu zeminin üzerine koyun. elleriniz ne uzak nede çok yakın olsun. psi-wheel'in etrafına koyduğunuz ellerinizden enerji geçtiğini düşünün. !!..

    Püf Noktaları

    Evet şimdi çalışmaya başlayabilriz. Alıştırmaların ilk denemelerinde tecrübeniz olmadıysa sadece kağıdın döndüğünü düşünün. *Beyninizle kağıdın her köşesini kendiniz çekmeye çalışın, yada yitin.
    *Herangi bir köşeyi elinizle tutup çevirdiğinizi düşünün
    *Ellerinizden çıkan enerjinin bir hortum yaratıp kağıdı döndürdüğünü düşünün
    *Başka bir yere bakın , fakat kağıt görüş alanınızda olsun. başka bir yere bakarken kağıdı döndürmeye çalışın.

    Bu yöntem en etkili yöntemlerden biridir. Beynin yeni bişey denemesinden dolayı çıkan frekanslar güçlü olabiliyor

    Evet umarım bi işinize yaramıştır, "Olmadııı!" diyenlere söyleyecek birşeyim yok .

    TELEKİNEZİ 'NİN PÜF NOKTALARI VE ALIŞTIRMALAR

    Selam tüm telekineziyle ilgilenen arkadaslar.Telekinezi yazılarımıza devam ediyoruz. Bu yeni yazımı yazmamın en büyük nedenlerinden biri telekinezinin yanlış anlaşılması ve MSN’den gelen soruların hep aynı olması. Şimdi sizi aydınlatmaya çalışalım.

    Telekinezi ANLATILMAZ


    Telekinezi ÖĞRETİLMEZ

    Evet yukardaki cümleleri iyice belleğinize yerleştirin Çünkü;
    Telekineziyi Öğrenmek için 2 yol vardır.

    Telekineziyi size biri anlatamaz size sadece örnek yada teknik verebilir. Yani siz sadece alıştırmaları deneyerek kendi kendinize öğrenebilirsiniz. Alıştırmalara sitemizden göz atabilirsiniz.Yada telekinezi yapabilen biri size telepatiyle 1 saatte öğretir (ki bu yolla öğrenmeniz Türkiye’de  şansla olur..)


    Telekinezi yaparken;

    *Telekinezi yaparken birşey düşünmezsiniz!
    *Telekinezi yaparken sadece hayal ve imajinasyon kullanırsınız.
    *Telekinezi yaparken Nefesiniz çok hızlıysa telekineziyi bırakmalısınız.
    *Telekinezi yaparken Oda ılık, Elleriniz sıcak olmalıdır.
    *Telekinezi yaparken çok basarısızsanız yerinizi değiştirmelisiniz.
    *Telekinezi yaparken telekineziyi önemsememelisiniz, basit birşey gibi düşünüp onu rahatça yapabileceğinize inanmalısınız.
    *Telekinezi yaparken beyninizi sıkmayın, ıkınmayin, çok rahat olun ve sadece cisme yoğunlaşın.
    *Telekinezi yaparken üstüne birde acemiyseniz, arkadaslarınızın yanında uğraşmayınız, yalnız yapınız.
    *Telekinezi yaparken ellerinizin karıncalandığını düşünün veya isteyiniz.
    *Telekinezi yaparken avucunuzdan bir enerji hortumu çıktığını hayal edin (abartmadan )

    BUZ İLE TELEKİNEZİ

    Bu aralar “Psişik sosyetede” (Hollandalilar özellikle video saldırısına geçti) aşırı derecede modaya dönüşen buz oynatmanın püf noktalarını anlatalım.

    Buz oynatmanın avantajları;

    1) Normalde elleriniz ısınmışken telekineziyi daha rahat yaparsiniz. Buzla uğraşma sonucu zamanla ısı değişimlerinden etkilenmeyip kesintisiz işinize devam edebilirsiniz.

    2) Kağıt, pipet gibi ilk seviyelerden sonra , düz bir yüzeyde elle doğru düzgün hissedilir birseyi hareket ettirmek bu işin size daha kolay gelmesini sağlar ve ağır cisimlere etki etmeniz daha kolay olur.


    Nasıl yapmalıyım ?


    İlk denemenizse “buzu” düz yüzeye koyun ve suyunu iyice etrafa yayın, buz suyun içerisinde durmalı.


    Ellerinizi buza dokundurmayın ve onu itmeye çalışın. önce açık parmaklarla deneyin, olmazsa tüm parmakları birleştirip elinizle rüzgar yarattiğinizi hayal ederek onu itmeye çalışın.


    Ellerinizi sabit bir yere koyun (buza yakın olsun) ve buzla aranızda bir ip bağlı olduğunu düsünüp, buzu o iple kendinize çektiğinizi düsünün.


    Bunlardan herhangi biri olmazsa yukarıdada yazdığım gibi daha sonra deneyin yada başka bir yerde deneyin.


    Normal buz hareketlendirmesini yapabilmeye başladıysanız devamında onu döndürmeye çalışın.


    İlk “katı” maddenizi oynatmak muhteşem bir duygu.





    LAMBALARA ETKİ

    Beyin Gücünüzle bi Lambayi patlatirsin desek "hadi ordan!" diye cevap aliriz ama bu sey gerçekten de var. Telekineziden gerçek anlamda haberdar oldugum zaman psi-wheel üzerinde denemeler yaparken isik da titriyordu. daha sonraki 1 ay boyunca da bilgisayarda oturdugum odanin isigi hep titredi ve sonundada patladi. 3-4 tane lamba degistirmek zorunda kaldim.

    Su anda o kadar siklikta olmasa bile lambalar BAZEN birazda olsun titriyor. yani anlayacaginiz beynim o sersemlik döneminden çikti ve hersey yerine oturdu.


    Örnegin uyumadan önce yatakta yatirken lambaya bakip denemeler yaparim ve titrer.


    Eger Telekinezi olayina daha yeni girmisseniz ve psi-wheel'iniz firil firil dönüyorsa, oturdugunuz yerde hafif uzanin ve alistirmayi deneyin. muhtemelen basarili olacaksiniz.


    ..::Alistirma::..

    * Rahatça oturun ve isiga gözlerinizi dikin. gözleriniz kamasiyorsan vazgeçin sonra deneyin.
    * Beyninizi zorlayipda garip duygulara kapilmayin (hani bisey yapicakmis gibi ugrasip kafanizda yaptiginiz hareketlerden bahsediyorum)
    * Bu sizin ilk denemeniz o yüzden gözlerinizi kismayin ve zorlamayin.
    * GÖZ KAPAKLARINIZI "rahat birak"IN.
    * Isiga odaklanin ve isigin pariltisinin arttigini düsünün, Hayal edin. Bunu yaparken beyniniz hala daha rahat, göz kapaklariniz serbest durumda olmali.

    Bu olayi hayal ederken isigin pariltisi artmaya baslayabilir, yada görüntü titremeye baslayabilir. Heycana kapilip durmayin desemde yine durucaksiniz eminim (bende durdum )


    Önemli NOT=
    Bunu denerken daha güçlü etki etmek isterseniz, isigin arttigini hayal ederken durmayin ve durmadan deneyin. yani örnek olarak yumrugunuzu sıkıp sıkıp birakmayin, hep/ durmadan sıkın. o zaman olay daha güçlü gerçeklesir.


    Bu denemelerden sonra girdiginiz her odada isiklar hafif hafif titreyebilir ve bazende sinir bozucu olabilir. yada oturdugunuz yerde aniden ışık çok yüksek bi pariltiyla bi kaç saniyeligine durabilir. ama sunu unutmayin hersey yerli yerine oturunca gücünüz azalmis gibi hissedeceksiniz, daha sonra içinizdeki güç tekrar uyaninca çok sıkı çalsin ki bu yeteneklerinizi unutmayasiniz.


    NOT=Telekineziye kendinizi çok fazla kaptırmayınız, yoksa herşeyin hareket ettiğini sanmaya başlarsınız. Doğrudan değil, yan gözünüzle baktığınız bir kalem yada benzeri şeylerin kaydığını sanabilirsiniz. Bu da kötü bir olay. O yüzden aradan zaman geçire geçire deneyiniz.








    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  8. #7
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    CIA VE PARAPSiKOLOJi

    Ölüm isinlarini ve nükleer bombalari unutun. Psisik güçler, gelecegin silahi olacaktir. insandaki bes duyu ötesindeki güçlerin veya algilarin genel adi olan psisik olma hali ya da dogustan olan psisik insanlar uzun zamandan beri ABD'de, eski SSCB'de ve simdi Rusya'da özel güçlerini askeri alanda kullaniyorlar mi?



    "Madam Zodiac, psisik güçler gelecegin fali ve burçlarin okunmasi". Madam Zodiac'in Washington'daki dükkani saat 11:00'de açiliyor ve düzenli müsteriler, ögle tatillerinde geliyorlar. Vizite 10 dolar. 1979-1980 arasinda her ayin üçüncü Sali'sinda Madam'in dükkani özel bir müsteri için saat 09:00'dan biraz sonra özel olarak erken açilirdi. Müsteri bir donanma komutaniydi, genelde sivil giyinirdi ve bir çanta tasirdi. Madam, kristal küresini, tarot kartlarini ve fotograflari bir kenara ittikten sonra ona çay yapardi. Komutan sigaradan kurtulamiyordu, Haziran'dan sonra günde yarini pakete düsürmüstü ama tamamen birakamiyordu. Ama Madam Zodiac, onun yil sonuna kadar sigaradan vazgeçecegini söyledi. (Bu kehanet kanitlandi. Komutan simdi her gün 6 mil kosuyor ve deniz piyadeleri maratonuna katilmayi hedefliyor.) Fakat komutan, her ziyaretinde içinde 400 dolar olan zarfi, sigaradan kurtulmak için Madam'a vermiyordu. Para, Deniz Kuvvetleri'nden geliyordu. Masaya konan resimler ve fotograflar, Sovyet denizaltilarinin Dogu Amerika sularina yakin bölgedeki rotalarini gösteriyorlardi. Madam Zodiac'in isi; psisik güçlerini kullanarak Deniz Kuvvetleri'ne ait gemi ve uçaklarin yapamadigini yaparak Sovyet misil ve denizaltilarinin rotalarini bilmekti. Kisacasi Madam Zodiac, Pentagon'un "Medyum TeknolojikRisk Projesi" olarak islemlendirdigi kisiydi. Aralik, 1980'de Ordu Teftis Gazetesi, "Yeni Ruhsal Savas Meydani: Beam Me Up Spock" basligiyla bir makale yayinlandi. Makalenin yazari, üstegmen John B. Alexander idi. "Avrupa'ya 2. yayilma dönemi" ve "Savasa hazirlanmak: Lojistik destek programi" gibi makaleleri de yazan Alexander'in bu yazisi bazi söyle basliyordu:

    * Beyin gücünü etkileyen bazi silah sistemleri vardir ve öldürme kapasiteleri çok önceden incelenmistir.

    * Çok uzak mesafelerden bile hasta etme ve öldürme gibi yetileri vardir. Hiçbir fiziksel neden olmadan ölüme veya hastaliga yol açabilirler. Bu tip silah sistemleri, böcek ve kurbagalarda denenmistir fakat insanlara olan ölümcül etkisi tartisilmaktadir.


    * Telepatik hipnozun kullanimi ise, ordu içinde yüksek bir potansiyele sahiptir. Bu yetenek bazi ajanlarin çaba sarfetmeden, önemli bilgileri ele geçirmesini saglayabilir.


    * Açikça psikotronik silahlar vardir ama kapasiteleri bilinmemektedir.


    Milyarlarca dolarlik bütçe

    Alexander ciddi miydi? Pentagon, gerçekten bazi falcilarin denizaltilari durdurabilecegine inaniyor muydu? Alexander'in yazdigi bu makaleden haberdar olan birçok kisinin bunu saçma bulduklarini söylüyor. Neden ise su: "Bu durum, kendi gerçekçilik kapasitelerini asiyor. Dünyanin tepsi gibi olduguna inananlar bile varken..." Çok yüksek rütbeli bazi askerlerin, bu psisik savasi çok ciddiye aldiklarini düsünürsek ve maliyetinin neden 6 milyar dolar tuttugunu anlariz. Birçok arastirma gizli proje olarak saklaniyor, hem de tanimlanamayan programlar gizli tutulmak isteniyorlar. Örnegin; 1978'de ClA'nin Sovyet Duyu Disi Algilama çalismalari ile ilgili istihbaratina söyle bir baslik konulmustu. "Biyolojik Transfer Sistemleri'nin Öyküsü" Tabii ki 6 milyar dolar Pentagon için sadece bir cep harçligi. Çünkü tek bir modern uçak 250 milyon dolar tutabilir veya tek bir gemi 1.5 milyon dolar edebiliyor. Hatta MX gibi büyük silah programlari 600 milyon dolarlik maliyetleri asabiliyor. Elestirmenler, parapsikolojinin, dünyevi problemler için kullanilmasi projesine karsi çiktilar. Örnegin, psisik güçlerin bir denizaltiyi yok etmesi gibi. Onlara göre, bilimi, teorik bulgular yine ayni bilim tarafindan kabul edilmedikçe kullanamayiz. Peki ama ya Madam Zodiac gerçekten Sovyet denizaltilarinin yerini kesfedebiliyorsa? Michigan Üniversitesi Sosyal Bilimler profesörü olan Marcello Truzi, psisik güçlerin askeri ve politik olarak çok önemli olabileceklerini ve önemli ulusal güvenlik programlarina girebilecekleri için tehlikeli olduklari konusunda uyarida bulunuyor. Bu tür güçlerin var olma ihtimali çok yüksek degil ama olasilik küçük de olsa, yadsinamayacak kadar önemli. 70'li yillarda donanma Uluslararasi SRI 'nin beyin takimiyla 50.703 dolarlik bir anlasma imzaladi. Görevleri, psisik güçlerin elektromanyetik kaynaklari yok etmelerini önlemekti. Eger psisikler bir baska odadaki parlayan isigi hissedebiliyorlarsa, belki de denizaltilarin çok zayif elektromanyetik dalgalarini da farkedebilirlerdi.


    ikinci Dünya Savasi sirasinda verilen büyük kayiplar, Amerikan ordusunu degisik arayislara yöneltti. Ordu parapsikolojinin yardimi ile savunma ve saldiri silahlari üretecek projeleri gelistirmek için sinirsiz bütçeler ayirdi.


    Medyumlarin pazar degeri artiyor


    Yine de Donanma Halkla iliskiler Bölümü kurumun psisik güçlerin denizaltilari bulmak için kullanildigini inkar eden resmi bir belge yayinladi. Belgede psisikantidenizalti projesi söyle tanimlaniyordu: "Bazi insanlarin farkedilemeyecek kadar büyük elektromanyetik dalgalari hissedebilme yetisini arastirmak." Aslinda bazi insanlar derken, medyumlari; düsük seviyedeki elektromanyetik dalgalar derken de, denizaltilarin elektromanyetik titresimlerini; hissedebilmek derken de psisik güçleri kastediyorlardi. Uzun proje raporlarindan "psisik" kelimesi hiç kullanilmamisti. Oysa SRI 'nin en önemli arastirmacilari olan Harold Puthoff ve Russel Targ, dünyanin en bilinen medyumlari olarak taniniyorlar.

    Yapilan kontrat sonucunda SRI , son raporunu 1978'de yazdi. Raporda birçok psisikle önemli basarilar elde edildigi iddia ediliyordu. Ama donanma yetinmedi hatta donanma sözcüsü 1982'de yaptigi açiklamada, bu çalismayi psisik olarak tanimlamayi reddetti. Bu inkarlarin tersine, donanma en azindan psisik güçleri olan 34 kisiyi denizaltilari saptamasi için almisti ve Madam Zodiac da bunlardan biriydi kod adi "Pseudonim" idi. Kontratinda gizlilik ve susma kosulu bulunuyordu. Ama bir diger medyum olan Shown Robbins, National Enquirer dergisinde, isminin "Donanmanin medyumu" olarak geçmesine ses çikarmadi. 1973'te New York'ta Mainmondies Tip Merkezi'nde Robbins, psisikarastirma projesinde kullanildi. Tipik bir deneyde, duygusal tahrik ölçüldü. Hatta baskalarina erotik filmler izletilip, Robbins'in telepatik algi yetenegi ölçüldü. Filmlerden sonra denekler, uykuya yatirildi ve rüyalari ya da seri göz hareketleri (REM) monitörlere yansitildi. Daha sonra denekler uyandirilarak rüyalarini anlatmalari istendi. Robbins'in rüyalari, filmin içerigiyle paralel oluyordu ve filmi seyreden digerlerinin rüyalarina uyuyordu. Arastirma ekibine göre; Robbins'in olagan disi psisik güçleri vardi.

    Testler bittikten hemen sonra, çalismalara para saglayan fonun yöneticilerinden birisi Robbins'i çagirarak kendisinin arastirmaci deniz subayi oldugunu söyledi. Adamin söyledigine göre donanma, düsman hedeflerine karsi Robbins'in psisik güçleriyle ilgileniyordu. Ve Robbins, anlasmayi kabul etti. Madam Zodiac gibi ona da Sovyet gemi resimlerini ve çizelgeleri vererek, gemilerin yerini ve durumunu belirlemesini istediler. Robbins üzerinde daha çok test yapmak istiyorlardi ama o bunu reddetti. Çünkü ondan Yunanistan'da gizli bir hazineyi bulmasini istenmisti. Yedi yil sonra, ayni donanma komutani, ondan Madam Zodiac projesine katilmasini ve testlere girmesini istedi. Fakat bu gerçeklesemedi, Robbins isini iyi yapiyordu ama Reagan'in bütçe kesintisi karariyla programdan çikarildi.


    1978'deABD'nin bir diger donanma raporunda Sovyet psikotronik silahlarinin yani ruhsal yetilerin savunma ve saldiri fonksiyonlarini durdurmak için kullaniliyordu. Ayrica raporda telepatik hipnozun Amerikan nükleer silahlarini etkisiz hale getirebilecegini belirten bir uyari da vardi. Böylece 1981'de Hava Kuvvetleri'nin ordu adina savunma amaçli psisik kalkanlar almasi gündeme geldi. Bu kalkanlar, USPA tarafindan üretiliyorlardi, çalismasi için biraz kan veya karsi taraftan gerekli kisinin saçi yeterliydi. inanilmazdi ama sanki ABD ordusu büyücülüge baslamisti.


    "Atom bombasini durdurabiliriz..."

    II. Dünya Savasi sirasinda baslatilan ve gelecegin en önemli parapsikolojik arastirmalari olarak tanimlanan projelerin bütçesi donanma tarafindan karsilaniyordu. O dönemde, hayvanlarin psisik güçleri üzerinde yapilan bazi deneylerde martilar kullanildi. Martilar psisik güçleri sayesinde Alman denizaltilarinin periskoplarini tahrip edeceklerdi. Bütün bunlardan daha ciddi bir çalisma ise Duke Üniversitesi ögretim görevlilerinden J. Gaither Pratt'in baskanliginda gerçeklesti. Projenin amaci güvercinlerde psisik bir mekanizma bulmakti. Bu tür bir bulus denizaltilarin su yüzüne çikmadan daha kolay ve uzun sefer yapabilmelerini saglayacak, ayrica geceleyin bombardiman yapilacakti. Donanma bu tür çalismalara 60'lara kadar devam etti. Fakat en önemli psisik proje, donanma yerine hükümet tarafindan gerçeklestirildi. Donanma, 1977'de Virginia'da bir psisik masajci olan Dr. Charles Whiteho" use'u "Hayali Görüntü Analiz Istasyonu"na aldi. Whitehouse artik, içinde psisik enerjileri çogaltan elektronik aletler üreten USPA adli bir organizasyonu da içeren Birlesik Devletler Psikotronik Toplulugusun bir üyesiydi. Whitehouse, Donanma Arastirma ve Gelistirme Departmani Baskani olan Robert Skillen'e, eger makineye Sovyet denizaltilarin bir resmi konursa yerlerini hemen tespit edebilecegini söylemisti. Skillen; "Bu yolla denizaltilarin yeri bulunabilir" diyerek onay verdi. Whitehouse, CIA ve donanmadan birçok kisiye makineyi kullanmayi ögretti ve donanma bu küçük siyah kutuya 5.111 dolar ödedi, Skillen, Whitehouse'un yaptigi çalismanin övgüye deger oldugunu sürekli yineliyordu. Whitehouse, aldigi parayi yeni bir hayali görüntü analiz makinesi için harcadi. Daha sonra bu makineyi kanser hastaliginin tedavisi için kullandi. Kliniginde auralarinda bosluklar ya da dengesizlikler olan hastalara degisik renk kombinasyonlari yönelterek onlari tedavi ediyordu. Ayrica baska hastaliklar da auraya çesitli renklerde isik kombinasyonlari dogrultarak tedavi ediliyordu. Whitehouse, ayrica bu makinenin teknik kilavuzunda bazi bombalari etkisiz hale getirecegini de iddia ediyordu (hidrojen ve atom bombalari}. Diger hükümet ajanlari, sivil yetkililer ve Hava Kuvvetleri, makinenin atom bombasmi imha edilebilmesiyle ilgilenmediler. Ama tip dünyasi ilgilendi ve doktoru, hastalari dolandirmakla itham ettiler. Sonunda Whitehouse, Tayland'a yerlesti, hayatinin daha sakin olacagini düsünüyordu.
    "Hiperuzay nükleer havan topu"

    Donanmanin 1972'de yaptigi bu arastirma "çok gizli" bilgiler arasina girdi ve ancak 1978'de gün isigina çikti. Söyle deniyordu:

    "Psisik arastirmalar yapan Sovyet güçlerinin er ya da geç asagidakileri gerçeklestirmesini bu yolla engelleyecegiz. A) Amerika'nin çok gizli dosya içeri klerini, gemileriniizin rotasini ve yerini, ordunun yerlesme düzenini bulmalarini; B) Kilit noktalardaki Amerika liderlerinin ve sivil örgütlerinin düsüncelerini okumalarini; C) Amerikali subay ve yetkililerin ani ölümlerini saglamalarini D) Amerikan uçaklarini ve uzay araçlarini uzaktan tespit etmelerini, önleyecegiz." Bu vahiysel tahminler, göründükleri gibi inanilmazdir. Ayrica entelektüel gruplar tarafindan da telaffuz ediliyorlardi. 1978'deki bir diger donanma raporunda Sovyet psikotronik silahlarinin yani ruhsal yetilerin savunma ve saldiri fonksiyonlarini durdurmak için kullaniliyordu. Ayrica raporda telepatik hipnozun Amerikan nükleer silahlarini etkisiz hale getirebilecegini belirten bir uyari da vardi. Böylece 1981'de Hava Kuvvetleri'nin ordu adina savunma amaçli psisik kalkanlar almasi gündeme geldi. Bu kalkanlar, USPA tarafindan üretiliyorlardi, çalismasi için biraz kan veya karsi taraftan gerekli kisinin saçi yeterliydi. inanilmazdi ama sanki ABD ordusu büyücülüge baslamisti, Alexander'in makalesinde telepatik hipnozun büyük bir potansiyele sahip oldugu yaziyordu. Bu yetenek, karsi tarafin ajanlarini programlar hakkinda bilgi almaktan alikoyabilirdi. Üstelik Amerikan ajanlari da bu metotla her seyi bilebilirlerdi. Söylendigi gibi "Mançuryalilar, yasamlarini bir tek telefon konusmasina gerek duymadan sürdürürler". Emekli tegmen Thomas Beardan, ordunun iletisim analizcisi olarak çalismisti ve Sovyetler'in, bütün bunlardan daha öte silahlari oldugunu söylüyordu;

    "Hiperuzay nükleer havan topu" gibi... Bu psisik silahlar, stratejik noktalari tek bir atisla çöl haline getirebilirdi. Metot suydu;
    tek bir nükleer patlama sinirsiz sekilde evrenin her yerine naklediliyordu. 7 dönemdir, senatör olan Charlie Rose bu saçma görünen iddiayi ciddi buluyor. Ona göre;Ruslar bu isin üstüne çok düsüyorlar ve Amerika bunun gerisinde kalmamali.


    Ruhsal hidrojen bombalari:

    Rose, hukukçu ve tütün lobisinin liderlerinden, üstelik kendisi bilgisayarlar konusunda uzman ve Gelecegin Teknolojisi Komisyonu'nun da kurucusu. Bu aslinda resmi olmayan, özel finanse edilen bir kurumdur. Rose ileri teknoloji ile ilgili birinii;
    fütürist ve "Gelecek Soku" adli kitabin yazari olan Alvin Toffier'den sonra gündeme getirdi ve Kongre'nin bu konuyla ciddi bir sekilde ilgilenmesi gerektigini ortaya atti, gazetelerde birçok makale yayinlandi. Uzay kolonilerinden, gen düzenlemelerinden, yumusak enerjiden ve diger New Age konularindan söz edildi. Rose, Amerikan hükümetinin psisik silahlar için çok fazla para harcamasi gerektigini düsünmüyor. Çünkü ona göre ilk önce bu silahlarin nasil bir teknoloji ile yapilmasi gerektigini ögrenmek gerekiyor. Ama eger teknolojik yapiyi anlayabilirsek, iste o zaman "Psisik Manhattan ProjesFne ihtiyaciniz olacak. (Manhattan Projesi, 1945'te atom bombasi deneylerine verilen isimdir.) Senatör, bu teknolojik bilginin ufukta oldugunu söylüyor. Rose, daha öncelerde uzak yerleri görmeyi saglayan uzak görüs yetenegi ile ilgili olarak CIA dosyalarina girmisti. Bunu söyle anlatiyor:

    "Uzak görüs yetenegiyle ilgili inanilmaz örnekler gördüm. Bana kalirsa bu alandaki gelismelere yakinlik göstermeliyiz, özellikle de Ruslarin yaptiklarina. Eger gizli bulgulara erisebilecek psisik silahlarla donatilmis insanlar yaratirlarsa, hiçbir sirrimiz kalmayacaktir."

    Rose, CIA ve Pentagon'daki süphecilerin Amerika'nin uzak görüsle ilgili arastirmalarini engelledikleri düsüncesinde, süphecilerin, arastirmalari engellediklerini, çünkü uydu fotograflari kadar kesin olmadigini düsündüklerini belirtiyor ve söyle devam ediyor: "Bana kalirsa bu ucuz bir radar sisteminden baska bir sey degil. Ayrica Ruslar böyle önemli bir projeye sahiplerse, gerçekten basimiz belada.

    Bu ülke garip psisik gereçlere, lazerler arkasindan bakmaya korkmuyorlarsa bizim de korkmamamiz gerekir. Daha da kötüsü, yarin

    Ruslar bu teknigi ve bilgilerini Ortadogu terörünün eline de verebilirler."


    Bu tür insanlar çok tehlikeli olabilirler...


    California Üniversitesi psikologlarindan Charles T. Tart'in incelemesine göre; ciddi hükümet disi arastirmacilar olasi bir psikolojik askeri uygulamayi önemli buluyorlar. Amerika'daki en ünlü 14 parapsikoloji laboratuvarinin on üçü Tart'in anketine cevap verdi.

    Hiçbirisi bu tür psisik güçlerin casusluk alaninda kullanilabilecegini reddetmedi. Üstelik bu konuda çok para harcandigini ve bilimsel insan gücü kullanildigini söylediler. Dördü casusluk için "olabilir", besi "belki", geri kalan dördü ise "kesin" nitelemesini kullandi. Ayni oranda incelemeci ise; psisik güçlerin, fiziksel zarara, hastaliga ve hatta ölüme yol açabilecegini ya da bilgisayar türü gereçleri bozabilecegini söylüyorlar. Tart'in arastirmasina katilan 5 laboratuvar, Amerikan hükümetinin kendilerine resmi yollarda parapsikolojik bilgi almak için yaklastiklarini belirtti. Ordunun psisik güç olarak istedigi, telepatik hipnoz veya kasik bükmek degildi. Böyle olsaydi, bunlarin bir gösteri tiyatrosu için hazirlandigini düsünürdük. Ciddi arastirmacilar, kendini psisik diye tanitan Uri Geller gibi kisilerin süslü gösterilerinden sonra, düsük enerjiyi ölçen psikokinetik testlerden çok, göz yanilmalarina takildilar. Psisiklerin birçogu düsük bir enerjiyle bile etkilenecek basit mekanik veya elektrikli araçlarla (mikroçipler ve termometreler) ugrasmaya basladilar. Princeton'un psisik arastirmacisi Robert John ve digerleri bu tür kolay testlerin devamli pozitif sonuçlar verdigini söylüyorlar. Yani öylesine bir psisik güç siradan araç ve gereci kolayca etkiliyor. Aslinda tüm modern silahlar (radarlar, bombalar, uçus saldiri sistemleri, tanklar vs.), bilgisayarlarin düzgün çalismasina baglidir. Psisikler, bilgisayarlari kontrol edebiliyorlarsa, bu tam bir nükleer kaçgöç oyununa dönüsür ve Pentagon'un gözünden kaçmamalidir. Vietnam Savasi sirasinda donanma, Tonkin Çölü'nde çalisan tasiyicilardaki gizemli bombalarin patlamasinda psisik bir güçten süphelendiler. Saldiri bilgisayarlari bozulup, zarar vermek isterken tersini yapmis olabilirler mi? Pentagon, bunu kesinlikle bilmek istiyor.




    CIA nelerle ugrasiyor?

    Nükleer savas gereçleri dizaynirligi yapan Laurence Livenmar Laboratuvarlari çalisanlarindan Ron Robertson'a göre; bazi hükümet yetkilileri, psisik güçleri, nükleer silahlari korumak için inceliyorlar. Eger Uri Geller psiko gücünü, kasiklari ve anahtarlari bükmek için kullaniyorsa "Laboratuvar Uri Geller'in bunu yapabildigini onaylamisti" bunu nükleer bombalar için de kullanabilir. Bunu yapabilmek için küçük bir noktayi birkaç santim oynatmak yeterlidir. Robertson, Pentagon'un 30-40 psisik arastirmayi destekledigini söylüyordu.

    Bir zamanlar hükümet tarafindan desteklenen arastirmalar hakkinda neye inanmamiz gerektigini bilmek zordu ve bu konuda dokümanlara ulasilamazdi. Üstelik hükümetler, özel olarak desteklenen psisik arastirmalarda bile eglencelik bir is yapiyor gibi davranirlar. Örnegin, Joel S. Lawson'u ele alalim. Lawson, Donanma Elektronik Sistem Departmani'nin basin bölümündeydi ve söyle demisti:


    "Ben her zaman duyudisi algilamanin denizaltilarla savasmak için tek yol olduguna inandim."

    Lawson, donanmanin içinde psisik silahlari açikça tartismaya istekli çok az kisiden biriydi. Stanford Arastirma Enstitüsü ile yapilan iki kontratta, hükümet sözcüsüydü. iki proje de bu fikirlerin fizibilitesinin test edilmesine yönelikti. Lawson, artik konusmuyor ve röportaj vermiyor. ClA'in 1952 yili kayitlarindan alinan ve 1978'de ortaya çikan bilgiler, psisik arastirmalara hiz verilmesini ve pratik uygulamalar yapilmasinin gerekliligini, deneyler sirasinda kesin bir dikkat ve hiçbir bilgi sizdirilmamasinin istendigini göstermistir.

    Psisik arastirmacilar Stanley Krippner ve Shawn Robbins, yapilan arastirmalar için gereken paranin yarisinin CIA tarafindan karsilandigini, yedi yil kadar sonra ögrendiler. Bunu bir magazin makalesinden ögrenmislerdi, saklama ve sessizlik politikasi, 70'lerin sonuna kadar bu fonu gerçeklestiren görevlilerin sorumlulugunda sürdürüldü. Sorumlu kisi, hükümetin utanmak istemedigini ve ilgilenmeleri gereken baska seylerin de oldugunu söyledi.


    Su anda neler oluyor?


    Psisiklerden, paranin nereden geldigini saklamak özel sorunlara yol açabilirdi. Eger psisikler gerçekten yeteneklilerse, gerçegi telepatik olarak ya da dokümanlardaki psisik parmak izlerinden ögrenebilirlerdi. Diger yandan psisikler, ipuçlarini yakalayamazlarsa, bu da onlarin gerçekten yetenekli olmadiklarini gösterirdi. Böylece bunca paranin bosa gittigi ortaya çikardi. CIA, bu karmasayi çözmek için iki araci kullandi. Bu kisiler, CIA ile olan baglantiyi ve arastirmanin arkasindakileri biliyorlardi. Bu çift tarafli körlük sistemi önlemleri pek de normal sayilmaz. Aslinda böyle bir anlasma sistemi birçok tehlike yaratabilirdi. Hükümet hala psisik arastirmalari finanse ediyor mu?

    Reagan dönemi Beyaz Saray sözcüsü Barbara Honegger, Ulusal Güvenlik Departmam'nin uzak görüs olayim bir takim kodlari bulmak için kullandigini söylüyor. Ulusal Güvenlik Departmam'nin bilgisayarlari trilyonlarca kod kombinasyonu içerse de daha güvenli kod kiricilara daima ihtiyaçlari var. 1977'de donanmanin Arastirma ve Gelistirme Bölümü'nde asistan sekreter olan Samuel Koslov, donanmanin, Stanford Arastirma Enstitüsü'yle ELF ve beyin kontrolü çalismalariyla ilgili bir kontrati oldugunu ögrendi (ELF, çok düsük frekansta radyo dalgalaridir). Çünkü insan beyni çok düsük frekansta elektrik dalgalari yayar. Bilim adamlari bu dalgalari psisik bir metotla güçlü sinyallere çevirirlerse, yakinlardaki insanlarin beynini etkileyerek hipertansiyona yol açilabilecegini ve ani ölümle sonuçlanacagini düsünüyorlar. Ama beyin kontrolü etiketi Koslov'u üzmüstü, bu yüzden donanmanin finanse ettigi tüm psisik çalismalarin durmasini emretti. SRI ile olan kontrat iptal edildi ve diger projeler beklemeye alindi. Buna karsin beyindeki düsük frekansli radyo dalgalarinin insan beynine olan etkilerini arastirma projesi çok gelistirildi ve finanse edildi. Psisiklerin, bilgisayarlari sabote edip, tüm gizli bilgileri ele geçirebilecegi endisesi, Kongre'de açikça gündeme geldiginde psisik savas yansinin baslayacagi düsünüldü. Ama süpheciler "hayir" diyorlar.


    Onlara göre bu olaylar, fazla pahali bir zaman öldürme isinden ileri gidemezdi. Koslov, psisik silahlar lafi geçtiginde bile rahatsiz oluyor. Ona göre bu tür tartismalar, insanlari sonuçsuz bir sürek avina iter. Bunu söyle dile getiriyor; "Eger Sovyetler bu aptalca seylere bu kadar çok para döküyorlarsa, bunun nedeni kendi gazetelerinde bizim psisik arastirmalar yaptigimizi duymus olmalaridir.

    Size bu konuda çok fazla gazete kupürü gösterebilirim." Basin, Parapsikoloji hakkinda Rusya'da bile haber çikariyor. Fakat tüm bunlar sansasyonel ve magazin boyutunda. Yine de Parapsikoloji, hem Amerika'da hem de Rusya'da gündemdeki bir konu. Resmi Rus ansiklopedilerinde Parapsikoloji, su sekilde tarif ediliyor: "Bilimsel olmayan idealist akim". Bu tür bir tanim sadece Stalin devrinde vardi.


    Oysa günümüzde çok ciddi bazi bilim adamlari Parapsikoloji'nin önemli buluslar yapacagini düsünüyorlar ve bu tür düsünceler sonsuza kadar yadsinamaz. Kisacasi gelecek, insan yeteneklerinin ötesinin kesfedilecegini ve kullanilacaginin haberini yollamaktadir.

    Askeri ve politik alanin disinda kalan alanlarda, olumlu olarak psisik güçlerin tam olarak taninmis, denenmis ve yönlendirilmis kullanimi yeni bir dünyayi bize getirebilir.











    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  9. #8
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    RÜYALARINIZI HATIRLAYIN

    Öncelikle bir rüya günlügünüz olmali ve hatirladiginiz her rüyayi tarihi ile beraber detaylarini unutmadan hemen yazmalisiniz. Sabah uyandiginizda,daha yataktayken bunu yapin; uyaninca kendinizi rahatlatin ve rüyaniza konsantre olun, diger düsünceleri kafanizdan uzaklastirin. Disardan gelen etkileri engelleyin. Aniden uyandiginizda ilk akliniza gelen sey günlük düsüncelerdir, bunu yapmayin ve kendinize yasaklayin. Ne sekilde uyanirsak uyanalim, gece boyunca gördügümüz rüyalarin izleri muhakkak bilinçaltimizda saklidir.

    Yeterince konsantre olursaniz, bunlarin bazilari bilinçüstüne çikmaya baslar ve animsamaya baslarsiniz. Yeterince deneyim kazanildiktan sonra, hatirlama bloklari büyür ve rüyalarinizin büyük kismini otomatik olarak hatirlarsiniz. Egzersizler belleginizi güçlendireceginden uyanik kisiliginizle, rüya kisiliginiz arasindaki iliskiyi kuvvetlendirecektir. Önemli olan yansitma yani projeksiyondur, yapacaginiz veya kabul edeceginiz sey rüya projeksiyonlarini fizik dünyaya yansitabilmektir. Eger bu düsünce sizi rahatsiz ediyorsa, kabulünüzü degistirin ve bilinçaltinizin ortaya çikmasi için kendinize telkin yapin.




    Her hatirladiginizi yazin

    Yapmaniz gereken sey, rüya projeksiyonlarinin kaydedilmesidir, hatirladiginiz herseyi yazin, bilinçalti görüntülerle karismasi halinde bile zararli çikmayacaksiniz. Ayrimlari zaman içinde yapacaksiniz ve bu bir aliskanlik haline gelecek. Simdi bunun tersini görelim; uyumadan önce, kendinizi uykulu ve yorgun hissettiginiz anda fizik plandaki görüntüleri rüyaniza projekte etmenizden söz ediyoruz.

    Bunu deneyin, kisacasi rüyanizda bir seyi görmek isteyeceksiniz ve göreceksiniz. Hemen olamaz demeyin, bunu yapabilen çok insan var ve normalüstü bir olay yasamayacaksiniz. Zaten bunu her gün yapiyorsunuz ama farkinda degilsiniz. Her iki halde de, en rahat ettiginiz yatma pozisyonunu seçin.


    Beser dakikalik konsantrasyonlar yeterlidir, sonra rüyalari yazmaya baslayin, cümleler kurmaniz gerekmiyor, akliniza gelen tüm simgeleri, sözcükleri yazin, gereken anlamlar sonradan çikacak veya senaryo olusacaktir. Unutmayin ki, bu deneyimin öte adimi astral projeksiyondur yani bilinçli olarak ruhunuz bedeninizi terk edecektir. Hatirlamalarin ruhsal deneyiminizi arttiracagini ve amaç olarak ruh-beden kontrolunu kazanacaginizi bilin.


    Gariplikierin ortaya çiktigi rüyalari animsamak daha kolaydir ve gariplikler belirgin ipuçlaridir. Hoslanmadiginiz rüyalari engelleyebilirsiniz. Egzersizler yeterli olacaktir. Kendinize sürekli telkin yapin.


    Ne rüya görmek istiyorsunuz?
    Projeksiyonlar düsüncenize akacaktir ama bunu engellemeyin ve izin verin; kendinizi hatirlamaya zorlamayin; zorlamalar degisimler getirir. O kadar çok sey animsayacaksiniz ki, siz de sasiracaksiniz. Bu gerekli disiplin çok basarili olacak ve astral projeksiyonu saglayacaktir. Yalniz suna dikkat edin, projeksiyonlar güncel yasaminiza geçmemeli veya yer edinmemelidir. Çok hosunuza giden veya seveceginiz projeksiyonlar olabilir ama yazdiktan sonra onlarin etkisinde kalmamalisiniz. Önemli olan aliskanlik kazanmak ve fizik dünya ile rüya dünyasi arasinda saglikli iliskiyi olusturabilmektir. Görmek istediginiz görüntü ile, gördügünüz rüya arasindaki uyum önemlidir; sonuçta gece nelerin oldugunu ögreneceksiniz.

    Kisisel egzersizler

    Bellek gücünüzü arttirmak ve rüya ile uyaniklik halleri arasindaki iliski güçlenecektir. Kisisel egzersizlerin temel teknigi, "berrak rüya" görebilmek üzerinedir. Aslinda, benzer teknikleri ögreten kitaplar satilmaktadir, bunlardan astral projeksiyon tekniklerini dahi ögrenebilirsiniz fakat çok farkli tekniklerin ögretilmesi tehlikeli olabilir ve ruhsal sagliginiz zarar görebilir. Egzersizlerin anlami düsüncelerinize bitki ekmek gibidir. Bu düsüncenin altinda uzun süre saklanan düsüncenin yani güçlü bir arzunun sonunda gerçeklesecegi yaklasimi bulunur. Kendinizi su iki kurala inandirin;

    a)
    Siz berrak rüya görebilirsiniz,

    b) Rüyanizda berrakligi saglayacak, ipucunu bulabilirsiniz.


    Peki bu nasil olacak? Kendinizi projekte olayi için ikna edin, bu çogumuzda kendiliginden olusur, egzersiz size güçlü isteklerin gerçege dönüsmesi sonucunu getirecektir.
    Scott Rogo'nun "Bedeni terkederken/Leaving the Body" adli kita-binda buna "istek Metodu" denmektedir
    ve temelde bu metod "Yram" adli bir astral projeksiyondur.

    "Burasi bizim ev ama esyalar baska" rüyasinin anlami

    Projeksiyonlarin uyanikken de, yasanabilecegine inanin ve bunu isteyin. Kendinize "Ben projekte edecegim." ve "Nasil projekte olunacagim ögrenecegim?" telkinlerini yapin. Kendinizin daha farkli olabilecegine inanmalisiniz, inatla israr ederek daha genis sularda yüzmelisiniz. iki önemli sey var; ilki kendinize itiraf edin ki, astral çikis gerçek bir olaydir. Kendinize önem verin, dis etki ve telkinlere uzak kalin, bir kuskucu sizi engelleyebilir. Düsüncelerinizi açmayi ögrenin, gözlerinizi kapayin ve önünüzde bir havuz oldugunu projekte edin ve düsüncelerinizin havuza aktigini düsleyin. ikincisi istegin gücünü toplayin, bu gerçek bir istek olmali, unutmayin ki istek, insan iliskilerinin ve yetilerinin en önemli ve güçlü yönüdür. Okkült ögretiler size isteklerinizi nasil kontrol edeceginizi ögretebilir, bunun için ritüelistik majiye yönelebilirsiniz. Muhakkak çabalarinizin ardina güçlü ve yogun bir istek gücünü koymalisiniz. Bu duygu ya da gereklilik bir uzay aracini iten rokete benzetilebilir, istek gücü çabalariniza, ekstra güç katabilir, dogrulanmis veya dogru bir istek çabalarinizdaki basarilari ve basarisizliklari gösterecektir. Rüyalarin kullanilmasi astral yolculugun kalbidir; gerek astral yolculuklar, gerekse berrak rüyalar, uyanik yasamimizi bilinçlendirirler ve anlam kazandirirlar. Örnegin, rüyanizda, tanimadiginiz birini görebilirsiniz veya bildiginiz bir yerde olabilirsiniz ama farklar vardir yani rüyanizda kendizi evinizde görebilirsiniz ama mobilyalar baskadir veya ev sizin evinizdir ama içi tamamiyle baskadir. Bir baska rüyada uçan veya konusan hayvanlar görebilirsiniz. Bütün bunlar dünya yasaminizda olmayan seylerdir, iste bu garipliklerin cevabi; Bütün bunlari siz istiyorsunuz; rüyalarinizda ortaya çikan gariplikleri kullanabilirsiniz ve unutmayin ki bu gariplikler size rüya evreninde bulundugunuzu animsatirlar. Bunun için vardirlar, normal dünyadan farkli bir boyutta oldugunuzu ancak böyle algilayabilirsiniz.

    Ne yapacaksiniz?

    Garipliklerin ortaya çiktigi rüyalari animsamak daha kolaydir ve gariplikler belirgin ipuçlandir. Hoslanmadiginiz rüyalari engelleyebilirsiniz. Egzersizler yeterli olacaktir;
    kendinize " Bir dahaki sefere böyle birsey görmeyecegim ve görürsem hemen uyanacagim." telkinini sürekli yapin. Eger bu telkini sürekli yaparsaniz, isteginiz gerçeklesecektir. Sonuç olarak bütün bunlar berrak rüya görmeniz içindir. Bunun anlami rüya evreninde uyanik olmaniz demektir. Simdi konuyu toparlayalim;

    A.
    Fikirlerinizi degistirdiniz; artik rüyalarla ilgili deneyimleri kabul ediyorsunuz.


    B.
    Artik rüyalarinizla ilgili bir günlük tutacaksiniz. Eger yasarsaniz veya yasadiysaniz günlügünüze astral çikislarinizi da kaydedin. Veya ayri bir günlük tutun. Ama tüm deneyimlerinizi yazin.


    C.
    Rüyalariniza ve astral çikislara deger vererek, onlarin bilinç alaninin spektrumunun devamliligi oldugunu animsayin. Bir rüya güncel bilincinizde unutulabilir ama bir astral çikis bir rüyaya göre daha üst bir bilinç halidir ve fizik dünyada bir anlam tasir. Bilinciniz bu iki uç halin arasinda aktüel pratikler yapar.


    D.
    Rüyalarinizda yasadiklarinizi ve olanlari animsama yeteneginizi güçlendirin. Bu anlamda, belleginizi uyaniklikla, rüya alani arasinda bir köprü gibi kullanin.

    E. Bunu isteyin, daha da önemlisi yapacaginiza inanin.


    F. Rüya gördügünüzü farketmeyi isteyin. Rüyalarinizdaki garip, alisilmadik olaylarin aslinda rüyada oldugunuzun anahtari oldugunu kesinlikle ögrenin.


    Ve sonuç

    Sonuçta, egzersizleri söyle siralayabiliriz;
    1. Sabah uyandiginizda, hiçbirsey düsünmeden rüyalarinizi hatirlamaya çalisacaksiniz.

    2.
    Hatirladiginiz herseyi yazacaksiniz.


    3.
    Rüyalarinizda gördügünüz ve yasadiginiz alisilmadik, garip seylerin listesini yapin. Bunu ilk iki maddede de yapmis olabilirsiniz, ama alisilmadik seylerin ayri bir listesinin olmasi önemlidir. Unutmayin ki, bir garip olayin veya objenin yer aldigi bir rüya henüz gerçeklesmemis bir olay olabilir ve fizik dünyadaki yasaminizda farkli bir gelisimin habercisidir.


    4.
    Gün içinde arada bir durun ve kendinizi uyandirin. Kim oldugunuzu, nerede oldugunuzu, nerede yasadiginizi düsünün. Sonra bunlari rüyalarinizdaki kimliginizle karsilastirin ve bunu günde birkaç kez yapin.


    5.
    Gece yatmaya giderken, kendinizi su düsünce ile medite edin; "Bu gece uyanik olacagim, rüya gördügümün farkinda olacagim. Eger rüyamda normal olmayan birsey görürsem, rüyada oldugumu animsayacak ve uyanacagim.

    Bu egzersizleri yaparken, diger egzersizleri ihmal etmeyin ve " Beden disi deney" yasama sansinizin varoldugunu unutmayin.



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  10. #9
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    TASLAR VE ETKiLERi


    Kuvars Kristali :
    Yüzyillardir tedavi ve sihir alanlarinda kullanilan Kuvars Kristali, dünya kabugunun yüzde on ikiden fazlasini olusturmaktadir. Oksijen ve silikonun bilesiminden olusan Kuvars, bugün tedavi edici nitelikleri en fazla olan taslarin basindadir. Duygusal dengeleyicidir. Beyin fonksiyonlarini uyarir. Kisinin çevresinde olusan negatif enerjiyi yok ettigi gibi pozitif enerji toplar,aktive eder, biriktirir, geçirir ve kuvvetlendirir. Ayrica düsünce formlarini aktive eden bir özelligi de vardir.

    Kuvarsin özellikle güç ve canlilik kaybina karsi koruma sagladigina inanilir. Kahinlerin kristal küreler kullanarak yorumlarda bulunmalari, onun zihinsel konsantrasyona ne kadar etki ettiginin de bir göstergesidir.


    Kuvars kristallerinin cinslerine göre çesitli isimleri vardir.


    Bildigimiz seffaf kuvarsa halk arasinda kaya kristali denebildigi gibi, pembe kuvarsa Ask Tasi denir. Onu üzerinde tasiyani öfkeden, suçluluktan, korku ve kiskançliktan korudugu ve kisirliga karsida yararli oldugu kabul edilir.


    Rüya Tasi olarak da bilinen dumanli kuvarsin umutsuzluga, üzüntüye, öfkeye, depresyona ve diger negatif etkilere karsi tas sahibini koruma altina aldigina inanilir.


    Çok yönlü bir mineral olmasi onu saatlerde, deterjanlarda, dis macunlarinda, cam ve elektrik isiklandirmalarinda kullanilir hale getirmistir.


    Kuvars kristalleri hemen hemen tüm burçlarda kullanilabilecek bir tastir.


    Ametist :

    Ametist, kuvars ailesinden mor ya da mavi-mor renkli bir tastir. Asirlar boyunca degisik uygarliklarda sevgi ve begeniyle kullanilmis, Asya ve Misir'da mühür olarak deger kazanmistir. Eski çaglarda "sarhoslugu yok eden tas" olarak bilinirdi. O zamanlarda bir kisim kadeh, çanak, kap gibi seylerin birçogu ametistten yapilmaktaydi. Ametist, endoktrin ve bagisiklik sistemini kuvvetlendirir, kani temizler ve enerji verir. Bilinç seviyelerini aktive eder, yatistirici etkisi vardir.

    Meditasyon için en ideal taslardandir.


    Ametist astrolojide de basak, oglak, kova ve balik burcu insaninin tasi olarak da bilinir.


    Opal :
    Kuvarsin bir çesididir ve kuvars gibi silis oksittir.

    Halk arasinda Gökkusagi Tasi olarak da bilinen Opal, karisik bir geçmise de sahiptir. Kimisi onu talihsizlik getiren bir tas olarak nitelerken, kimisi de güven duygusunu taze tutmak ve düsmanlara karsi güçlü olmak için üzerinde tasir. Ayrica negatif duygulari emdigine ve duygusal dengeleyici olduguna da inanilir.


    Görme duyularini güçlendirip, sezgi arttirici etkisi vardir. Üst ben’e ulasmak için kullanilabilir.


    Özellikle mücevheratta kullanilan Opal, insanin avuç içi isiyla renk degistirme özelligine de sahip yegane taslardan biridir.


    Opal ; terazi, akrep, yay ve balik burcu insanlarina iyi gelen bir tastir.


    Sitrin :
    Saridan açik kahveye dogru giden bir renk yelpazesi olusturan sitrin, birçok hastaligin iyilestirilmesinde kullanilmaktadir.

    Böbrek, kolon, cigerler, hazim organlari ve kalp için yararlidir. Tedavi edici enerjinin meydana çikmasini saglar. Kendine güveni güçlendirir, insanin kendine zarar verici egilimlerini yok eder.


    Sitrin masaj yaglarini etkinlestirmek için de kullanilir. Bu tas yaga enerji vererek, dolasimi hizlandirir ve deriye daha iyi nüfuz etmesini saglar.


    Sitrini ucu asagi gelecek sekilde boynunuzda tasimaniz gerekmektedir. Bu size güven ve evrensel güç saglar.


    Bir diger adi da Tüccar Tasi olan Sitrini, bazi inanan kisiler kasalarina koyarlar. Bunun nedeni onlarin parasal güçlerini arttirdiklarina inancidir. Bazi kisilerde onun talihsiz bir tas oldugu fikrindedir ve her ne olursa olsun ona el sürmemeye çalisirlar.


    Astrolojide aslan ve basak burçlarinin taslarindan biridir.


    Lapis Lazuli :
    Dogadaki taslarin arasinda saf olmayan taslardan biri olan Lapis Lazuli, lazurit ve diger mavi minerallerin bilesimidir. Bütün buna ragmen o dünyanin en degerli taslarindan biri olma özelliklerinden bir sey kaybetmez.

    Çok eski medeniyetlerce de bilinen Lapis Lazuli, bir zamanlar Misir Krali Tutankamon'un mezarini süslerdi.

    Bu tas her zaman mavidir, ancak rengin yogunlugu çikarildiklari bölgelere göre farkliliklar gösterir.

    Gece Tasi ya da Gerçek Tasi olarak da adlandirilan Lapis Lazuli, renginden dolayi göklerin sembolü olarak kabul edilir. Isim anlami da "Göklerin Tasi" anlamini içermektedir.

    Küçük çocuklari korkularindan ve solunum yolu hastaliklarindan uzak tuttugu için çocuk tasi da denir. Iskeleti kuvvetlendirir, tiroid bezlerini harekete geçirir. Tansiyon ve kaygiyi azaltici, canlandirici etkisi vardir. Zihinsel açiklik ve aydinlanma için kullanilir.

    Yaratici ifade, fiziksel yetenekler ve iletisim yetenegini kuvvetlendirir.

    Terazi, yay ve balik burçlarinin tasi olarak bilinir.

    Yesim Tasi :
    Binlerce yil öncesinde bu yana Çinliler Yesim tasini en degerli taslardan biri yapmislardir. Efsaneye göre büyük Çin Ejderinin yeryüzüne bosalttigi tohumlarin donmus hali Yesim tasinu olusturmustur.

    Günümüzde bile Çinli isadamlari ellerinde Yesimden tilsimlar tasirlar, bir ise baslamadan önce onu tutar, oksar ve ondan güç alirlar.

    Bu tasin hayvan biçiminde yontulmuslari bugün bile çok revaçtadir.

    Ayrica Yesim tasinin akil hastaliklarina, dahili hastaliklara, göz bozukluguna ve kadinlarin adet ve dogum sancilarina iyi geldigine de inanilmaktadir.

    Astrolojik olarak koç, boga, ikizler, basak ve terazi burçlarinin da tasidir.

    Hematit :
    Hematit, demirin baslica kaynaklarindan biridir.

    Narin bir kristal çesididir ve islenirken Mohs'a göre 6,5 sertlikte olmasindan dolayi çok titiz bir çalisma ister.

    Kan dolasimi üzerinde pozitif etkisi vardir. Dalagin dogru çalismasini saglar. Enerji ve canlilik verir, stresi azaltici etkisi vardir. Çekim gücü fazla oldugundan, kisisel çekim, nese, cesaret ve istek verir.

    Özellikle karar verme güçlüklerine birebirdir.


    Eski çaglarda tilsim olarak kullanilan taslarin basinda gelir, ancak modern çagda da insanlar bu tasin bel sogukluguna iyi geldigi inancindadirlar.


    Yakut :
    Güzelligi ve sertligi nedeniyle en degerli taslardan biri olarak kabul edilir.

    Ona, Hindistan'da "Degerli Taslarin Efendisi" adini yakistirmislardir. Amerika, Avrupa'da çikarilmasina ragmen Hindistan ve Güneydogu Asya Yakut’un anavatanidir.


    Elmas’tan sonra en sert degerli tastir.


    Kan dolasimina pozitif canlandirici etkisi vardir. Bagisiklik sistemini güçlendirir. Kisiyi sinirlamalarindan kurtardigi gibi, kendinden fazla digerlerini düsünmesine yol açar.


    Cesaret, ruhsal gelisme, liderlik, mutluluk duygularini arttirir.

    Cinsel asiriliklara da iyi geldigi söylenenler arasindadir. Astrolojik olarak koç, yengeç, aslan, akrep, yay ve oglak burçlarinin da tasidir.

    Akik :
    Bedensel ve zihinsel kuvvetlendirici bir tas olan Akik tasiyani tehlikeden korur, uyumsuzluklarina son verir.

    Akik tasinin bunlarin yani sira uykusuzluga, korkakliga, karabasana, nazara ve hatta ****bolizmanin düzgün çalismasina faydasi oldugu da bilinen seyler arasindadir.

    Akik tasina kimileri de Ates Tasi ya da Gezgin Tasi derler.

    Gerçeklerin farkina varilmasinda yardimcidir.


    Hemen hemen tüm burç özelliklerine uyar.

    Aquamarine :
    Gök Zümrüt de denilen Aquamarine, soluk mavi-yesil renkli bir tas olmasindan dolayi, Sakin Tas olarak da bilinir.

    Her ne kadar Sakin Tas denilse de, Cesaret tasi olarak adlandirilir ve onu tasiyana ya da takana özellikle ölüm karsisinda cesaret verdigi söylenir.

    Bu tasi renginden dolayi, özellikle denizciler tilsim diye kullanirlar. Renginden dolayi kahinler tarafindan gelecegi görmek için de kullanildigindan Kahin Tasi olarak da anilir.

    Akil almaz renklerde bulunabilen Aquamarine, mücevheratta kullanilir. Ona muhtesem mavi rengi verebilmek için dört yüz derecede isitilmasi gerekir.


    Bu güzel tasin en çarpici örnekleri Brezilya'dan çikar.


    Aquamarinin sinirleri yatistirici özelliginin yani sira düsüncenin berraklasmasi ve yaratici gücün ortaya çikmasinda da büyük rolü vardir. Böbrek, karaciger, dalak ve tiroid bezlerini kuvvetlendirir, vücudu temizler.


    Astrolojik olarak koç, ikizler, akrep, kova ve balik burçlarinin taslarindandir.


    Obsidyen :
    Renginden dolayi kimileri ona Kara Kadife de derler.

    Obsidyen’in en tutulan cinsi üzerinde beyaz lekeler olan Kar Taneli Obsidyendir.


    Bu tür ayni zamanda Saflik Tasi olarak da bilinir.


    Karin ve bagirsaklari etkileyerek iyilestirir, zihin ve duyguyu birlestirir. Maskulen enerji verir, negatif unsurlari yok eder. Kaygiyi azaltir, bilinçaltindaki blokajlari temizler.


    Akil ve sevgi ile baglarimizdan kopmamayi simgeler.


    Ikizler ve yay burçlarinin tasidir.


    Aytasi :
    Ay'in pariltisini yansittigi söylentilerinden dolayi bu ismi alan Aytasi, lenfotik sistemdeki bozukluklari ortadan kaldirir.

    Duygusal dengeleyici vasiflara sahiptir.

    Tutumlarda esneklik yaratir. Bu tas hakkinda en çok rivayeti ortaya çikartan yerlerden biri de Hindistan'dir. Hindistan da kutsal bir tas olarak kabul gören Aytasi’nin sevgilileri daha ihtirasli yaptigi da söylenir. Aytasi, kadinlar tarafindan kisirliga iyi geldigi ve üreme organlarinin sorunlarini çözmesi ve de kolay dogum yapmaya yaradigi için tasinir.

    Kisilerdeki egoizmi giderdigi ve fazla yemek yeme dürtülerini ortadan kaldirdigi da bilinir.


    Aytasi üzerine yapilan rivayetlerin en çarpicisi da, onu tilsim olarak tasiyan kisiyi söhretli ve görünmez yaptigidir.


    Burçlar kusagina yengeç, terazi, akrep, kova ve balik burcunun tasidir.


    Yilan Tasi :
    Genellikle de tilsim yapimi için kullanilan Yilan Tasi, kadim Misir Uygarligi'ndan beri kullanilmaktadir. Tasin bu ismi almasi, dis görünümünün bir yilanin derisine benzemesindendir.

    Bu sebepten dolayi da her türlü böcek sokmalari, akrep ve yilan sokmalari gibi durumlar için iyilestirici olarak kullanilir. Ayrica kisilerde romatizmal rahatsizliklara da iyi geldigi söylenir. Bu tasla romatizma tedavisi yapmak için, agrili yerlere bu tasi sarmak
    gereklidir.


    Diger yandan cerahatlerdeki biriken irini akitmak için de kullanilabilen bir tastir.


    Kaplan Gözü :
    Bir kuvars cinsi olan Kaplan Gözü, bazi kesimlerde "Bagimsizlik Tasi" diye de anilir.

    Buna sebep, tasin kendisini üzerinde bulunduran kisileri baska insanlara karsi daha az bagimli yaptigina inanilmasidir. Bu özelligi ikili iliskileri zedeledigi gibi, is hayatinda da ortakliklari sona erdirebilir. Bu sebepten de çeliskili bir tas diye de adlandirilir.


    Sindirim sistemi bozukluklari bu tas sayesinde giderilebilir. Dalak, pankreas ve kolon için faydalidir.


    Duygusal denge unsurudur ve inatçiligi azaltan bir tas olarak bilinir.


    Maskulen enerji verdigi gibi, kisilerin olaylari net algilamasinda rol oynar.


    Kaplan Gözü’nün bir özelligi de nazardan koruduguna inanilmasidir. Daha çok eski zamanlarda bu niyetle kullanilirdi.


    Oglak ve yengeç burçlarinin tasi olarak bilinir.


    Topaz (Sari Yakut) :
    Eski zamanlarin en kudretli taslarindan biri olan Topaz’in, göz hastaliklarini ve veba gibi salgin hastaliklari ortadan kaldirdigi söylenir.

    Bir adi da "Ask Tasi" olan Topaz’in pek çok rengi mevcuttur.


    Bu tasin sagliksiz insanlari sagligina kavusturdugu, onlari korkakliktan ve ahlaksizliklardan korudugu bilinir.


    Çok güzel ve nadir bulunan taslardan olan Topaz, özellikle mücevher yapiminda kullanilir.


    Dogal ve muhtesem isigiyla göz kamastirici bir tastir ama, renksiz ve degisik renk gruplarina da rastlanabilirler.


    Sari Topazla Turuncu Topaz en degerli çesitleridir.


    Bugün dünya yüzünde en degerli Topaz’larin çikarildigi ülke Brezilya'dir. Topaz kristalleri genelde dörtgen seklinde olur.


    Topaz elmasla ayni agirliga sahip yegane dogal degerli bir tastir. Seffaf Topaz kimi zaman elmastan ayirt edilemez, bu benzerlik ancak

    Mohs ölçegiyle ayirt edilebilir.


    Aslan, basak ve balik burcunun tasidir.


    Lal :
    Dairesel veya oval biçimli bir tastir.

    Lal'in erkek türü koyu kirmizi, disi türü ise açik kirmizidir.


    Üzerinde tasiyani, bedensel zayifliga ve acimasizliklara karsi korudugu bilinir.


    "Hayal Kuran" ve " Merhamet Tasi" olarak da bilinir.


    Cinsel enerjiyi ve duyarliligi artirdigi, cinsel dengesizlige karsi koruma tasi olarak bilindiginden bazi yerlerde "Tutkularin Tasi" olarak da bilinir.


    Latince adi Garanatum'dan gelen Lal tasi, Garnet olarak da adlandirilir.


    Kalp seklinde yapilmis tilsim Lal'ler, esleri ve sevgilileri cezbetmeye yaradiklari gibi, yatak ve yastik altina konuldugunda kötü rüyalari ve gecenin kötü ruhlarini kovar.


    Bedeni kuvvetlendirir, temizler, canlandirir. Bilhassa kan damarlari için çok yararli bir tas olan Lal, hayal gücünü harekete geçirir, sevgi ve sefkati sembolize eder.


    Koç, akrep, oglak ve kova burçlarinin tasi olarak bilinir.

    Aventurin :
    ****lik pariltilar saçan ve tanecikli bir yapiya sahip, açik yesil bir Kuvars türü olan Aventurine ayni zamanda Yildiz Tasi da denmektedir.

    Kalbin yakinina yerlestirildiginde, kalbi diger insanlarin olumsuzluklarindan koruyacak bir enerji yayar.

    Bu tasin Yesim tasi ve Pembe Kuvars arasinda bir yumusakligi vardir.

    Sizin, fazla hassaslasmadan yumusak ve açik yürekli olmanizi saglar. Kalbini kapattiktan sonra simdi yeniden açmaya hazirlanan kimseler için yatistirici bir etki yapar.

    Bu pürüzsüz tasi gögsünüzün üzerinde dogrudan cildinize temas ettirmek en iyi yoldur. Sayet tas sivri ise, o zaman sivri ucu yukariya getirmek gerekir.

    Bu tas sinirsiz imkanlar tasidir, size genis ufuklar açar. Hayal kuranlarin tasi olarak da taninir. Kendinizi sinirlanmis, engellenmis, dar düsünce kaliplari ya da modasi geçmis davranislar içine sikismis hissettiginizde bu tasi kullanabilirsiniz.

    Özellikle kendi bildigini okuyan genç insanlar için çok uygundur.

    Turkuvaz :
    Bilinen taslarin ve de tilsim olarak kullanilan taslarin en popüleridir, çok sayida da koruyucu özelligi bulunur.

    Bütün bedeni kuvvetlendirir, hücreleri yeniler, kan dolasimi, cigerler ve solunum sistemini canlandirir.

    Sakinlik verir ve yaratici ifadeye güç kazandirir. Duygusal denge, iletisim, sadakat ve dostlugu sembolize eder.

    Turkuvaz eski çaglarda hayvanlari kötü etkilerden korumak için At Tilsimi olarak da kullanilirdi. Aztek uygarliginda ise bu tasa "Tanrilarin Tasi " adi verilmisti.


    Turkuvaz, boga, basak, akrep, yay, oglak ve balik burçlarinin tasi olarak da bilinir.


    Oniks :
    Kaygi azalticidr, kadin/erkek kutuplasmasini dengeler ve ilikleri kuvvetlendirir.

    Kontrol ve denge unsuru bir tas olan Oniks, bagimliliklardan kurtulmaya da yardim eder.


    Degerli bir tastir ve kisinin konsantrasyonunu sagladigi gibi nazara karsi da kullanilir.


    Kimi yerlerde zaman zaman "Ayrilik Tasi" diye de nitelendirilir.


    Çesitli renkleri olan Oniks, kisinin hangi konuda enerji destegine ihtiyaci varsa onu saglayan bir tas olarak da bilinir.


    Gelecek kaygilarini yok ettigi gibi kisilerde farkindaligi da saglar.


    Aslan burcuyla iliskilidir.


    Zirkon :
    Mücevher olarak kullanilan taslarin en ünlüsü olan Zirkon, tamamen renksiz olabildigi gibi, kahverengi, yesil, kirmizi ve sari da olur.
    Zirkon ayni zamanda Zirkonyum elementinin de baslica kaynagidir.
    Mücevher olarak kullanilacak olan Zirkonlarin en deger göreni renksiz olanlaridir. Elmasa benzetilmesine ragmen sertlik derecesi elmastan 2,5 Mohs daha azdir.
    Zihni kuvvetlendirici bir tas olan Zirkon, ince ve kalin bagirsak hareketlerine faydali ve uyumayi kolaylastirici özellige de sahiptir. Bunun yaninda duygusal denge unsuru olarak da bilinmektedir.
    Aslan, basak, yay ve kova burçlarinin tasi olarak bilinir.

    Turmalin :
    Pozitif ve negatif kutuplara sahip, elektriksel özellikleriyle çok degisik ve olagandisi bir tastir. Çesitli renklerde ve karisik renk biçimlerinde bulunan cinsleri vardir.

    Mücevher ve süs esyasi yapiminda çokça tercih edilen bir tastir.


    Endokrin (hormon) sisteminin dengelenmesine yardimci olur ve uyku verir.


    Beden-zihin ikilisini kuvvetlendirici özelliginin yani sira duyarlilik ve anlayisi da arttirir. Konsantrasyon ve sezgisel güçleri arttirdigi gibi, koruyucu etkileri de bulunur.

    Aslan, terazi ve oglak burçlari bu tasi kullanabilirler.


    Magnezit :
    Yeryüzünde bilinen en degerli minerallerden biri olan Magnezit, hassas islenebilme özelliklerinden dolayi degerli tas olarak pek tercih edilmez.

    Endüstriyel açidan yaygin bir ticari ve tibbi kullanimi olan en önemli materyallerden biridir.


    Beyaz, gri, sari ve kahverengi renklerinde olurlar.


    Analiz etmek, kendini tanimak ve arastiricilik ruhunu gelistirmeye yardimci olan bir tas oldugu gibi, kisileri motive etmesi ve farkindaligi arttirma özellikleri de bulunur.


    Hayal gücünü ve yaraticiligi arttirdigi ve meditasyonlarda iç huzuru sagladigi da bilinir.

    Koç burcunun tasi olarak bilinir.

    Zümrüt :
    Dünyanin en kiymetli taslarindan biri olan Zümrütler mitlerin ve efsanelerin tasidir.

    Geçmiste Seytanin Cennet'den kovulurken alnindan düsen tasin ve Kutsal Kadeh'deki tasin da Zümrüt oldugu söylenir.


    Renginin yesil olmasi nedeniyle bu tasin yagmur yagdirdigina inanilirdi.


    Bagisiklik sistemi,sinir sistemi, kalp, ciger ve böbregi kuvvetlendirdigi bilinir. Beden-ruh-zihin için tonik vazifesi görür ve kuvvetli bir duygusal dengeleyicidir.

    Bolluk, sevgi, iyilik, sakinlik, denge ve sabir unsurlarini içerir. Zümrüt’e kimi yerlerde "Kosulsuz Ask Tasi" da denmektedir. Sevgililerin birbirlerine verebilecekleri en iyi armagan olarak görülür.


    Bazi Islam ülkelerinde Zümrüt’ün var olan koruyucu tilsim gücünü bazi ayetler okunarak daha da güçlendirildigine de rastlanmistir.


    Koç, boga ve ikizler burçlarinin tasidir.


    Safir :
    Dünyanin en pahali ve degerli taslari arasinda bulunan safirler, sert isilara dayanikli ve muhtesem mavi renkte ve beyaz damarli olurlar.

    Dünya yüzünde en degerli ve ünlü Safirler Hindistan'dan çikmislardir.


    Mohs ölçegine göre Safir Elmastan sonra gelen sertlik derecesine sahiptir.


    Safirler saf iken renksiz bir mineral olan Korondumun bir çesididir.


    Çok degerli bir mücevher olmasi onlari aranilir bir hale getirmistir.


    Bugün bilinen en büyük Safir, 563 kiratlik Hindistan Yildizidir ve New York Dogal Tarih Müzesinde teshir edilmektedir.


    330 kiratlik olan bir diger Safir ise Asyanin Yildizi adli tastir ve Washington DC'de sergilenmektedir.


    Kalp ve böbrekleri kuvvetlendirir ve tüm salgi bezlerini harekete geçirici özelligi vardir.


    Psisik yetenekleri arttirir ve sezgi gücünü güçlendirir. Bundan dolayi yaratici ifadenin gelismesinde büyük rol oynar. Karisikligin

    ortadan kalkmasina neden olup kozmik farkindaligi arttirir.


    Azurit :
    Bir çesit bakir cevheridir.

    Sinir sistemindeki enerji akisini arttirir, oksijenin daha iyi kullanilmasini saglar.

    Psisik güçleri arttirici özelliginin yani sira, düsünceleri berraklastirir.

    Uzun süre araba kullanan ya da bilgisayar basinda çalismaktan dolayi gözleri yorulanlar için çok iyidir.

    Iki tane Azurit tasi adet dönemi kramplarinda ya da yumurtalik sancilarini gidermek için kullanilir. Azuritin mavi olani rahatsizlik giderici olarak kullanilabilir.

    Azurit ile Malahit tasi birlikte kullanildigi takdirde gömülü olan duygular ortaya çikar.

    Ayni anda bir mücevher olan Azuritten yapilma kolye ya da küpeler, ruhsal olarak uyanik kalmanizi saglar. Ayrica sizi merkezde tutarak konuskan olmaniza yardim eder.

    Krizoprase :
    Çok güzel isiltilari olan bir tastir.

    Nörotik durumlarda dengeleyici ve iyilestirici özelliklere sahiptir. Depresif durumlarda ise rahatlatici özellikleri vardir.

    Kisinin problemlerini görmesine yardimci olarak, kendini tanimasini saglar ve iç huzuru verir.

    Seks konusunda kaygilari olanlar ya da seksüel bozukluk tasiyan kisiler bu tasi kullandiklari takdirde bir çok cinsel problemi de halletmis olurlar.

    Bu tas ayni zamanda kisisel yeteneklerin ortaya çikmasinda da büyük rol oynar.

    Elmas :
    En sert ve kiymetli tas olan Elmas için "rüyalarin tasi" da denilmektedir.

    Beyin fonksiyonlarini ve kisilikteki blokaji ortadan kaldirici özelliklere sahiptir ve ayni zamanda temel bir tedavi edici niteliktedir.


    Bedeni temizleyerek negatif kuvvetleri yok etmesinin yani sira zihin/ruh/beden üçlüsünü birlestirici ve bütünlestirici gücü de bulunur.


    Bolluk, saflik, masumluk ve sadakat simgesidir.


    Mücevher olarak da yüzükten tutun, kolye ve küpeye kadar bir çok çesitte kullanilmakta olup kiymeti son derece yüksektir.


    Jasper :
    Karaciger, dalak ve mesaneyi kuvvetlendirir ve çok kuvvetli bir tedavi edicidir.

    Toprak elementini temsil eder.


    Sindirim sistemi ve safrakesesini güçlendirir, endokrin(hormon) sistemine denge saglar.


    Kisinin kendini saglikli, güçlü hissetmesini sagladigi gibi fiziksel direnci arttirir.


    Sevginin ve inanç sisteminin simgesi olarak bilinen bir tastir.


    Malahit :
    Malahit, yesil ve üzerinde daha koyu yesil ortak merkezli çizgileri olan bir tas olup, özünde nese tasir. Isminin anlami da arindirici demektir.

    Sakinlestirici bir tas olup, uyku ve uyumaya yardim eder. Günes sinir agi chakrasinin üzerinde kullanildiginda, içimize gömdügümüz acilari tekrar ortaya çikarma gücü vardir.

    Bu eski acilarin kendini ifade etmesiyle tasidiginiz kederin agirligini da üzerinizden atabilir ve nesenize tekrar kavusabilirsiniz.

    Nese enerjisi, hizla dönen bir enerjidir ve her bir chakrayi çevreleyen enerjiye benzer.

    Malahit, iki ayri tondaki yesil rengi ile yeryüzünün titresimlerini tutar. Siz topragin gücünden etkilenirken, toprak da size sevgi ve huzur sunar. Bu kendinizi yeterince güçlü hissetmenizi saglar, böylece eski acilardan da kurtulursunuz. Malahit, ayni zamanda pankreas ve dalak fonksiyonlarini da arttirdigi gibi, kaygi ve tansiyonu da dengeleyip, hücreleri yenileme özelligi de sergiler. Dolasim sistemi ve kalbi kuvvetlendirir ancak bu tasi asiri duygusal oldugunuz günlerde fazla kullanmamalisiniz.

    Olivin (Zebercet) :
    Kalp, pankreas, dalak ve ciger üzerinde olumlu etkisinin yaninda, doku bozulmalarini da önleyici özelligi olan bir tastir.

    Rengi bagli oldugu Zümrüt familyasi gibi yesil bir tastir.


    Bedeni temizleyip vücut-zihin dengesini saglar, kaygiyi düsürüp zihni açar ve kisisel büyümeyi hizlandirir.


    Pirit :
    Üzerinde altin rengi benekler olusmus çok güzel ve degisik görünümde bir tastir.

    Hazimsizlik çekenler için tavsiye edilebilecek bir tastir ve ayni zamanda da kan dolasimina iyi gelen özellikleri vardir.


    Beyin fonksiyonunu arttirici gücü ve kisilerin dünyaya pembe gözlüklerle bakmasini saglayici fonksiyonlari ile birlikte irade gücünü de yükseltir.


    Diger bireylerle uyumlu çalismanin gerçeklesmesine de yardimci olur.


    Kalsedon :
    Kalsedon, kuvars ailesinin üyesi bir tastir. Seffaf, yari seffaf veya donuk olabilir. Salkim seklinde sarkitlar halinde ve kaya oyuklarinin astarlarinda olusur. Bazi zamanlar küçük bir miktar Opal içerir.

    Fiziksel, zihinsel, duygusal ve ruhsal dengeleyicidir.


    Herkes arasinda kardesligi tesvik eden bir tastir. Iyimserlik ve iyi dilekleri sembolize eder. Düsmanligi, huzursuzlugu ve melankoliyi
    yatistirir. Cömertligi, hassasligi, anlayisi arttirir, minerallerin etkili bir sekilde özümsenmesini saglar.


    Zihnin saglamligini arttirarak, bunamayi tedavi eder.


    Kehribar :
    Tas olarak bilinir ama, reçinenin taslasmasi sonucu olusmustur. Çok yumusak ve çok hafiftir. Özellikle isitildigi zaman elektriksel ve manyetik özellikleri açiga çikar.

    Yaydigi sicaklik enfeksiyonun yayilmasini önledigi ve soguk alginligini giderdigi için, genelde boynun çevresine takilir.


    Bogaz ve tiroid bezi enfeksiyonlarini tedavi etme özelligi vardir.


    Roma devrinde kehribar, guatri tedavisinde kullanildigi gibi günümüzde de bu yöntem çok yaygindir.


    Bütün sari taslarin aslan burcu insanina iyi geldigi bilinir. Bu sebeple aslanlara uyarici bir etki yapar.


    Mercan :
    Kireç karbonati, magnezyum, silis karbonati, magnezyum florüt ve kalsiyumdan olusmaktadir. Pek çok kisi Mercanin, kalbi ve dalagi güçlendirdigini söyler.

    Ayrica Mercan, nazara iyi geldigi gibi, konsantrasyon eksikligini de giderici özellige sahiptir.


    Basta sedef hastaligi olmak üzere, bir çok cilt hastaliginin da iyilestirilmesinde kullanilabilir.



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

  11. #10
    √ Administrator


    *AhKaDeR* - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2011
    Nereden
    Germany
    Mesajlar
    6,043
    Konular
    4565
    Ettiği Teşekkür
    250
    Aldığı Teşekkür
    345
    Bahsedildi
    5 Mesaj
    Etiketlenme
    0 Konu
    Tecrübe Puanı
    1000

    Standart Ruhsal ve beyin gücü (PARAPSİKOLOJİ)

    NAZAR




    Inanisi binlerce yil öncesine kadar dayanan bir olgudur Nazar. Sözlük manasi bakmak, isteyerek beraberinde de imrenerek bakmak, göz atmak, yan bakis, negatif bakis olan Nazar Degmesine mahsus düsünce gerek derindir, gerek de oldukça çok eskidir.

    Nazar, gerek bakislardan, gerek sözlerden ve gerek de negatif olan düsüncelerden kaynaklanmaktadir. Bazi zamanla ise nazarin pozitif düsünceden bile kaynaklandigi olmaktadir. Bu bitki, hayvan ve insanlar üzerinde negatif titresim frekansi olarak etkisini göstermektedir.


    Buna neden olarak en çok bilinen durum, göz vasitasi ile yayilim gösteren negatif enerjidir. Bu ifade halk arasinda ugursuz bakis, yani kem göz olarak isimlendirilir. Ve bir de bu bakisa sözleri ekler isek, ortaya tehlike boyutlari oldukça çok yüksek bir durum çikmaktadir.

    Yine halk arasinda nazar degdi tabiri ise bu gibi durumlarin olusmasindan kaynaklanmaktadir.


    Mesela, bir kisiye; Bu gün çok güzel görünüyorsun veya bu bardak çok güzelmis, ve bunun gibi sözleri söylerseniz beraberinde o kisi veya o bardak daha sonra bir zarar görür ise olay otomatik olarak insanlar tarafindan size dönecektir, insanlar bak iste bilmem kimin nazari degdi, o gelinceye kadar hiç bir sey yoktu ve de o konustuktan sonra bunlar meydana geldi, gibi kelimelerle sizi suçlayacaklardir. Bütün bu ve bunun gibi durumlarla güncel yasamimiza siklikla karsilasiriz.


    Elbette ki bu tip keskin sekilde olan, etki gücü yüksek bakis yada söz söyleme kabiliyeti herkeste yoktur. Olan kisilerin ise büyük bir bölümü, böyle bir güce sahip olduklarini bile bilmezler. Inanilan su dur ki ; göz rengi olarak mavi renk olanlar, gözleri sasi veya sasi bakanlar, agzindaki disleri seyrek sekilde olan kisiler ve dogustan topal olanlar, halk arasinda nazarinin degdigine inanilan kisilerdir.


    Tüm bu saydiklarimiz nazari degen kisiler, bir de kendisine nazar degen kisiler vardir ya da siklikla nazara ugrayan kisiler vardir diyelim. Iste bunlar, güzel kadin ve yakisikli erkekler, birbirine karsi uyumlu, yakisan yeni nisanli veya yeni evli çiftler, becerileri hayranlik uyandiran kisiler, is hayatlarinda basari sahibi olan kimseler, basarili ögrenciler gibi kisilerdir, bir de sevimli çocuklara ve bebeklere de çok çabuk nazar deger.


    Nazara Karsi Alinacak Tedbirler :

    Inanislara göre, nazarlik tabir edilen fetislerin negatif titresimsel olan etkilerini azaltacagi hatta tam olarak yok edecegi çok yaygindir. Bunlarin arasinda kem gözler için kullanilan en yaygin sey de mavi renkli bir boncuktur. Eski çaglarda Orta Asya inanislari neticesinde Göklerin Tanrisi olan Tengri Ülgen'in göklerde oturarak halkini kötülüklerden korudugu söylenirmis. Ve de iste bundan dolayi halklar gögün rengi olan maviyi kutsal saymislardir, saygi göstermislerdir. Bir rivayete göre de büyük lider Cengiz Han babasinin mavi bardaginda su içermis, mavi renk daha sonralari Selçuklular ve Osmanlilar döneminde de çok kullanilmistir, mavi çini üzerine ayetler yazilmak suretiyle türbe ve de medreseleri süslemislerdir.

    Nazari geri yollamak bakimindan da el ve beraberinde el biçiminde nazarliklar kullanilmaktadir. Bunu uygulamada hedef, gözden gelen enerjinin parmaklardan çikan enerjinin içinde yok edilmesidir. Ve iste bu sistem, sag eli açik tutarak bes kere gözün içersine, bes kere gözün üstüne diyerek, bes olan parmak sayisindan hareketle bes köseli seylerin, mesela yildiz gibi nazara karsi tilsim olarak kullanilmasidir. Nazarlik ve beraberinde de süs esyasi olarak el seklinde pek çok degisik çesit tilsim vardir.


    Tüm bunlarin yaninda pek çok hayvan organi, kemikler, bitkiler de nazara karsi kullanilmislardir. Halk arasina en çok yaygin olanlari ise sunlardir : At nali, köpek tüyü, yilan kemigi, balik kulagi, boynuzlar, kertenkele kuyrugu, yumurtanin kabugu, eski bir süpürge, eski elbise, sarimsak, üzerinde yedi delik bulunan boncuklar, hurma çekirdegi, kurt boncugu, kafa tasi ve benzerleri.


    Yahudilerin ise Tanrinin eli diye nitelendirdikleri el biçiminde yapilmis nesneler, duvarlarina astiklari yine el biçiminde, orta kisminda mavi bir boncuk bulunan nazar kovuculari vardir. Yahudiler, bunlarin uguruna, yaptiklari islevlere oldukça çok inanmaktadirlar.


    Müslümanlar da ise bu el biçimindeki nazar kovuculara Fadime Ananin Eli olarak isimlendirilmektedir.


    Ön Asya Hiristiyanlari ise buna Meryem Ananin Eli adini takmislardir.


    Hiristiyan ve Musevi toplumlarinda ise bu gibi tilsimlara Amulet denmekte,

    Türkiye'de ise bunun gibi her tür olan amulete de "Nazarlik" denilmektedir.


    Ayri yeten, göz ve beraberinde göz biçimindeki seyler de çogunlukla koruyucu tilsim olarak kullanilmaktadir.


    Bütün bunlarin beraberinde bir de dogal taslardan ortaya çikan koruyucu tilsimlar da mevcuttur.


    Nazar Degmesinden Dogan Rahatsizliklar ve Kurtulma Yöntemleri :

    Kimi insanlarin Nazar Degmesi , kimi insanlarin da Göz Degmesi dedigimiz seylerin neticesi çogunlukla ani bas agrisi biçiminde bir belirti ile kendini göstermektedir. Bu gibi rahatsizlik durumlari artik tip dünyasi tarafindan da yavas yavas kabul edilmektedir. Insan gözünün yaymis oldugu isinlar, dikkatli bakislar, kiskançlik hatta imrenerek yapilan bakislar neticede yogunlasarak, karsi organizmanin atom moleküllerinin çalisma mekanizmasina tesir etmesi durumu nazarin bilimsel bakimindan açiklanmasini bizlere göstermektedir.

    Nazardan korunmak bakimindan akla gelen ilk korunma biçimi, nazar degmesi muhtemel kisi veya nesneleri nazarinin degecegine inandiginiz kisilerden kaçirmaktir, yani kisacasi buna Kem Gözlerden kaçinmak diyebiliriz.


    Halk inanisi arasinda ise yeni dogan bebekler kirk günlük olmadan sokaga veya tanimadik kisilerin karsisina çikarilmazlar, hatta sihhatli ve güzel çocuklari da elden geldigince imkanlar dahilinde nazarinin dokunma ihtimali olan kisilerin karsisina çikarmamak gereklidir. Sevgi ve hayranlik yüklü bakislar, asiri oksama ve öpmeler negatif neticeler verebilecegi inancina göre, hos sözler yerine halk arasinda maskara, çirkin gibi kötüleyici tarzda ters etkilesim yaratacak kelimeler kullanilmaktadir.


    Gene halk arasinda yaygin olan bir deyim vardir, Elem Tere Fis, Kem Gözlere Sis, bu deyim nazari degmesi muhtemel olan kisiye karsi söylenmek suretiyle, gözünden çikacak olan enerjiyi bertaraf etmek maksadiyla kullanilan bir deyimdir ve bir de Masallah diyerek ardindan da tü, tü, tü gibi sesleri çikararak tükürme taklidi yapilmaktadir, bundan kötü gözlerin etkisini ürküterek kaçirma maksadi güdülmektedir. Küçük çocuklarin üstüne bir nazar boncugu veya bir masallah yazili olan bir seyler takmak da halkimiz arasinda oldukça çok yaygindir.



    Bilgi Paylaştıkça Büyür...Büyüdükçe Yaşar...

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bu Konu için Etiketler

Konuyu Favori Sayfanıza Ekleyin

Konuyu Favori Sayfanıza Ekleyin

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Antalya escort bayan I Antalya bayan escort I antalya escort I Alsancak Escort